Yabancı Varlık; Tekno-Varlık

Aliye Çınar Köysüren yazdı…

yabancı.jpg

İstikamet, sözlükte hem gidilen/takip edilen yol anlamına gelirken hem de doğruluk, dürüstlük ve adalete uygun olmak manasına gelir. Sanki günümüzde hem yolun doğruluğu, hem de insanın dürüstlüğü konusunda yanlış giden bir şeyler var… Belki de asıl dayanılan temele dair sapmalar söz konusu… Kim bilir… Doğal olarak bunca sapma, adrese ulaşma veya ulaştırma konusunda zorluklara neden olabilmektedir. Haliyle bu sapmalar, maddi ve manevi yanlışlıkları ve haksızlıkları beraberinde getirmektedir.

Bugünün insani, her şeyden önce kendini ertelemek zorunda kalmıştır; çok şeye yetişen günümüz insanı, kendine yetişememektedir. Kendinden uzak kalan insanlara Varlık da dayanak ve temel olamaz, çünkü varlık enerjisini insandan alır, tekrar ona dayanak olur, kendinden uzaklaşan insanın Varlıkla bağı zayıflamış/irtibatı kaybolmuştur, ve Varlık her geçen gün güç kaybetmektedir. Elbette Güçsüz Varlık, insan için de çöküşün başlangıcı demektir.

Devamını oku

Bireyselde Akıl Toplumsalda Hamaset Şiir Vaazdan Neden Güçlüdür?

Mustafa Everdi yazdı…

değer

İnsan kendisi söz konusu olduğunda akıllı seçimler yaptığını hiçbir zaman açık edemez. Akıl, insan için en yararlı olanı gösterir, iyi ve güzeli.

İnsanlar, değerlere saygılı olduğunu söyler ama gerçeği görmezlikten gelemez. Reel seçimlere yönelir. Geleneğe bağlı olduğunu söyleyen otantik evlerde değil apartmanda yaşar mesela. Her an akan sıcak-soğuk su, tuvalet, doğalgaz gibi maddi, emniyet, güvenlik gibi makul ihtiyaçlara cevabı bunlar verir çünkü. Hiç kimse kışın dondurucu ayazında, yazın sıcağında avludaki tuvalete gitmeyi istemez. Soba ile boğuşmak yerine parmağını basınca ısınacak bir yuva ister. Akıllı binalar, siz gelmeden ortamı ihtiyacınıza uygun hale getirir.

Yaşanılan dünya her alanda evrensel teknolojik imkânları kullanır. İmar planları, altyapı, kanalizasyon, otopark vb. Dairelerin içinde Wi-fi, sıcak su, doğalgazla ısınma klima ile serinleme filan. Paratoner, fore kazık, dökme beton, çelik cam vs. Ulaşım, üretim, vb. bütün alanlardaki teknolojik yenilikler en kısa sürede her yerde yaygınlaşır.

Devamını oku

Değerlerle Pratiğin Derin Uçurumu: Senin Haticetü’l Kübran Kim? -2-

Gürgün Karaman yazdı…

ataerkil

Tarih boyunca ataerkil(Celali) Müslümanlık, “Cemal” olanı “Celal” içinde eriterek bastırmıştır. Hâkim Müslüman düşünce “celali” kodlarla çalışan bir ataerkilliğe tekabül eder. İster kabul edilsin, ister kabul edilmesin kadın, tarih boyunca baskı altında ele alınan bir olgu olagelmiştir. Bunu en bariz şekilde tasavvufu Sünniliğe yedirerek hâkim vakıa üzerinden düşüncelerini şekillendiren Gazali’de bulmak mümkündür. Kimyay-ı Saadet eserinin muamelat bölümünde, kocanın eşi üzerindeki haklarını sıralayan Gazali, birinci maddede şunu belirtir “Kadın evde oturmalı, kocasından izinsiz dışarı çıkmamalı, kapı ve terasta oturmalıdır.” Kadının hapsedilmesi, ataerkil olanın hâkimiyet alanıyla ilgili olup, hem ataerkil ekonominin hem de saltanat ekonomisinin varlığı için elzemdir. Burada “ekonomi” salt maddi olan değil, hayatın tüm alanlarının ataerkil bir şekilde düzenlenmesine tekabül eder. Ataerkilliğin bu kadar baskın halde olmasının temellerinde yer alan şey ise “eril” olanın güç temerküzü ve bu gücün ilahi bir zemin üzerinden inşasıdır. Ataerkil (Gazali-Celali) olanın, dişil üzerindeki tahakkümünün tahkimi için dişil olanın (Cemal) içinin boşaltılması gerekir. Bu boşaltma işlemi, dişil öznenin içeriye hapsedilmesiyle mümkündür. Evden dışarı çıkmayacak, kapının eşiğinde ve terasta oturacaktır. Ne demektir bu? Evin içi, kapı, teras… Cemal’in yok sayılması mümkün değildir. Cemal olan, ancak celal olana bağlıysa cemaldir. Cemal, celal olanın mekânını (ev) koruma muhafızlığını yapmakla mükelleftir. O ancak kapının önünde ve terasta oturarak, özlemle, hasretle celalini beklemek zorundadır. Tek kamusal alanı burasıdır. Aslında burada metafiziğin merkezinde celal olan vardır. Celal olan zaten metafiziği, sultanın hizmetinde icra etmektedir. “Metafizik huzur, ancak sultanın huzuruna bakılarak anlaşılabilir.” diyen Gazali perspektifinden, ilahi huzur da celal olanla özdeştir. Celal olanın metafizik huzurla bir ilgisi yoktur. Çünkü Sultan, Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesidir. (Zillullah fil-ard, halife-i ruyi zemin) Dolayısıyla ilahi huzurun cemalle olan ilişkisi yoktur. Politik iktidar, hem ilahidir hem de celalidir. İlahi olan, burada sadece celalde tecelli eder. İlahi arzu da sultanla özdeştir ve bu arzu ancak sultanın huzurunda doyurulabilir. Çünkü Tanrı, sultanın bedeninde politikliğini icra eder ve dolayısıyla sultan, yani ataerkillik Tanrı’yla özdeşleşir. Bu durum her tür iktidar biçiminin biyolojik/cinsiyetçi bir tahakküm üzerinden kurulmasını ifade eder. Tarih boyunca Müslüman politik iktidar biçimi, biyolojik soyun devamlılığı üzerinden varlığını sürdürmüştür. Sultanın bedeni ilahi bir meşruiyet zemininden hareketle celal olanladır. Burada ataerkil olan sadece bir egemenlik, cemal-celal ayrımı değil aynı zamanda teolojik bir konumdur. Neslin aktarımı, bilgi üretimi, siyasal yönetim biçimi, kamusal hâkimiyet ya da paylaşım vb. tüm olgular teolojik olarak “cemal” karşıtı bir rasyonalite zemininden hareketle kurulur.

