Cemre Değil Zehir Düştü

Sürekli değişen, hızına yetişilemeyen bir gündeme sahibiz. Bu hızlı gündemin bir çok maddesi ne yazık ki memleketimizin gerçekleriyle alakalı değil. Sanal gündemler, sanal sorunlar…  Kimyager arıcı Nevzat Çağlayan bu sanal gündemlerin ötesinde acı bir gerçeğe dikkat çekiyor: Arı ölümleri… İşte memleketimizde gerçek bir sorun. Arı ölümü yalnızca arı ölümü değil. Tabiatın dengesinin bozulması demek. Nevzat Çağlayan’ın çığlığına kulak verelim!… Geç olmadan!…IMG-20190220-WA0005Bu gün ilk cemre düştü.

Bu söz modern toplum için pek bir şey ifade etmese de, çocukluğumdan beri arılarla hemhâl olan benim gibi biri için baharın ilk müjdecisi, sezonun başlangıcı, rengareng çiçek açacak tohumların uykudan uyanmasını sağlayan ilk sıcaklığın varlığı manasına geliyor.

Rençberlikten kalma bel ağrısına rağmen gün ışığının gülümsemesiyle uyandım. Daha yataktan doğrulup yüzümü yıkamadan modernitenin ibadetini yerine getirmek için androide uzattım elimi. Whatsapp uygulamasındaki onlarca mesaj içimdeki sevincin kenara çekilip telaşa yer açtığını gördüm. Mersin’de konaklayan arıcı bir arkadaşın gruba attığı bir çok fotoğraf ve de video cemrenin değil zehrin düştüğünü gösteriyordu. Kovanların önündeki ölü arıların ve bu ölülerin felç geçirmiş arıların can çekişmesini izledim. Gördüğüm fotoğraflar ve videolar var olan sevincimi hüzne, acizliğe, sinire dönüştürmüştü. Bu duygularımın yansıması olan bir çok beddua, küfür ve de acizliğin göstergesi olan “geçmiş olsun” mesajları birbirini takip ediyordu. Koloni kayıplarını haber eden Mersin‘deki arıcının “arılar hep öldü” sözü son okuduğum metindi.

Devamını oku

Müslüman Coğrafyalarda Din Eğitimi

Vehbi Başer’den Din eğitimi mevzuuna küçük bir değini…

medrese.jpg

Müslüman coğrafyalarda, din eğitimini bir cemaat organizasyonu altında yapan ve kendilerini genellikle “okul”, “ilim”, “öğrenciler” anlamına gelen kelimelerle adlandıran, nüfusu uzun sayılamayacak bir zaman diliminde kalabalıklaşan, özgül ağırlıklarıyla orantısız bir nüfuz ve kudret devşiren hareketlerin yine uzun sayılamayacak bir süre zarfında ve hızla yapı, karakter ve fonksiyon değiştirerek dönüşüme uğramasının mebzul örnekleri vardır. İran Devrimi’nden Afgan Direnişine, irili ufaklı Orta Asya organizasyonlarına, Selefi Gruplara “Kardeşler” organizasyonlarına ve hatta Türkiye’deki dinî cemaatlere ve tarikatlere varıncaya kadar, bu hareketlerin hep “çocuk okutma” ve “talebelere yardım” organizasyonları ile başladıkları yolculuklarının zamanla nasıl bir dönüşüm geçirdikleri ilginç bir karşılaştırmalı sosyal hareketler doktorasına konu olmayı hakediyor.

Her ne kadar kariyer dönüşümlerinin uğrakları birbirlerinden oldukça farklı güzergahlar izleyip farklı terminallere doğru ilerlese de, bu hareketlerin doğum evresinde hep asli meşgalesi öğrenci yetiştirmek olan bir kalkış noktası olması ilginç değil midir?

Devamını oku

Stefan Zweig ve Satranç

Lütfi Bergen yazdı…

stevan.jpg

Stefan Zweig‘ın son eseri Satrançyazarın duygusal durumunu hikâyenin kahramanı Dr. B. üzerinden ifşa eder. Dr. B. ile Zweig‘ı birbirine benzer kılan husus, ikisinin de Yahudi zengin ailelere mensup iken Nazi şiddetiyle karşılaşmaları, sıkışmışlık ve sürgünlük yaşamalarıdır.

Stefan Zweig, Hitler’in iktidara gelmesi nedeniyle 1934 yılında Avusturya’yı terk ederek “gönüllü sürgün”lüğe mecbur kalmıştır.

1881 yılında Viyana‘da doğan Zweig‘ın babası Moritz Zweig, tekstil işletmesi bulunan büyük bir iş adamıdır. Annesi Ida Brettauer ise aristokrat ve Yahudi banker bir aileden gelmektedir.

Novellanın (Satranç) entelektüel kahramanlarından Dr. B. de Yahudi kökenli Viyanalıdır. Dr. B.’nin babası, Ruhani Parti‘nin ilk milletvekili seçilmiş sonraki yıllarda bazı manastırların hukuk müşavirliği ve servet yönetimi işleriyle uğraşmaya başlamış bir avukattır. Babası bu işleri bıraktıktan sonra Dr. B. işleri devralarak sürdürmüş ve prensip olarak başka müvekkil dosyası da kabul etmemiştir. Avusturya İmparatorluk ailesinin bazı üyelerinin işlerini de kendisi takip etmektedir. Dr. B.‘nin bir amcası, imparatorun özel doktoru ve diğer bir amcası ise Seitenstetten’de başrahiptir. Başrahiplik görevi bu ailede üç kuşaktan beri yürütülmektedir (Zweig, 2012: 42-43).

Devamını oku

Yaşamsal Sırlar

Peren Birsaygılı Mut yazdı…

psikoloji

Psikolojinin gerçekten de çok uzun bir geçmişi fakat kısa bir tarihi vardır.

Ancak çoğu insanın zannettiği gibi, psikoloji sadece Freud’tan ibaret falan da değildir. Mesela Aristo… İlk psikologlardan olduğu kabul edilir, daha doğrusu onun ruh ve maddeyi birbirinden ayırmasından sonra, nice düşünür de bu ruh gerçeğinin peşine düşmüştür. Ve aslında Freud’u farklı kılan en büyük etken, psikolojiyi üniversite laboratuarlarına hapsolmaktan kurtarıp, hayatın içine çekmiş olmasıdır. O nedenle, mesela Gestalt ya da Wundt çoğu insan için pek bir anlam ifade etmezken, Freud ve özellikle psikanaliz konusunda neredeyse hemen herkes az çok bir şeyler bilir

Bilirsiniz, psikanaliz bir bilinçaltı tezinden ibarettir. Yani, ta çocuklumuzda ya da hadi ilk gençliğimizde diyelim, yaşanmış bazı hadiselerin zihnimizde tekerrür ettirilme hadisesi. Freud’a göre, id-ego-süperego olarak üç kısma ayrılan insan bilincinde, bu üçünün birbiriyle temas etmesiyle ortaya çıkan sorunların, bastırılan sırların tahlil yöntemidir bu.

Devamını oku

Petris Dağı’nda Sartre ile başbaşa

Alaattin Diker yazdı…

trier
Trier

Sezai Karakoç için

I.

Trier‘e ilk geldiğimde tüm şehirde Petrisberg‘de işlenen bir cinayet konuşuluyordu. Japon kız öğrenci Ayano Mutsuko bir dağ yürüyüşünde saldırıya uğramıştı. Cinayet ancak yıllar sonra aydınlatıldı. Bir süre Heiligkreuz semtinde Katolik bir ailenin yanında kaldım. Kullanmadıkları tek odayı kiraya vererek aile bütçesine katkı sağlıyorlardı. Ama evin orta yaşlı hanımı, Frau Ebel, her sabah kahvaltımı hazırlamaktan geri durmazdı. Adeta bir orman içine, doğanın tam ortasına yerleştirmiş üniversite ise şehir dışında bulunuyordu. Üniversite’ye giden hat şimdi müze olarak kullanılan Karl Marx‘ın doğduğu evin önünden geçerdi. Daha sonra kampüse yakın bir öğrenci yurduna taşındım. Petrisberg’e bisikletle 5 dakika uzaklıktaydı. Öyle ki akşamları balkondan yamaçları üzüm bağlarıyla kaplı bu dağın üzerinde batan güneşi izlemek ayrı bir zevkti benim için. Halk arasında bu dağ ‘Petrusberg’ olarak bilinirdi. Halbuki tepe ismini şehri koruduğuna inanılan Aziz Petrus‘dan değil, 19. yüzyılın ikinci yarısında dağın doğu yamacına ‘cafe’ açan Petris isimli bir kişiden almaktaydı.

Devamını oku

Şar Dağı’nda Ecdad Yurdu Kalkandelen

İlber Şiyak yazdı…

şar dağı.jpg

                                                                                                 

ilber-c59fiyak-e1550045089461
İlber ŞİYAK

 “Çıkabilsem şu Şardağı’nın başına

                          “Çıkabilsem şu Şardağı’nın başına

Ah alabilsem nazlı yâri karşıma.

Yar söylesin aklım gelsin başıma

Ah, buz buz olur şu Şardağı’nın suları…”

Evet… Türkülerde anlatıldığı gibi. Buz buz olur Şardağ’ın suları… Kalkandelen (Tetovo) Şehri; Şardağı’nın eteklerinde, Vardar Nehri’nin suladığı bereketli “Vardar Ovası”na sahip yeşillikler içinde kurulu olan Makedonya’nın üçüncü büyük Şehri olan Kalkandelen 

14.yy.da Osmanlı Devleti’nin topraklarına katılmıştır. Şardağ’ının ardında komşu ülke Kosova vardır. Gostivar Şehrine 30km., Başkent Üsküp’e 37 km. uzaklıktadır. Gostivar Şehrinin Vrutok mevkiinden kaynağan “Vardar Nehri” Kalkandelen Ovasından geçerek Üsküp’e doğru yol alır.

Devamını oku