Aşkın Şarkısı

Mehdi Genceli yazdı…

nööhjöhjöjhöhjöhj

Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek… 
*
Her başarılı aşkın arkasında bir şarkı vardır…
Aşk kuru bir ten, şarkı bu cansız tene nefes veren zinde bir ruh…
Bir şarkısı olmalı aşkın…
Öyle siparişle yazılmış, üç gün sonra unutulacak uyduruk şarkı değil ama. Gönülden olacak o şarkı, kendiliğinden meydana gelmiş olacak…
Şarkın ne kadar çılgın ve sahici olursa aşkın da o oranda makbul ve saygın olacaktır…
Aşkı ancak başarılı bir şarkı payidar kılabilir.
Aşkın ömrü, şarkının gücü kadardır.
Aşkı aşk yapan, şarkısıdır.
Aşk biter, şarkı kalır…
“Kendi gitti, ismi kaldı yadigâr…”

Devamını oku

İnsanı Taşımak

Gürgün Karaman yazdı…

vvcvccvn

İnsan, insanı taşıyabilir mi? Kötülüğün sıradanlığı değildir mesele. Sıradanlığın kötülenmesidir modern zamanlar. Eğitimli, modern, diplomalı, maaşlı, bilim insanı… Ne çok unvan var modern dünyada. Var oluşa katılmak için modern insan kariyer, performans, başarı, sermaye, medya, popülizm vb. peşinde koşar. Bilgelik, ariflik, marifet, iltifat yoktur burada; bu varoluşun sadece mekanik olan iki temeli vardır: ego ve popülizm; yani şehvet, şöhret ve afet…

Modern dünya alabildiğine bulanıktır. “İyilik yap, denize at; balık bilmezse Halik bilir.” Kadim zamanlarda kirletilmeyen var oluşumuzun kaynağı olan sudaki kadir kıymet bilmeyen bir balık olsaydı bile Halik, buna dair olan iyilik hamlemizi meleklere yazdırırdı. Yazdırmasaydı insanlık bugüne taşınamazdı. Gelinen zor zamanda kıyamet tellallığı mı yapıyoruz acaba? Bilinçaltımızda Mehdi mi bekliyoruz? Denize bıraktığımız iyiliklere, denizlere ve balıklara ne oldu?

Tüm sular kirletildi modern insan tarafından. Temiz bir su kalmadı ki iyilikler, kötülükleri temizlesin. Suyun kendisi kirlenmişken, kirletilen sularda balıkların yaşamadığı bilincini kaybetmiş biri, iyiliği balıkları beslemek için değil, egosunu popülaritesini beslemek için atıyordur. Asıl iyiliği yapanlar ise “sağ elinin yaptığını sol eli dahi görmeyenlerdir.”

Hiçbir şeyin taşınamadığı bir zamanda kıyameti beklemek de bir hak olsa gerek. Şeytan, insanı taşıyamadığı için isyan etti. Kendi kendisini taşımaya dair söz veren insan, bu iddiasıyla cennete bırakıldı. Ama o da cennette kendisini taşıyamadı. Ne kendisini taşıyabildi, ne hemcinsini, ne de cenneti. Cennette taşıyamadığı yük, ondan alındı ve yeryüzüne başka bir yükü taşımak için gönderildi. Belki taşıyabilir umuduyla bir fırsat daha kendisine verildi.

Devamını oku

Yeni Düşman “İslam”

Güngör Gökdağ yazdı…

ssssssssssss.jpeg

Batılılar, Osmanlı’nın duraklaması ile ilk zamanlar Avrupa merkezli, İkinci Dünya Savaşı‘ndan sonra ise ABD merkezli olarak sürdürülen siyasi, iktisadi ve askeri yön verici öncülüklerini kaybetmemek için dünya ülkelerini kontrolü altında tutacak sebepleri üretmekten hiçbir zaman geri kalmamıştır.

Bu minvalde ABD yönetiminin başını çektiği anlayış, yakın zamana kadar tehdit unsuru olarak gördüğü Sovyetler Birliği eksenli komünizm tehlikesi bitince, bunun yerine Batı medeniyeti için tehdit olarak görülen İslam‘ı ikame ederek, yeni bir düşman kurguladı.

Bu yeni düşman, İslamofobi adı altında kısa zamanda yaygınlaştırıldı ve asrın en büyük global tehlikesi olarak bütün dünyaya kabul ettirilmeye çalışıldı.

Ardından 11 Eylül’de Amerika’daki İkiz Kulelere ve bazı Avrupa ülkelerinin başkentlerine yönelik terör saldırıları, İslam dünyasının kahir ekseriyeti tarafından tasvip edilmemesine rağmen, terör olayları bahanesiyle, hem ABD yönetiminin saldırgan ve mütecaviz politikalarına küresel destek arandı, hem de Müslümanlar hakkında olumsuz bir algı oluşturuldu.

Devamını oku

Sabırla Olgunlaşan Tatlar

Gökçen Demiray Erkek yazdı…

ttttttttt

Hep merak etmişimdir, bu salaş yerlerdeki lezzet nerden geliyor? Yoldan geçsen içeriden su isteyip içmezsin ama birisi metheder, zorla “Ama etrafa bakma yemeğini ye.” 😂

Ya da “Seni öyle bir yere götürüceğim ki mahalleye dükkâna bakmayacaksın, lezzete bakacaksın tamam mı?”

Ve sonunda film seti gibi bir yere gidersin ve tadı damağında kalır lezzetin. Düşünürsün, bunun sırrı ne ola ki diye? (Pis olması olamaz tabi. Hıııı parmağımı sallıyorum şuan yüzüne) Neyse zaman içinde onlar da biraz hijyenden nasibini aldı canım. 😁

Evet, fotoğraftaki çorbaya gelelim. Sesleniyorsun içeriye “ustaaa 2 karışık çek!” Aha da tam olarak fotoğraftaki çorba geliyor.

Devamını oku

Seyid Onbaşı’yı Hatırlamak

Emine Bilge yazdı…
mmmm.jpg
Dün (18 Mart) herkes bir şeyler paylaştı, hatırladı, konuştu, andı ve hatta kutladı kendince. Ben de yaptığım bir çok çalışmanın, ilk seansı olan ön görüşme kısmında, stresin bedenimize olan etkisini anlatırken sürekli ismini anar ve yâdederim Seyit Onbaşıyı. O halde yazmalıydım bu konuyu. 
Umulur  ve muhtemeldir ki bundan sonra sizler de daha sık hatırlayacaksınız onu. Öncelikle stres anında beynimizde ve dolayısıyla bedenimizde neler oluyor, özetle ve (amigdala, limbik sistem, allostaz mekanizması vs. gibi isimler kullanmadan) basitçe bahsedeceğim.
Beynimiz için stres tehlike demektir. Ve yapması gereken bizi tehlikeden korumaktır. Olaya, duruma göre ya savaşmamız ya da kaçmamız için organize eder tüm bedenimizi. Yani bir  “savaş veya kaç” hali başlar tüm bedende. Öğrenme yeteneği, düşünüp analiz etme, doğru seçeneği bulma yeteneği, hafıza,  iç organlar, bağışıklık sistemi, ikinci plana atılır. Böbrek üstü bezleri kortizol, adrenalin gibi stres hormonları salgılar. Enerji kol ve bacaklara gönderilir, kas gücü artar ki kişi daha iyi savaşabilsin veya kaçabilsin. Yani stres anında beyin isletim sistemini değiştirir diyebiliriz. Stres hâli geçtikten sonra ise tekrar normal işletim sistemine geçer beyin.

Devamını oku

“Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı”

İlber Şiyak yazdı…

374-768x567
“Dur yolcu..!
Bilmeden gelip bastığın bu toprak ,
Bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın ,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.!”
                 Necmettin Halil ONAN

Evet,  Dur yolcu!!!

“Bilmeden basıp geçtiğin bu toprak, Bir devrin battığı yerdir..!” Değerli okurlarım, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferimiz kutlu olsun. Allah bir daha aziz milletimize böyle kara günleri yaşatmasın.

“ÇANAKKALE”

Seyit Onbaşının dünyayı sırtında kaldırdığı yer. 57. Alayın göğsünü düşmana siper ettiği yer. Mustafa Kemal’in, Anafartalar’da ve Conkbayırı’nda tarihe destan yazdığı yer. Vatan sevgisi ile dolu Kınalı Kuzuların, İman ile dolu dağ gibi yürekleriyle , “Çanakkale Geçilmez” diyerek dünyaya yeniden tarih yazdıran yer…

Davetli olarak Çanakkale Alan Kılavuzları tarafından düzenlenen  “Yazar İlber Şiyak ile Rumeli Tarihi ve Kültürü” konulu söyleşi etkinliğim sonrasında, dinlemeye gelen konuklara hitaben yaptığım konuşmamın son bölümünde, Rumeli’den Çanakkale’ye gönüllü olarak savaşmaya gelerek, Gelibolu yarımadasında Şehit düşerek solan Rumeli’nin Güllerİnden bahsetmiştim.

Devamını oku

Protestoyu Batı’dan Beklemek

Servet Kızılay yazdı…

csdsdfsfsvsv.jpg

Yeni Zellanda’daki katliamla birlikte Batı’nın ikiyüzlülüğü tekrar daha şiddetli gündeme geldi. ‘Neden Batı’nın bunu protesto etmediği’ ile hikmetli açıklamalar yapıldı, her yerde. Herkeste Batı’dan bir protesto beklentisi, ortaya çıktı. İşin bu noktası, toplumsal ve düşünsel şizofreninin ilk aşamasıydı. Hem Batı İslâm karşıtıydı hem de bu iğrenç katliam için Batılıların kendilerini sokaklara atıp parçalayacakları, Devlet nezdinde büyük gösteriler düzenleyeceği varsayılıyordu.

Acaba gerçek bir protesto nereden gelmeliydi ya da kim yapmalıydı?

Yalnızca Suriye’de 1000(bin)’e yakın caminin yıkıldığı (hem bunlar Toki camileri değil birçoğu İslam eserlerinin nadide parçaları) rapor edildi. Binlerce kişi camilerde katledildi. Mısır’daki “büyük cami” katliamı (184 ile 234 kişinin katledildiği) üzerinden çok zaman geçmedi. Irak’ta uzun süredir Cami ve kutsal mekanlarda saldırılarda katledilenler yine binlerle ifade ediliyor. Pakistan, Bangladeş hep cami katliamı ile gündemdeler.

Devamını oku

Dünyayı Şu Sesten Mahrum Bırakmak mı Müslümanlık?

Mustafa Everdi yazdı…

peşin.jpg

1. ÖNYARGI MÜSLÜMANLIĞI

Peşin hükümler beni inşa eden.

Bir eseri okumaya peşin hükümlerimle başlarım; beklentimi karşılıyor mu? Önemli olan benim tercihim. Elbise alırken, rengi ve tarzını peşin hükümlerimle tercih ederim. Evimize bir tablo alırken, ‘hat sanatı’ eseri olması bir tercih, çoğu zaman peşin hükümlerdir. İnanan insanın kültürüne ait bir unsur, işaret, sembol olmalı diye. Dikkat ettiyseniz ‘sanat değeri’ demiyorum; peşin hükümler belirleyici oluyor. Hâlbuki Osmanlıca matbu eserleri bile zor okurum. Şimdi bu hat levhadaki girintiler, istif, harf karakterleri her biri ayrı sanatsal bir derinlik ama ben bunu anlamaktan uzağım. Ev ve işyerime asmam, dindarlığın zorunluluğundan. Yoksa sanatsal duyarlılık değil derdim.

Bu nedenle camilerimiz duvarda boşluk kalmayacak şekilde ‘hat sanatı’ ile sahabe albümü gibidir. Çocuklarımızı da yaz tatillerinde camilere göndeririz ki hem sureler ezberlesin, hem camilerdeki İslam sanat ve tezyinatı ile karşılaşsınlar.  İslam sanatı için bir bilinç oluşsun diye değil. Batıdaki gibi Rembrant’ın, Caravaggio’nun önünde saatlerce tartışacak değiller nasıl olsa. Sureler gibi levhalardaki isimleri ezberlesinler; yeter. Peşin hükümlerimiz çünkü bizi inşa eden.

Devamını oku

%d blogcu bunu beğendi: