Cami Out Kafe İn

Ahmet Bayraktar yazdı…

camii cemaatsiz.jpg

Eski müslüman taifesinin anlayamadığı yeni yetmelerin de pek umrunda olmadığı bir durum var. Gençler camide bulunmaktan haz almıyorlar. Hazzı için dağları delebilecek bu nesil de cami yerine kafelerde toplanmayı tercih ediyorlar. Bir zamanların alperen müslümanları da buna haklıca itiraz ediyorlar. Camisiz Müslümanlık mı olur arkadaş! Mevcut durum bunun çok da tartışmaya haceti olmadığını gösteriyor. Ne değişti ve neden peki?

Devamını oku

Goethe Yaşamın Sırrını Çözmüş Mü?

Hale Karaarslan yazdı…
goethe

Babası kralın baş danışmanı, annesi, Frankfurt belediye başkanının kızı Katharina Elisabeth Textor’un oğludur. Johann Wolfgang Goethe aşçısı, dadısı, seyisi, mürebbiyesi, kütüphanesi olan bir evde doğar ve daha çok küçükken okumaya yazmaya başlar. Babası onun da kendisi gibi bir hukukçu olmasını çok ister. Goethe babasının isteği üzerine, ilk, orta ve lise tahsilini hızla bitirerek, henüz 16 yaşındayken üniversiteye başlar. Ama onun isteği kuytulara çekilip şiirler karalayarak, boş zamanlarında Göttingen’li David Michaelis’in dizi dibine oturup Arapça okumaktır.

Daha sonra, istese de istemese de Leipzig’e gider hukuk tahsili yapar. Weimar Dükü Kral August, Goethe’yi oğlu gibi sever, yardımcı olur. Hatta bir ara düklüğün idaresini ona bırakıp kendisi sayfiyeye gider. Goethe bu dönemde hem yöneticilik yapar, hem ufak ufak notlar tutar. Kendince şiirler yazıp, hikayeler karalar…

Devamını oku

Uğultu

Cemil Kanca yazdı…

kumar.jpg

Kasabalılar onlara ‘kırıkçılar’ adını yakıştırmıştı. Kırıkçılar, kahvenin; halk arasında ‘hücre’ adıyla bilinen loş odasında bir araya geliyor, gece yarılarına; çoğu kez de şafak sökünceye kadar kumar oynuyorlardı. Hiçbir zaman memnun görünmese de, işin kaymağını yiyen kahveci Barbaros’tu. Kısa boyu, sarkmış göbeği ve ağzından düşmek bilmeyen piposuyla, odaya her giriş-çıkışında keyfi biraz daha yerine gelirdi. Yaptığı işten dolayı kendisine kötü gözle bakıldığını biliyordu ama, söylentileri önemsemiyordu. Her tür kabalığı işkillenmeden karşılayan bu adam, ‘hücre’ye girmeye meyilli olanlara daha da alçak gönüllü davranıyordu.

Devamını oku

Ayrılıktan Ölüm Yeğdi

Mehdi Genceli yazdı…

şövket.jpg

Azerbaycan’ın Sovyet dönemi sanatçılarını gayet iyi bilirim. Benim çocukluğumun duayen sanatçılarıydı onlar. O birbirinden değerli, birbirinden usta sanatçıların ruha kâh coşku kâh da hüzün veren şarkılarıyla büyüdüm. Hamuruma maya, uykularıma ninni olan bu milli “mahnı”ların çoğu tabii ki ezberimdedir hâlâ. Evde, sokakta, sınıfta mırıldanır dururum zaman zaman. Sesim de fena değil bu arada… Onlar kadar iyi söyleyemesem de alaylı takımına taş çıkartırım yeminlen. Devlet senfoni orkestrası gibi ıslık çalarım bir de… Bu sâyede bütün müzik âletlerini kullanabiliyorum. Beni bilenler bilir, fazla söze gerek yok…

Sovyetler dağıldıktan sonra ritim bozuldu sanki. Devlet desteği kaybolunca kalite irtifa kaybetti. Yetenek köreldi, ilham perileri göğe çekildi, sanatçılar yozlaştı, şarkılar anlaşılmaz oldu. Yüksek yüksek müzik okullarında dirsek çürütmüş o güzide sanatçıların tahtına, mahalle mektebinde yarım yamalak mikrofon yalamış türedi sanatçılar oturdu. Sanayi-i Nefise görmemiş bu nev-zuhur sanatçılar, mantar gibi çoğalan renkli ekranları vitrin olarak kullandılar. Kabul görenler düğünlere kaydı, oralardan yüklü paralar kazandılar. Neticede “sanat, sanat içindir” ilkesi çöpe atıldı, onun yerine “sanat, sünnet düğünlerinde şarkı söylemek içindir” anlayışı geldi.

Devamını oku

Fotoğraf Okumaları/Foto Terapi

Sacit Türker yazdı…

s844040232614509840_p3_i1_w600.jpeg

İyi fotoğraf böyle bir şeydir işte…

İki farklı dünyayı tek doğal çerçeve içerisine ustalıkla yerleştirir; buğulu ve sisli camın arkasındaki meçhul melek yüzlerden taşan o saf ve masum bakışları taa insanların gönüllerine kadar aynalar ve gölgeler vasıtasıyla sessizce ve kırıp dökmeden taşırsınız. Sanata dönüşen fotoğraf karesi böylece zevk, heyecan ve imrenme duyguları ile kendini her milletten insana seyrettirir. Çünkü, anlatacak iyi bir hikâyeniz varsa sizi dinleyecek en az bir kişi bulunur daima…

56681290_2556985694528424_1331200438808084480_n

Devamını oku

Öyle Olmamalıydı!…

Alaattin Diker yazdı…

thumbnail_IMG-20190518-WA0002

Bugünlerde Almanya’nın eski başkenti Bonn’da her şey ünlü besteci Beethoven’a göre ayarlanmış. Sadece kamu kuruluşlarında değil, sivil toplum örgütlerinde de bir telaş hâkim, çünkü şehir, 2020 yılında, dünyada en çok tanınan evladının 250. doğum gününü kutlamaya hazırlanıyor. Kime sorarsanız; ‘Bizim Ludwig’ diyor, başka bir şey demiyor…

Ludwig van Beethoven, Aralık 1770’de Bonn‘da doğdu; müzikal yeteneklerini ve ahlaki değerlerini yaşamının ilk 22 yılında bu küçük şehirde kazandı. Saray müzisyeni olan dedesinin ismini alan Beethoven, çoğu kez Alman Aydınlanması ile birlikte anılır. Bugün Bonn‘da birçok mekân onun ismini taşıyor ve hatırasını yaşatıyor. Çarşılarda onunla ilgili ürünler hem sergileniyor hem de satılıyor.

Devamını oku

%d blogcu bunu beğendi: