Kuyu’dan

Yasemin Kapusuz yazdı…

kuyu.jpg

Kuyudaydım. Biliyordu. Biraz sonra gelip alnımdan öpecekti. Kanadından yaralı bir serçe gibiydim. Hissediyordu. Kuyu’dan gökyüzüne kanatlanılmazdı. Öyle güçsüzdü ki bacaklarım.

Alnımdan öptü. Sağ ayağımın baş parmağına bir muhabbet kuşu kondu. Parmağımı hafifçe gagalıyordu ki alnımdan bir kez daha öptü. Titriyordum.  Başım kalabalıktı. İç havale, diyorlardı. İflah olmaz, ateşi çok yüksek olduğu için üşüdüğünü zannediyor, diyorlardı. İniltiler eşliğinde, örtün beni, örtün, diyordum. Sakın ola, sakın ha sakın üstünü örtmeyin, diyorlardı. Herkesi ve her şeyi bir anda bırakıp gidesim vardı. Olmuyordu. Ölmüyordum.

Devamını oku

O, Burada

Hüzeyme Yeşim Koçak yazdı…

mağara.jpg

Gai Eaton (Hasan Abdülhakim) Tanrı’yı Hatırlamak kitabında bir hikâye anlatır:

“Uzun seneler Tanrı’yı bulmak için bir mağarada inzivaya çekilmiş bir zâhid varmış. Çile ve meşakkatle geçen hayatının sonunda umutsuzca mağaranın duvarına şu sözleri kazımış: “God is nowhere (Tanrı hiçbir yerde).” Sonra kalkıp dünyaya, ya da belki de ölümüne, koşmuş. Bir müddet sonra genç bir çoban mağaraya sığınmış. Çocuğun fazla okuma yazması yokmuş, zahidin ardında bıraktığı hiçlik şehadetini zorlukla okumaya çalışmış: “N-O-W (şimdi).” Bir süre soluklanıp yazının kalanını okumaya devam etmiş: “H-E-R-E (burada).” Birden zihninde şimşek çakmış, kalbi sevinçle dolmuş. Bulmuş. “Tanrı şimdi!” “Tanrı burada!” Zahidin boş yere çabaladığı sonuca bir çırpıda ulaşmış.” (Gaı Eaton, Tanrı’yı Hatırlamak İslâm Üzerine Düşünceler, İnsan Yayınları, 2015, sf. 180)

Devamını oku

Ortaçağ’ın Robin Hood’u Eşkiya Ebû Zerr

Rüştü Kam yazdı…
ebjzer
İslâm Dini gelmeden önce Müslüman olan kişidir Ebû Zerr, Benû Gıfâr kabilesine mensuptur. H. 31 (M. 651/652) yılında Mekke ile Medine arasında bir yer olan Rebeze Çölü’nde vefât etmiştir.
Ebû Zerr’in asıl ismi, Cündüb b. Cenâde b. Kays b. Beyaz b. Amr’dır. (İbnü’l-Esir, Üsdül-Gâbe, Vl, 99-101).
Ebû Zerr el-Gifârî‘nin kabilesi ve ailesi câhiliye devrinde yol kesmek, kervanları soymak ve eşkıyalık yapmakla tanınır. Ebû Zerr, cesareti ve atılganlığı ile o kadar büyük bir şöhret yapmıştır ki o yörede, ismini duyan, olduğu yerde korkudan titrerdi. O zenginlerden aldığı malları ve paraları fakirlere dağıtırdı. Ortaçağ’ın Robin Hood’u diyebiliriz. Putperest bir toplum içinde yaşıyordu, ancak hiçbir zaman putların önünde eğilmedi.

Devamını oku

İkindi Kırgınlığı

Adem Özkan yazdı…
ağlayan
“… bön ve berbat buluyorum,
yaldızlı, yaz gecelerinizi…”
İsmet Özel
Hani, bir çocuk ağlasa, yüreğimizden kan damlayacaktı… Gözlerimiz buğulu, sessizce giderken, bu şehir; arkamızdan yas tutacaktı… Eğreti duran yanlarımızla, kaybettiklerimizi mi unuttuk, yoksa kazanmak mı sandık, elimizde olanları… Elimizde kalanlar, acımızı dindirdi mi, yoksa, kulaklarımız mı sağır oldu…? Bozkırın acımasız sessizliğinde, içimizi ürperten soğukluğu, eskide mi kaldı… Mahsun arkadaşlarımızla, sokak lambaları altında yaşanan, alaturka vakitleri, utanç anları mı görüyoruz… Ufukta, Güneşin görünmeyip, ışığının yayıldığı ve yeni bir günü hissederek nefes aldığımız günler, çok mu, uzak geliyor… Kavga ederken, tüm gövdemizle dürüstçe döğüşür, tekme yumruk hesabımızı kendimiz görür, faturasını keserdik… Kirlenen yüreklerimizle, yaşamaktan beter, itibarını katlettmekten nekadar uzaktık…

Devamını oku

Azeri’nin Serüveni

Mehdi Genceli yazdı…

azerbAYCAN

Gecedir. Gün bitmiş, esneme seansları başlamıştır. Deliksiz bir uyku çekmek için hazırlık yapıyorum. Kalkıp yatak odasına doğru ilerliyorum fakat kitaplığın önünde buluyorum kendimi. İki satır okuyup hemen uyuyacağım diyorum. Bir kitap çekiyorum rastgele, sayfalarını çeviriyorum. Altını çizdiğim yerlere göz atıyorum. Takılıp kalıyorum bazen, uykum kaçıyor. Ne tuhaf bir alışkanlık! Son zamanlarda sık yapıyorum bunu. Neden? Niçin? Yaşlanıyor muyum yoksa? Eyvah! Yarı yol köprüsünden daha yeni geçmedik mi? Ne ara uçtu yıllar, ne çabuk yaşlandık? Dünya fâni, ömür kısa dedikleri bu mudur acep?

Gecedir. Kitaplığın önündeyim yine. Bir kitap açıyorum tefeül çekercesine, karşıma şu satırlar çıkıyor: “Boyunları kopan palmiyelerin devrilen gövdeleri yerini beyaz dikintilere(bina karşılığı kullanılan bu Azeri sözcük, mimari üslubun tatsızlığını da belirtiyor sanırım) terk ediyor.” Şaşırıyorum. Kapatıyorum kitabı. Muzip bir tebessüm konuyor yüzüme. Yatıyorum. Rahat bir uyku çekiyorum.

Devamını oku

Ömer Lütfi Barkan ve Kolonizatör Türk Dervişleri

Muaz Ergü Türk İktisat Tarihçisi ve Türkiye’de İktisat Biliminin önemli öncülerinden Ömer Lütfi Barkan’ı adaşı Lütfi Bergen‘e sordu. Çok yönlü bir ilim adamı olan, uğraştığı alanlarda orijinal fikirler ortaya koyan ve yaşadığı dönemin genel entelektüel havasından bağımsız iktisadi yorumlarda bulunan Barkan üzerinde durulması gereken şahsiyetlerden. Onunla ve fikirleriyle yakından ilgili Lütfi Bergen Bey’e verdiği önemli bilgiler ve bizlere ayırdığı zaman için teşekkürlerimizi sunuyoruz. 

lütfi.jpg
Lütfi Bergen

Kısaca Ömer Lütfi Barkan’ı tanıtabilir misiniz? Neler söylersiniz onun hakkında?

Ömer Lütfi Barkan (1902)’de Edirne’nin Kıyık mahallesinde doğdu. Bu doğum tarihini önemsemek gerekmektedir. Ahmet Hamdi Tanpınar (1901), Necip Fazıl (1904), Nurettin Topçu (1909), Kemal Tahir (1910) doğumludur. Bu kuşak Osmanlı’nın 1908 Devrimi koşullarında doğmuştur. Çocuklukları da Osmanlı’nın yıkılışı ile Cumhuriyet’in “kuruluş”u sürecine tanıklıkla geçmiştir. Ömer Lütfi Barkan ilk tahsilini de Edirne’de yaptı. Edirne Muallim Mektebi’ni bitirdi. 1923’te İstanbul’da Yüksek Muallim Mektebi’ne girdi. Daha sonra Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. 1927 yılında Strasbourg Üniversitesi’ne gönderildi. Edebiyat ve Hukuk çift lisansını tamamlayıp 1931’de yurda döndü Eskişehir Lisesi Felsefe öğretmenliğine tayin edildi. 1931-1933 arası bu okulda çalıştıktan sonra 18.11.1933 tarihinde yapılan üniversite reformu sırasında doktora ve doçentlik tezi hazırlamadan, doğrudan Edebiyat Fakültesi Türk İnkılab Tarihi Kürsüsü’nde Yusuf Kemal Tengirşenk’in yanında Türk İnkılâp Tarihi Doçenti olarak görevlendirildi. 1937’de İktisat Tarihi ve İktisadî Coğrafi Kürsüsü doçentliğine geçti. 1939 yılında “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş Devrinde Toprak Meseleleri” konulu tezini savunarak doçent oldu.  1941’de profesör, 1957’de ordinaryüs profesörlüğe yükseltildi. Bu arada İktisat Tarihi Kürsüsü Başkanlığı ve Edebiyat ve Fen Fakültelerinde Türk İnkılap Tarihi Profesörlüğü ve 1941’den itibaren 5-6 yıl da Hukuk Fakültesi’nde Türk Hukuk Tarihi dersleri okuttu. 1940’dan itibaren Türk Tarih Kurumu asil üyeliğinde bulunmuştur. İktisat Tarihi Kürsüsünde çalışırken 1950’de Türk İktisat Tarihi Enstitüsünü kurmuştur. Fakülte Mecmuasının İktisat Tarihi sayılarını neşretmiştir. 1973’te emekliye ayrılır. Barkan, Annales Okulu’nun temsilcisi gibi tanınmasına neden olan Fernand Braudel’in “Philippe II Devrinde Akdeniz ve Akdeniz Memleketleri” isimli kitap değerlendirme yazısını ise 1951 yılında İktisat Fakültesi Mecmuası’nda yayınladı. 1979 yılında vefat etmiştir.

Devamını oku

Hüzne Başkaldırı: Kindî ve Risâle Fî Def‘il Ahzân

Tuğba Günal yazdı…

hüzünnnnn.jpg

Hayatın zorlu şartları karşısında, bazen güneşimizi kararttığımız, okyanusun sesine sağır kesildiğimiz zamanlarımız olur… Acılar, sıkıntılar, mücadele etmemiz gereken imtihanlar; belimizi büker… Omuzlarımız dik duruşunu bir süreliğine askıya alır… Bir arayış, bir kıvranış göstergesi olarak gözlerimiz hep ufka odaklıdır… Hüzün ise böyle zamanların baş misafiridir…

Devamını oku

%d blogcu bunu beğendi: