Türkiye Kimlerin Cenneti? Ya Kimlere Cehennem?!…

Muaz Ergü yazdı…

türkiye.jpg

Mustafa Öztürk Karar Gazetesi’nde iki yıl önce yayınlanmış yazısında “Cemaatlerin cenneti neresidir?” diye soruyor ve çok yerinde olarak Türkiye cevabını veriyor. Hoca’nın da işaret buyurduğu gibi tam bir cemaatler cennetinde ya da cinnetinde yaşıyoruz. İyiliği, güzelliği ahlakı, erdemi çoğaltması gereken yapılar aksine kötülük üreten merkezler haline gelmiş durumda. Şahsiyetli adamlar yetiştirmek gibi yüce bir gayesi olan bu yapılar asli işlerini bırakarak siyasetten ticarete, bürokrasiden sosyal hayata her şeye nizam verme peşindeler. Ellerinin altındaki nitelikten boşandırılmış kalabalıkların istatistikî değeriyle masaya oturup siyasetten, ekonomiden pay alma derdindeler. Siyasetin kalitesinin artması, insan hayatının güzelleştirilmesi bağlamında ne torik ne de pratik bir katkıları var. Hakikat arayışları hele hiç yok. Ve en hazini tek doğru, tek hakikat kendilerinde zannederek iş görüyor olmaları.

Read more

Deizmin ve Ateizmin Nedeni Olarak “İslam’ın” Problem Oluşu (!) -III-

Gürgün Karaman yazı dizisine devam ediyor. Dizinin son yazısı…

650x344-varlik-felsefesi-nedir-1485515756114

İlk iki yazımızda ele aldığımız sorunlardan sonra geriye kalan tespitleri de genel bir değerlendirmeye tabi tutarak, sonraki süreçlerde “varlık, kötülük Allah’ın tarihe, topluma ve evrene müdahilliği vb. konuları ateizm ve deizim çerçevesinde tartışacağız. Geriye kalan konular aşağıda belirtilmiş olup, durum, makale sınırlarını aşan bir olgu olduğu için biz şimdilik bunlarla iktifa edeceğiz.

Geriye kalan temel tespitlerimiz şunlardı:

  • Müslüman âlim, aydın, entelektüel tutumun tutarsızlığı ya da gerçekten mücadele verenlerin kısır tartışmalara girmeleri,
  • Genel olarak vakıada kullanılan metafizik dilin tarım dönemlerinde inşa edilmiş olan argümanlarla hareket etmesi ve bu dilin özellikle genç nesilde karşılığının olmaması.
  • Müslüman aklın ürettiği bilgi sistemlerinin ihya edilmeyişi ve İslam’a aykırı olan inanç ve düşünme biçimlerinin İslam’ı temsil iddiaları ile bu arada meydana gelen uyumsuzluk.
  • İslam’ın bir yaşam tarzı olduğu öğretisi ile Müslüman bireylerin hayat tarzı arasındaki çelişki…

Read more

Din Bir Amaç Mıdır, Araç Mıdır?

Ahmet Özcan yazdı. Algı ve anlayışları yeniden gözden geçirmek için…

(Bu yazı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İBB Başkanlığı döneminde cezaevine girdiğinde yazar A. Özcan tarafından bizzat Sayın Erdoğan’a takdim edilmişti.) 

kuran.jpg

Bu soru şöyle de sorulabilir: İslam dünyasından İslami bir hareket ya da kendisini İslam’a refere eden bir siyasi grup iktidar olunca haber ajansları ve gazetelerde niçin şöyle haberler geçiyorlar; Afganistan’da şeriat ilan edildi, kadınların sokağa çıkması, erkeklerin sakallarını kesmesi yasaklandı.”, “Çeçenistan’da şeriat anayasası kabul edildi. Zina eden bir kadın taşlandı, hırsızlıktan yakalanan bir kişiye falaka cezası verildi”, Pakistan’da İslam anayasası: hırsızların eli kesilecek”

Buna benzer haberler dindar yahudi ya da hıristiyanların seslerini yükselterek çeşitli taleplerde bulunmaları esnasında onlar için de geçerlidir. Örneğin İsrail’de “Radikal dinci yahudiler, cumartesi günü yapılan filan toplantıyı protesto ettiler”, ya da “Papa, evrim teorisi ile ilgili tartışma yasağını kaldırdı” gibi.

Read more

Hikmet Üzerine Fragmanlar

Doç. Dr. Vehbi Başer ‘Hikmet’ kavramıyla ilgili düşüncelerini dile getirdi. Ahmet Bayraktar ve Alaattin Diker yorumlarıyla Başer’e eşlik ettiler. Bu yazı, sosyal medyada doğaçlama bir tartışma, mülakat ve münazara sonucu ortaya çıktı diyebiliriz.

untitled-12-1024x647.png

“Hikmet, mü’minin yitiğidir; nerde bulursa onu alır!”

Yanlış!

“Hikmet, mü’minin yitiği değil, bir başka kulun emeğidir; onu nerede bulsa emektarının gayretine hürmet, emeğinin hakkına riayet gösterir!”

Sıkıysa “doğru yahu!” desinler de görelim.

Ahmet Bayraktar

**********

Hocam, o zaman hikmet derken vahiy kastediliyordu muhtemelen. O yüzden bilginin hakkı ona ittiba idi. Ücreti ona vücud kazandırmaktı. Mümessili olmaktı. Şimdiki gibi papağanlık ilimden sayılmıyordu muhtemelen.

**********

Ahmet Bayraktar Hocam,

Benim derdim, “bu dinî arkaplan”ın bugünkü kültürel pratiğimizde nasıl operasyonalize olduğuna işaret etmekti.

Fakat mesele bu noktaya geldiğine göre bu “yitik hikmet” meselesindeki kendi görüşümü açıklamam, bir sorumluluk haline geldi.

Read more

Sözün Düşüşü

A. İslamoğulları yazdı…

images

Mona Lisa‘nın ağzında patlamaya hazır bir sakız gibidir sözün düşüşü, alabildiğine kerih, alabildiğine çirkin, alabildiğine bayağı, yüzlerce yıllık Mona Lisa mâsumiyetini âniden zührevî hastalıkla malûl bir portreye dönüştürmesidir sözün düşüşü.

Mikelenjelo‘nun “Konuş artık Musa!” demesiyle dile gelen Musa Heykelinin, Musa‘nın arkasındaki kalabalığa söz söylemesidir sözün düşüşü, Musa‘nın yüzüne bakmamasıdır, onu görmemesidir, onu ezip, geçip gitmesidir, sonra arkasına dönerek Musa‘ya “Konuştum işte!” demesidir, yüzünde hiçbir his barındırmadan.

Van Gogh’un kesip attığı kulağının çürümüş hâli, Beşir Fuad‘ın kestiği bileklerinden akan kana divitini batırarak yazdığı birkaç satırdır sözün düşüşü.

Read more

Tanrı Mı Öldü? Varlık Mı İfsat Oldu?

Prof. Dr. Aliye Çınar Köysüren yazdı…DtCbllvWoAMFs7x

“Tanrı’yı kendi ellerimizle öldürdük” diyen Nietzsche, acaba ‘biz öldürdük, bedelini biz ödeyeceğiz’ mi demek istedi? Bu katliam, bir pişmanlık ifadesi mi yoksa ondan kurtulmuş olmanın verdiği bir rahatlamanın dile gelmesi mi? Doğrusu bu konuda iki farklı tutumun olduğunu söyleyebiliriz: İnsanların bir kısmı Tanrı’nın gidişinden oldukça memnunken, diğer bir kısım ise O’nun öldüğünü kabul etmeyip, sadece kaybolduğunu düşünerek arayışını sürdürmektedir. Ancak ilginç olan, Tanrı’nın öldüğünü kabul edenler, Tanrı’ya ve ona inananlara karşı amansız bir kavgaya tutuştular. Tanrı gidince, kavganın bitmiş olması gerekmez mi? Açıkçası bu durum, bazı soruları getirmiyor değil zihinlere…

İşbirliği yapıp, ölümünü ilan ettikleri Tanrı’yı acaba görünmez yerlere mi sakladılar? Korkuları, sakladıkları Tanrı’nın bir gün hiç habersiz çıkagelmesi mi? Tanrı’ya, dine ve inananlara bu denli kızgın ve saldırgan olunduğuna göre, çuvala saklanan mızrağın ucu mu gözükmektedir? Bir başka ifadeyle, saldırının şiddeti yenilginin belirtisi olarak okunabilir mi?

Read more

Suriyeliler Gider Mi, Gönderilir Mi?

Servet Kızılay yazdı…

suriye

Suriye’de 2011 yılının yaz aylarında başlayan şiddet, ardından savaşa dönen olaylar, ortaya büyük felaketlerin çıkmasına yol açtı. Bu sonuç; iktidar kurma, egemenlik oluşturma, “büyük oyuncu-kurucu oyuncu” olma hevesiyle tutuşanların dışarda tuttuğu, doğal bir neticeydi. Aslında “Ateş, düştüğü yeri yakar” basit kuralı, burada da kendini göstermişti. 2018 yılı bitmek üzereyken bu ateşin çapının hiç daralmadan genişlediğine şahit olduk. Toplam 26 Milyon Suriye nüfusunun 11 milyonu yerinden olmuş; bunların 6 Milyonu mülteci konumuna düşmüş, 5 milyonu da ülke içinde bulunduğu şehirleri terk edip göç etmek zorunda kalmıştı.

İnsanları sayısal niceliğe indirgemeyi seven yapıların (niceliksel tutum, devletlerin kendilerinden ayrılamaz mutlak refleksidir) mülteci durumuna düşen insanları, büyük bir sorun olarak görme ve ele alma eğilimindedir. Yalnız devletler açısından değil çağdaş ekonomik bireyin de bu tür olaylarda refleksi, devlet(ler)i aratmayacak boyuttadır. Mülteciler, ülke ekonomisinden düşen payı (şu meşhur pasta hikâyesi) engelleyen “kemirgenler” olarak tasvir edilmek istenir.

Read more