Sırbistan-Belgrad İzlenimleri  II

Mustafa Everdi yazdı…

Paşa Paşa Gezelim

Manzarayı görünce paşa gibi hissettim kendimi. Zeki Müren paşası değil elbette, Osmanlı Paşası. Damatlar tarihimizde önemli yer tutuyor. Kız vermiyoruz sadece, ülkenin kaderini de teslim ediyoruz ellerine. Damat Ali Paşa, sonunda evliya da olmuş, Belgrad’ın din yoksulu komünist döneminde. Herkes inanacak bir kutsal bulamayınca hurafelere sarılır. Belgrad’ın dindarları da paşanın türbesine koşmuşlar aziz diye.

TİKA restore etmiş bu bilinçle. Devletimizi Sırbistan’da Türkiye’den daha âlicenap gördüm ve iftihar ettim tabii.

1Geniş parkları gezerken hasetlik de gelip buldu beni.  Belediyelerimizin yeşile şaşı bakan icraatları daha bir göze batıyor, Avrupa’yı gezince. Ordu Belediyesi gibi sözleşmelere Tayland’a gezi şartı koyacak iktidar yok ki uhdemde. Tayland’a kadar gitmen gerekmez, Belgrad’a gel yeter diyeyim, belediye başkanlarına.

Belgrad yeşil bir kent, parkları geniş.  Zamanında buralarda gezinen paşaların, yeniçerilerin ruhları, acıları, sevinçleri çevremizde. Aradan yüzyıllar geçmiş, rejimler değişmiş, anlayış ve zihniyetler değişmiş; şehrin anlamı değişmemiş. Biz o ruhlardan orduyu arkamıza alıp bakıyoruz şehre ve sakinlerine. Osmanlı bir yerlerden çıkıp gelip önümüze serilecek ihtişamla diye. Çantalar sırtımızda yürüyoruz. Büyük Yürüyüş olmasa da.

2Parktan sonra kalenin diğer kapısından çıkıyoruz. TİTO döneminden kalma askeri müze, kaleyi koruyan, sulardan boşalan hendeğe kurulmuş. Sovyetlerden bağımsız Yugoslavya’yı Bağlantısızlar Blokunun lideri kılan komünizmin büyük anlatısı yok artık, Sırbistan’da. O hatıradan kalanlarsa karikatür silahlar, toplar, tanklar. Komünizmden kalan iyi bir hatıra yok mu müzelere konacak? Silahtan başka. Rusya’da da atıl fabrika hayaletleri görebilmiştim.

Şehir, Marka ve Parka

Trafiğe kapalı yaya bölümüne geliyoruz. Marka işyerleri restoranlar kafeler. Burada rehberimiz otobüste buluşma saatini kararlaştırılıp serbest zaman verdi.

Oturup bir lokantaya, adıyla sanıyla baklava, börek, yazan Türk yemekleri yanında ne var diye menüye bakıyoruz. Sırbistan mutfağı da Osmanlıdan tevarüs. Türkiye’ye yemekler için bile katlanılır. Yemeklerimizde kimya yok sadece, simya da var. Nereye gitsem şöyle ağız tadıyla bir yemek yiyemiyorum.

31Trafiğe kapalı caddeler, kafe, lokanta, marka işyerleri ile parsellenmiş. Bütün şehirler ve insanlar birbirine benzemeye başladı. Kızlar rahat, mini etek şort, erkekler iri yarı ama yakışıklı sayılmaz. Benim gibi maço hatta homofobik. Belki Kelt atalarının bir yansıması bugünlere. Belki Osmanlı’nın en gözde askeri olmasının etkisi. Yıldırım Bayazıt’ın niye Sırp yengeden vazgeçemediğini de anlıyoruz bu geziyle.

Gençlerin elinde tasmasından tuttukları köpekler. Çok daha fazla resim var elimde, köpekli Sırpları gösteren. Fazla yer tutmasın diye birini seçebildim buraya.Köpek beslemek bir statü herhalde. Sosyete kız ve oğlanlar cins köpeklerini gezdiriyor, caddelerde. Benden bile şanslı bu köpekler. Kim bilir kaç kere gördüler bu güzellikleri? Zengin sayılmayan Sırbistan için lüks bir hobi. Bütün Avrupa’da bu köpek işi neden yaygınlık kazanıyor? Yalnızlıktan mı? Çocuk yapmamanın tesellisi mi? Benim bilmediğim nice nedenleri vardır.

Burada gençler ‘vur patlasın çal oynasın’ yaşamak, dünyada herkesi belirleyen markalarla gezmek, para harcamak ama hesap tutmamak istiyor. Müzik holleri ve gece klupleri gençleri Belgrad’a çekiyor. Özel turizmi bile var gece hayatının.

Ülkenin geliri yüksek değil. En yüksek maaşı alan doktorlar 450 Euro gelire sahipmiş. O maaşlarla, gözlemlediğim bu hayat nasıl yaşanır? Ben bu mahalde yediğim yemeğe 10 Euro ödedim. Sadece yemek için bile aylık 900 Euro gerekir. Elbette herkes maaşla geçinmiyor, yüksek geliri olan bir kesim vardır illaki.  Bir kısmı da gezmeye gelen yerli ve yabancı turistler olabilir. Yine de Türkiye’den iyi yaşadıkları kesin. Yoksa bu kadar kafe, lokanta, dükkânlardaki canlılık nasıl oluşur? Tevekküle biz inanıyoruz, onlar günü yaşadığını kâr sayıyor. Bizim yarın diye bir korkumuz var. Muhanete muhtaç olmayalım tedbirliliği. Batılılar bugün yaşa, yarına kalmasın bilgeliği içindeler. Biz erteliyoruz onlar yaşadığın andır -carpe diem- tevekkülü içindeler. Hangisi daha iyi? Bu yaşa geldim çözemedim bu muammayı…

Sonunda vakit geldi, önce otobüsü, sonra oteli bulduk. Bugün de akşam oldu.

Otobüsten Atarım

Ertesi gün serbest zaman. Şehri tek başına tanımak için çıktım yola. Rehberlik olmayınca kafası kesilmiş tavuk gibi gezinmek, serbest zaman. Yine de planlarım var. Otel yakınından geçen otobüse biniyorum ‘şehir merkezine mi gider’ diyerek. Şoföre parayı verip bileti alıyorsun. Bir-iki durak sonra boynundaki kuşağın ucunda pos makinesine benzeyen aletle biri biniyor. Dikiliyor başıma. Sovyet memuru gibi asık suratlı ve dır dır edip duruyor.  Yolcuları yokluyor, kimlik soruyor sandım. Ben nasılsa Osmanlıyım, ne cevap vereceğim havasındayım. Başıma dikildi, o Sovyet memuru kılıklı adam. Bir şeyler söylüyor, geç hemşerim, diyorum geçmiyor. Hala dikiliyor. Geriden bir bayan geldi, Allah razı olsun, -şimdi dini yok Allahı var o bayanın- ‘ticket’ dedi. Ben de ampul yandı o an. Cahil olmak da çok zormuş. Binerken aldığım bileti gösterdim, makineye tutup geçti. Kontrolörmüş meğer. Anlamak için beş dakika baktı bilete. Memur dediğin biraz kalın kafalı olmalı. Dedektif pırıltısı da yok. Her yolcunun kartını tutup kontrol ediyor. Abus bir çehreyle.

Demek ki Belgrad da Türk etkisi hala devam ediyor. Vatandaşa güvenmemek esas çünkü. O ispatlasın, bileti olduğunu… Avrupa’da bu işler daha derinden nezaket içinde yapılıyor. Burada harala gürele. Komünizmden sonra liberallik nasıl bir anlayış geliştiriyorsa ‘şehirlisin, o halde paran kadar konuş’ felsefesi böyle ilkel uygulamalarla sürüyor. Arkalarda genç bir kız biletsiz binmiş, bir tantana koptu. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken, gelen ilk durakta indirdiler kızcağızı. Ben atıldım, parasını ben vereyim diye… Belgrad’ı nice seferlerden sonra fetheden (1521) Kanûnî’nin, ahalisinin bir kısmını İstanbul’a göndermesi ve  bugün Belgrad ormanları ve Belgrad Kapısı adıyla bilinen yerlere iskân etmesi hatıramda. Padişahtan geri mi kalacaktım ben?  Olmadı yalnız. Mujiklere padişah lütfu yakışmıyor demek ki.

Kızcağıza yardım edebilmek nasip değilmiş diye teselli buldum sonunda. Ne de olsa bir zafer sonrası izzet-ikballe girmemiştim Belgrad’a. İyilik hevesim kursağımda kaldı.  Ben şükrettim Allah’ıma, iyi ki bilet almışım, tapu gibi gösterdim memura.  Yoksa atardı aşağı. Lisan da bilmiyorsun ki Kanuniyi hatırlatsam o gafile. Mecburen o hengâmede Türkçe ağlayacaktım.

Nikolas Tesla Da Benim Gibi

Geldim şehir merkezine. Bir uyanma kahvesi içtim. Önüme gelene Nikola Tesla müzesini soruyorum. Hangi otobüs gider, nerede bu müze?

Avrupa’da daha kolay geziyor, aradığımı buluyordum. İngilizce bilen var. Yazılar Latin alfabesi. Bu Sırplar hem İngilizce bilmiyor, hem yazıları Kril. Rusya Kril alfabesi olmasa, sınırları dışında nasıl tutunacak acaba? Yok, arkadaş, Nikola Tesla’yı tanımıyorlar burada. Beni Türkiye’de tanımadıkları gibi.

Daha ilk gün taksi korkusu vermişti rehber. Sürekli güvenilir dediği marka taksilerden birini bekliyorum. Yerine diğer çapulcular geçiyor vızır vızır. Habire önüme gelene soruyorum, Do you know Tesla Museum? Nasıl telaffuz ediyorsam ‘da’ diyorlar. Zaten bu Sırplar Belgrad’ta mevcud 217 cami, on üç mescid, on yedi tekke, dokuz dârülhadis, sekiz medrese ve yedi hamamı, altı kervansaray, yirmi bir han ve 3700 dükkândan oluşan Sûk-ı Sultânî adlı çarşıyı (Evliya Çelebi, V, 377-379) nereye sakladılarsa Nikola Teslayı da öyle saklamışlar.

Azimliyim yalnız. Dün Bayraklı Camii nasıl bulmuşsam Nikola Tesla Müzesine de ulaşacağım, öyle kararlıyım. Artık cimriliğe son. Açtım navigasyonu. İki gün için dünyanın parasını alıyor mobil şirketler diye kullanmayacaktım aslında. Paraya geçti hükmüm. Telefon yürü diyor, yürüyorum, dön diyor dönüyorum. İki kilometre yürüyüp buldum müzeyi. Ben yine Nikola Tesla’dan şanslıyım. İki kilometre çapında beni kime sorsan gösterir, Türkiye’de.

4Tesla büyük adam. Şimdi onu anlatmaya yer yok. Amerika değerini anladı. Elon Musk elektrikli otomobiline Tesla adı verdi. Benim havama baktım şimdi, bir kağnıya bile adım verilmemiş.

Bir numara yok bende demek ki. Yoksa milletler değerlerini derin hafızasında saklar. Beni nasıl gömmüşlerse çıkmıyor yüzeye.

Şehir Morfolojisi

Belgrad her şehirde olduğu gibi üç katman. Tarihi Avusturya binaları. Sosyalist dönem toplu konut binaları. Modern dönem çelik profil-camlı kapitalist binalar.

Sosyalist dönemden kalanlar tekdüze ve dışarıdan çok çirkin görünüyor. Büyük binalar kibrit kutusu gibi katları böldükçe bölmüş. Gri renk bu görünüşe tüy dikiyor. İçerisi mimari olarak ihtiyaçları karşılayacak plana sahipmiş. Genellikle 24 metrekare. Yemekleri dışarıda yemeye, kafe ve meyhanelerde vakit geçirmeye mahkûmlar yani. En büyük daire 60 metrekareymiş. Ancak zenginler karşılayabilirmiş kirasını. Bekâr veya iki kişi yaşayanlar 24 metrekare evleri kiralıyormuş. Bu evler bile aylık 200 Euro’ya. Kiralar bu kadar yüksek olursa ve maaşın yarısı gidiyorsa dışarıda yiyip içmeye nasıl para yetiriyorlar? Asgari ücretle Türkiye’de nasıl yaşıyorlar diyenler gibi bana derd oldu.

 Hah, bak nihayet üstün bir yönümüzü buldum. Bizim evler çok geniş. Onun için batılılar evlerine sızıp kalmak için gece yarısından sonra gitmek zorunda. Başka türlü nasıl katlanılır o daracık evlere? Bizim için ev, günün büyük bölümünü geçireceğimiz saray. Yemekler gani, çay kahve sebil, kuruyemiş-meyve olmazsa olmaz. Hah şöyle yaa, rahatladım. Yoksa Sırplar bile bizden batılı olacak ha? Ne mümkün?

Osmanlı’dan sonra Avusturya-Macaristan İmp. ele geçirdi buraları. Üç yıl egemen oldu Avusturya. Yine de Avusturya tarzı diye mimari bir gerçek, yaşayan tarihi binalar var Belgrad’ta. Güzel, heykelli süslü binalar. Tarihi eser sayılıyor artık.

6Ve yeni akımın çelik profil-camlı modern binaları. Sırbistan nüfusu 8 milyon. En büyük şehri de Belgrad. Yugoslavya iken de başkent idi. Eski şehrin çevresinde Yeni Belgrad mahalleri oluşmuş. Yine yeşillikler içinde. İster konut siteleri ister işyerleri olsun. Yasa şehir yerleşiminde yüzde 25 yeşil alan zorunluluğu getiriyormuş. Bak burada darısı başımıza diyoruz.

7Savaşan dünya-barış dünyası

Belgrad, Osmanlı kalesi ile tarihi dokusu ile 400 yıla yakın Türklerin egemenliğinde kaldığını bugün de saklamıyor. Tohum üretme, et ithali gibi konularda işbirliği yapıyoruz Sırbistanla. Avrupa başkentlerinden İstanbul daha yakın geliyor Sırplara.

Buradan Novi Sad’a gittiğimizde Osmanlı’nın neden durakladığını anlıyoruz. Çünkü burası Katolik dünyanın sınırı. Zaten Novi Sad’de büyük bir katedral de var. İçinde cemaat olmasa da sembolik anlamı ile şehre mührünü vurmuş.

Novi Sad’den önce Karlofça Antlaşması’nın yapıldığı yere gitmiştik. Bir tepenin üzerinde, Karlofça Anlaşması çadırda yapılsa da yerine kilise yapılmış. Katolik Dünyası için nasıl bir nefes almak imkânı sağlamışsa bu anlaşma daha sonra kilise yapılmış anlaşmanın imzalandığı tepede. Tanrıya şükran için.

8Hıristiyan Dünyası Türklerin genişlemesinin sona erip artık rahat bir soluk aldığını Karlofça ile anlamış. Türkler gelirse de bunu önlemek için yapılan Petrovaradin kalesi ile savunma hattını kurduğuna inanmış. İki defa Osmanlı tarafından Novi Sad fethedilmeye çalışılsa da Damat Ali Paşa’nın şehadetinden sonra Osmanlı da nihayet umudu kesip ilerlemeden vazgeçmiş.

Karlofça geri çekilmenin başladığı sınır değil Doğu-Batı sınırı aynı zamanda.

Bu gezi’den anladığım; Ortodokslar kesinlikle Doğulu sayılmış Batı tarafından. Türklerin hâkimiyetinin Ortodoks sınırının sonuna varıp dayandığında fetihler de son noktasına ulaşmış.

Belgrad’daki hayat tarzı ve şehir planlaması ile Novi Sad’daki farklılık, kendisini hemen ortaya koyuyor. Novisad batılı, zengin, dingin bir şehir. Her yerinde sükûnet, huzur akıyor.  Telaş-acele göstermeyen insanlar, baştan savma değil saygıyla hizmet eden işyerleri. Tolstoy boşuna sevmemiş bu şehri. Einstein buradan evlenmiş. Batıda evlilikler için piyasa yapılan şehirlerden biri. Gençlerin birbirini tanıması, görgüsünü, bilgisini yoklamak için her türlü işyeri hizmete hazır çünkü. Kafeler, lokantalar, yürüyüş alanları, parkları ile.

Estetik yapılanması, heykelleri ve Avusturya mimarisi ile inşa edilen binaların yer aldığı caddelerin geniş bir meydana ulaşması, Katolik Dünyası şehri olduğunu gösteriyor anında. Meydanın bütünüyle piyasa yapılacak alana dönüşmesi dâhil.

Doğu ile batının kesişme ve ayrışma noktası Novi Sad diyebilirim. Bugün anlamını kaybettiği ileri sürülse de.

9Tarihten gelen bütün bu çatışmalar savaşlar fetihler yenilgiler bugün artık Barış Dünyası içerisinde tarihi bir hatıra olarak kalıyor. Hiç kimse benim müslüman-türk olduğumun farkında değil. Böyle bir ayrıma dikkat kesildiklerini de sanmıyorum. Çünkü bütün dünya vatandaşları cep telefonundan çevresine bakmaya, incelemeye, gözlemlemeye zaman bulamıyor.

Bana baktığında gördüğü; kendisi gibi cep telefonu, selfie çubukları ile gezinen, tanınmış markaların indirim sezonlarını kovalayan insanlar görüyor. Duygu birliği var aramızda.

Bu nedenle Müslüman veya Çinli, Rusça veya Hintçe konuşan insanlardaki farklılıkları görmüyor hiç kimse. Dünya birbirini görmeyen insanların hoşgörüsü, aldırmazlığı, bencilliği ile din-ırk-dil farklılıklarından doğan çatışmalardan uzak bir hayatı yaşamak istiyor. Siyaset bunu anlamaktan uzak olsa da. Bütün şehirler birbirine benzemeye başladı, insanlar gibi. Her birimizin ortak sembolü cep telefonu… Marka eşyalar.

Cep telefonuna eğilmekten çevreyi ve dünyayı unutan sanal ve kapalı bir dünya yaşadığımız.

Ünlü markalarla, iyi yaşamayı, mutluluğu bencil bir çabayla kovalayan insanlarız. Geçmişteki savaşan, birbirini köle yapan, fetih ve yağma dünyasına bakınca, önümüzdeki dünyanın farklı da olsa Barış’a doğru yürüdüğünü söyleyebilirim.

Bu barış ortamının geçmiş dünya kadar soylu amaçları olmasa da daha insanî olduğuna katılır mısınız?

10

Novi Sad…

Mustafa EVERDİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s