Devamını oku

Müzikte Sıradışı Bir Ses: Mugam

Alaattin Diker yazdı…

mugam.jpg

Köln dün, Azerbaycanlı sanatçılar Sahib Paşazade ile Kamuran Kerimov’u ağırladı. İki ünlü virtüöz “Dünya Müziğinin Sıradışı Sesleri” adlı Almanya turnesi kapsamında Köln‘de konser verdiler.

Mugam; Azerbaycan‘ın “Milli Müziği” olarak biliniyor. Bu özgün, elit ve zengin musiki sanatı Endülüs’ten Hindistan yarımadasına dek pek çok ülkede yaygın. Ancak en çok Azerbaycan’da ve İran’da popülerlik kazanmıştır. Bu müzik türünün farklı şekilde algılanması ve insan ruhu üzerindeki ilginç etkisinin açıklanması günümüzde tartışılan en zor konulardan biridir.

Devamını oku

Kosova’da Bayrağımız Niçin Çiğnenir?*

Hasip Saygılı yazdı…

Türkiye’nin 1999’dan beri her sahada yoğun yardım ve destek sağladığı Kosova’da Türk bayrağının indirilerek çiğnenmesi, Balkanlarla ilgili takip edilen ülke siyasetinin yeniden değerlendirilmesi için bir uyarıcı olmalıdır. Hadiseyi bir fanatiğin tekil eylemi olarak boş hamasetle örtmeye devam etmek, bölgede itibar ve çıkarlarımızın aşınmasını sürdürmekten başka işe yaramayacaktır.

prizren

2018 Şubat ayında Prizren’de Kosova’nın bağımsızlığının yıl dönümü dolayısıyla diğer ülke bayraklarıyla beraber şehre asılan Türk Bayrağının bir saldırgan tarafından indirilerek çiğnendiği görüntüleri sosyal medyada yer aldı. Dost bir ülkeden bu tarz Türkiye’ye yönelik düşmanlık ilanı dışında bir izahı olmayan çirkin hadisenin maalesef münferit bir vakıa olmadığı bilinmektedir. Kosova halkına zor zamanlarında maddi ve manevi her sahada yoğun destek sağlayan ve ülkenin bağımsızlığını ilk tanıyan Türkiye’ye yapılmakta olan hakaretler serisinin sonuncusu konunun kamuoyunda tartışılmasını gerektiriyor, sanıyoruz. Biz büyük milletiz, bir iki kendini bilmezin münferit provakatif eylemlerini büyütmeye gerek yoktur, Arnavut dostlarımızı üzmeyelim anlayışı yıllardır sürdürülen tahkirleri sıklaştırma ve yoğunlaştırma dışında bir sonuç vermemiştir. Kosova’daki gelişmeler konusunda sağlıklı bilgilendirme ve değerlendirmenin problemin hal yoluna konulmasına katkı sağlayacağı açıktır.

Önce son 20 yılı dikkate aldığımızda Kosova’da Türk karşıtı eylemlerin son birkaç yılda ortaya çıkmadığını söylemeliyiz. Daha bölgede Sırp varlığına karşı mücadele edilirken bile fırsat bulan fanatikler Türk mimari ve kültür eserlerini de imha etmeye başlamışlardı. Bu çerçevede Prizren merkezdeki Binbaşı Çeşmesi imha edilerek ortadan kaldırılmak istenmişti. Bu sevimli çeşme vandallık girişimine rağmen halen yerinde duruyorsa da Kosova’nın hemen her tarafındaki şirinlik timsali zarif cami, mescit, hamam, köprü ve çeşme gibi mimari eserlerin birçoğu o kadar talihli olamadı.

Devamını oku