Polisiye Üzerine Tezler

Sadık Yemni yazdı…

polisiye.jpg

Polisiye benim için 2S merkezli bir elipstir. Suç ve Sır. Suç ve Sır merkezli bir geometrik cismi düşünmemin nedeni, suçu kimin (kimlerin) ve neden işlediğini bulmak için tümdengelim muhakemeyi, akıl yürütmeyi temsil etmesidir.

Kurgusu iyi çatılmış polisiyede okur kendi de detektife, araştırmacıya paralel akıl yürütür ve bazı sonuçlara varır. Oturduğu yerden yer yer risk taşıyan bir vakayı adeta yaşar gibidir. Dozunda verilen heyecan 2S merkezli elipsin içini dolduran, adeta çeperlerin içeri göçmesini ve şeklin deforme olmasını engelleyen bir öğedir. Heyecan her ortamda yetişen bir bitkidir, ama bence en çok etki yaptığı alan olayların sıradan insanların, günlük hayatın içinde seyrederken beklenmedik şeylerin vuku bulmasıdır. En inandırıcı ve dolayısıyla heyecanı bol öyküler bazı istisnalarıyla ortalama hayatların ortamında salınır.

Devamını oku

Habermas Üzerinden Osmanlı’yı Okumak

Nilgün Çelebi yazdı…

habermas

Habermas denince vurgulanması gereken çok önemli bir tespit de şudur: Malûm Marx, çok kabaca özetlersem, alt-üst yapı’dan söz eder. İdeoloji ve politik olanı üst, ekonomiyi alt yapıya yerleştirir. Tilmizleri ise meseleyi daha şematikleştirerek, ki böylece kestirmeden öğrenilmesi daha kolaydır, alt yapının belirleyici, yani determine edici, üst yapının ise alt yapıyı etkileyici olduğunu söylerler. Yine çok kabaca, Avrupa komünizminin teorik seviyedeki temsilcileri diyebileceğimiz başta Althusser, Gramsci gibi adlar bu kaba ayrımı rafineleştirmek istediler. Üst yapıdaki ideolojik ve politik düzlemi ayrıştırdılar. Böylece triplex bir model kurdular. Althusser‘in Devletin İdeolojik Aygıtları, Gramsci ‘nin hegemonya kavramlaştırmaları bu bağlamda anlam kazanır.

Devamını oku

Kentli Müslümanlık

Vedat Kahyalar yazdı…

mekke.jpgPeygamberimizin vahiyle tanıştığı Mekke‘de; İslâmı tanıtma, yayma dönemi 13 yıl sürmüştür. Bu 13 yılda öncelikle iman, tevhid, şirk, adalet, zulüm, ahlak olmak üzere, ilk Müslüman olanlar o günün şartlarında bilgilendirilmiş ve eğitilmiştir. Büyük baskı ve mahrumiyetlere uğrayan Peygamber ve ilk Müslümanlar, bu ağır süreçte teslim olmayarak, İslam dinini, Kuran’ı öğrenerek ve uygulayarak kendilerini geliştirmişlerdir.

Devamını oku

Cümle Yüklemiyle Anlamlıdır!

Asiye Türkan yazdı…

konuş

Bir cümlenin oluşumunda en önemli öge özne ve yüklemdir. Arada kalan yardımcı ögeler ise mesajın anlaşılması için kullanılan eklerdir. Kimi, neyi, kime, kimde, kimden, nereden, nereye, nasıl, ne zaman, ne kadar, neden, kimin için gibi sorulara cevap bulmak için yardımcı unsurlardır. Ne kadar bu sorulara net cevap verilirse anlaşılmak kolaylaşır.

Devamını oku

Ben Anne Olunca…

Gülay Ünsal Bulduk yazdı…

Adsız.pngLiseye giderken epey bir yol katediyordum. Kadıköy-Beşiktaş-Nişantaşı güzergâhında otobüs, vapur, jip sonra okul. 2 saati aşkın bir yolculuk, dört sene boyunca… Hiç şikayet etmedim gerçi. Sabah beş buçuk gibi kalkar yollara revan olurdum. Tüm yorgunluğumu sınıfın kocaman pencerelerini açtığımda karşımda tablo gibi duran boğaz manzarası alır götürürdü. Dönüş daha zordu tabi. İş çıkış saati. Yollar kalabalık.

Devamını oku

Şizofreniye Karşı Şuur: Gel Gidelim Dosta Gönül

Gürgün Karaman yazdı…

şizzz.jpg

Şizofrenik bir yarık var benliklerimizde. Daryush Shayegan’ın dediği gibi farklı bilgi blokları arasındaki çatlağa düşmüş durumdayız. Geleneksel metafiziğin batan gemisinden geriye kalan kütüklerle modern bilimin atomları arasında sıkıştık kaldık. Geleneksel olanın kütükleri beynimizin nöronlarını sızlatırken, modern bilimin atomları ise bomba olup bedenlerimizi parçalamaktadır. Modern bilim tüm kibrini kusarken ruhumuza, şeytan daha da neşeli kahkahalar atıyor gibi görünmektedir. Postmodern ve kapitalist şeytanların üzerine cesurca yürümeyi göze alamayanların bir noktadan sonra şeytanın mülkiyetine girmeleri kaçınılmazdır. Lakin bu durum, kadim ve kutsal olan kökenlerden kopuşla meydana gelmektedir. Bu şeytani kibir karşısında tutunacak bir daldan mahrum olmak ne büyük bir acıdır. Üstadım Mustafa Yeşilkaya’nın tespitiyle “bir şeyin varlığını bilip de yokluğunda yaşamak” nasıl bir şizofrenidir? İşte tam da burada şizofreniye karşı şuurun, yüksek bir bilincin devreye girmesi gerekir. Köz’de yanmayı göze alamayanın Öz’de ve Özge bir şuura kavuşması zordur. Köz’ü avuçlarında kavurmayı göze alamayanın Öz’ü inşa etmesi ne münasebet! Bir adım daha ileri: Bu cahil cesaret, varlığa karşı hadsizliktir. Onları Jung’un Dört Arketipi’ne ya da Deleuze’un organsız bedenlerine havale edip biz Yunus’un yolunda gayret edelim. Bu da bizim kaderimizdir çünkü Pir’den şunu öğrendik ki bir kader vardır; bu kesin, lakin “Kader de gayrete âşıktır.”

Devamını oku

Aklın Sesi Habermas, İyi ki Doğdun!

Alaattin Diker yazdı…

hhaha.jpg

Habermas olmak için Almanya’da, o da yetmez Ren nehrinin geçtiği havzada, yani Rhein Ülkesi’nde doğmak gerekirdi. Coğrafyanın zihniyeti ve tini nasıl belirlediğini görmek için Alman düşünür Jürgen Habermas tek başına örnek teşkil eder. 

Habermas, tam 90 yıl önce bugün, 18 Haziran 1929‘da Almanya‘nın Düsseldorf şehrinde doğdu. Çocukluğu Gummersbach şehrinde geçti. Zira babası Gummersbach Sanayi ve Ticaret Odası‘nda müdür, dedesi aynı şehirde rahip idi. Bonn Üniversitesi‘nde felsefe eğitimi gördü. Benim 35 yıldır yaşadığım Köln, saydığım bu üç şehrin tam ortasında yer alır. Aralarında 40’ar kilometre mesafe var. Bu açıklamayı niçin yapıyorum? Çünkü bölge insanı tarih boyunca geniş ufuklu, hoşgörülü, neşeli ve aydındır. Örneğin, İslam düşmanlığının yayıldığı bir vakitte bile halkın yarısı son seçimlerde Yeşiller Partisi için oy kullanmıştır. buradaki insanlar toplumsal barışı bozacak, halkın huzurunu kaçıracak politikacılara asla yüz vermemiştir. 

Devamını oku

Tanrı Tasavvurları

Hayrullah Taş yazdı…

tanrı.jpg

Tanrı ile ilgili bütün “söylenti”leri resimdeki örnek üzerinden değerlendirebiliriz. Tanrı başlangıçsız ve sonsuz olduğu için gözler O’nu göremez. Akıllar O’nu idrak edemez. Dolayısı ile her insan kendi penceresinden tasavvur(suret/şekil/resim) eder Tanrı’yı. İnsanların bu tasavvurlarını da doğup büyüdüğü yer, gezip gördükleri, okuyup yazdıkları, duydukları ve belki de en önemlisi de yaşadıkları, akli seviyesi ve duyguları etkiler. İnsan sayısınca Tanrı tasavvuru olması da bundandır. Mağara/ilkel insanların Tanrı tasavvuru ile günümüz insanının Tanrı tasavvurunun farklı ve kimi zaman da zıt olması bundandır. Tasavvura etki eden ve yukarda belirttiğim etkiler farklıdır çünkü.

Devamını oku

%d blogcu bunu beğendi: