İsmail Gaspıralı’nın İslamcılığı Artık Tartışma Konusu Değildir

İsmail Küçükklınç Gaspıralı İsmail Bey’i yazdı. İsmail Küçükkılınç’la Muaz Ergü 2016’da Gaspıralı ile ilgili bir söyleşi yapmıştı. Bu yazı, o söyleşinin çok az gözden geçirilmiş halidir.

gaspıralı (3)

İsmail Gaspıralı, memleketi işgale maruz kalmış, gâvur idaresine geçmiş, mahkûm olmuş bir milletin çırpınan yaralı kuşudur. Onun Rus makamlarına müteveccih [yönelik] kimi tabasbus [yaltaklık] kokan istida [dilekçe] ve yazıları aslında sadece merhumun değil bir milletin de çektiği azabın, duyduğu elemin terennümüydü. Bazen daha çok yalvarmak, yaltaklanır gibi gözükmek daha çok alçalmak değildir; daha çok isyan etmek, gözyaşı dökmek, kan tükürmek, kurtuluş için mücadele etmektir. Bu bakımdan Gaspıralı’nın Rus Çarlığına kimi mübalağa boyutundaki sitayişkâr [övücü, methedici] ifadelerini samimî değil, zahirî ve resmî görüşü olarak kabul etmek insaf ve hakkaniyet iktizası olacaktır.

Kırım her ne kadar Kazan gibi Rus denizinde bir ada değil ve Kırım Türkleri, Kazan Türkleri gibi tarihin kaydetmekten hicap duyduğu zulümlere maruz kalmamışsa da yine de esaret başlı başına bir felaketti. Kazan mezaliminden gerekli dersleri çıkaran Rus Çarlığı, kabul etmek lazımdır ki, Kırım’da daha dikkatli hareket etmiştir. İsmail Gaspıralı işte bu dikkatin doğurduğu, büyüttüğü, tarih sahnesine armağan ettiği silahsız bir kahramandı. Gaspıralı, mevcudiyetin artık silahla ve mukavemetle [karşı koyma] değil mutavaatı (boyun eğmeyi) da mutazammın (içine alan) bir dikkatle temin edileceğini idrak eden biriydi. O, hayali muhal[imkânsız] görmedi ama bazı ateşli ve heyecanlı Kırım Tatar-Türkleri gibi hayatın gerçeklerinden de uzaklaşmadı. O artık Rusyasız bir şey yapılamayacağını kabul etmişti. Gaspıralı, en az ateşli gençler kadar kederliydi; ancak onun derdi, bu kederin nasıl azaltılabileceğiyle ilgiliydi. O, hayalle ve geçmişle müteselli olmakla değil, yapılabileceklerle meşgul oldu ve ateşli gençlerin kuvvet ve silah bulsa da asla yapamayacakları şeyleri bu suretle gerçekleştirmiş oldu. Rusya’nın tebaası ve kahir ekseriyeti Türk olan Müslümanları, Rusya rejimine muhalefet ve mukavemet üzerinden değil sükûnet ve teennî [ihtiyatlı, sakin, ilerisini düşünerek hareket etme] silahıyla kaynaştırmayı gaye edindi. Onun bulduğu silah “eğitim” ve “haberleşme” idi. Bunu ise müşterek en üst değer olan İslam’ı merkeze alarak Osmanlı (İstanbul)Türkçesi ve basın ile tatbik mevkiine koyacaktı. Önce okullar açtı, sonra da çeşitli gazete-dergi ve nihayetinde de Tercüman’ı çıkardı. Onunla maruf [tanınan] ve muttasıf [nitelenmiş] olan Cedidcilik kısaca buydu.

Gaspıralı’da Ceditçilik: Türkçülük mü İslamcılık mı?

Gaspıralı‘nın alaka ve Ceditcilik programının tatbik sahasının Rusya Türkleri olması bilahare onun Türkçülüğüne hamledilmiştir. Coğrafî, siyasî, konjontürel ve tabiî şartlar gereğince Türkleri merkeze almak behemahal Türkçülük niyet ve düşüncesinden neşet etmez.

Seküler-laik biri olan Cafer Seydamet Kırımer, bizce yanlış bir şekilde “Türkçü” olarak da tavsif ettiği Gaspıralı hakkında, 1934 senesinde yayınladığı Gaspıralı İsmail Bey unvanlı eserinde şunları da yazmaktaydı: “ [Gaspıralı] Yukarıda bahsedildiği veçhile ‘İslamcı’ da idi. Bu, onun Türkçülüğüne mani değildi. ‘Darürrahat Müslümanları’ kitabı ile de İsmail Bey, şeriat tamam tatbik edilirse garp medeniyetini gölgede bırakacak bir medenî İslam cemiyetinin kurulabileceğini tasvir ediyordu… İslam dünyasının medenî, iktisadî, siyasî perişan vaziyeti hakkında ‘Tercüman’da pek çok makaleler yazılmış ve İslam âleminde terakkiye doğru atılan her adımdan mutlaka bahsedilmiştir. Bu yalnız Rusya Müslümanlarını teşvik emelile yapılmıyordu. İslam Kongresi fikri, Hint mektepleri ıslah arzusu hep İsmail Beyin İslamcılık fikrinin neticeleri(y)di. İsmail Beyin Türkçülüğü İslamcılığile daima yanyana yürümüş ve birbirini itmam etmiştir. Zaten bu devirde yalnız İsmail Bey değil, âlelûmum Şimal Türklerinde ve Türkiye’de Türkçülük İslamcılıkla yanyana yürütülmekte idi… Türkçülüğün Türkiye’de Osmanlıcılığa, Şimalde Tatarcılığa karşı aldığı kat’î ve menfî vaziyet İslamcılığa karşı hatta bugüne kadar dahi tebellür etmemiştir denilebilir. Türkçülük, Osmanlıcılığa ve Tatarcılığa karşı yalnız tarihe ve ilme zıt birer tabir olduklarından dolayı değil, millî birliği yıktıklarından ve millî cereyanın tabiî inkişafını baltaladıklarından dolayı kat’î vaziyet almağa mecburdu. İslamın içtimaî hayatımızda oynadığı role, ananelerimize ve harsımıza girmesine ve dinin milliyetin bir temeli addolunmasına binaen, Türkçüler İslamlaşmağa karşı bir vaziyet almadılar”.

gaspıralı (6)

Kırımer, her ne kadar İslam’ın milliyetin bir temeli olduğu tespitini tüm Türkçülere haml ve atfediyorsa da bunun hakikatte farklı olduğunu da biliyordu. Türkçüler, genelde İslam’ı millet mefhumunun temeli/esası değil, kuvvetli bir unsuru addetmişlerdir ancak İslam’a hürmet noktasında bir iki istisna haricinde terbiyesizliğe, küstahlığa da asla yeltenmemişlerdir. Edige Mustafa Kırmal bile İsmail Beyin görüşünde siyasi tezin yerini, programının Türkçülük ve İslamcılık ideleriyle belirtilen ideolojik yönü işgal etmekte idi. Türkçülük idesi onun ünlü ‘Dilde, Fikirde, İş’te birlik’ şiarında sentezleştirilmiş, İslamcılık görüşü ise bütün Müslüman dünyasının dayanışma prensibi üzerinde kurulmuştu.” derken aslında İslamcılık olmadan Gaspıralı’nın anlatılamayacağını kabul ediyor ama İslamcılıkla izahı daha kolay hususları zorlamayla da olsa Türkçülük şeklinde formüle ediyordu.

Kazan’da Türkçülük, daha üst bir değer olarak kabul ve müdafaa edilmiştir. Boy ve kabilelerin “millet”, lehçelerin de “millî lisan” addedilip tefrikanın [ayrılığın] yaygınlaşması korkusu üzerine kabileciliğe [Tatarcılık, Başkurtluk-Başkırtlık, vs.] karşı Türkçülük akımı gelişmiştir. İslamcıların kahir ekseriyeti, bu meyanda Türkçülüğü savunmuştur. Burada Türkçülük, etnik bir manada değil, “kabilecilik karşıtlığı” manasındadır. Mesela Türkiye’de Turancılık ile itham edilen Zeki Velidi Togan Kazan’da [Kazan’ı tesirinin olduğu geniş bir bölge manasında kullanıyoruz] Başkırtçılık yapan biriydi. Ne yazık ki daha yakın zamana kadar geniş bir çevrede bu kabil Türkçülük, bugünkü manada bir Türkçülük zannediliyordu. İsmail Gaspıralı’nın İslamcılık düşüncesinin tezahürü olan ‘Dilde, Fikirde, İşde Birlik’ mülahazası da aynı yanlış anlamanın kurbanı olmuştur. Yakın zamana kadar Ali Suavî’nin sarıklı bir laik (hatta yakın sayılabilecek bir tarihte CHP’li Kadıköy belediyesi büstünü bile dikmişti), Namık Kemal’in ulusçuluğun mimarı olarak tanıtıldığı ülkemizde Kazan ve Kırım’daki kabile karşıtlığı manasındaki Türkçülüğün bugünkü manasıyla anlaşılmasına da pek şaşırmamak gerekir.

Gaspıralı, bilhassa son yıllarda kendisiyle alakalı yapılan daha objektif çalışmaların da teyit ettiği veçhile Türkçülüğe değil, İslamcılığa daha yakın biridir. Ancak onun eserlerinde ifadeye çalıştığı “Türklük” ve “müşterek edebî lisan” tabirleri muhtemelen kasten işaret, ihtiva, istihdaf [hedef alma] ve tazammun [kapsama] ettiği mânâ ve gayeden tecrit edilmiş, hepsi Müslüman olan Türkî topluluklarla alâkadâr olmak ve onları daha kolay anlaşacakları müşterek bir lisana davet etmek garip bir şekilde “ideolojik Türkçülük” şeklinde telâkki, tavsif ve tesmiye edilmiştir. Oysa Rusya Türklerini Ruslaştırmak ve Hıristiyanlaştırmak için çırpınan Rus-Ortodoks misyoneri İlminski, Gaspıralı’nın tüm Müslüman Türkleri müşterek lisan yani İstanbul Türkçesi ile konuşturma niyetini, Rusya’nın “böl-parçala-Hıristiyanlaştır” projesinin en büyük engeli olarak görüyordu.

Gaspıralı‘nın İslamcılığı aslında muamma değildi. Devrinde bu vasfıyla iştihar etmiştir [meşhur olmuştur]. Ancak pek çok isim gibi onun da bu yönü Cumhuriyet Türkiyesi’nde inanılmaz bir nisyana ya da tahrife maruz kalmıştır. Her ne kadar 1920’lerde bile birkaç kaynakta bu yönü dile getirilmişse de, yine de hep onun Türkçü olduğu yazılmıştır. Kimi zaman Türkçülükle İslamcılık birbirine tedahül [girmiş] de etmiş ama Gaspıralı hep Türkçü olarak bilinmiştir. Biz, onunla alakalı yazılarımızda hep millet mefhumuna ve vakıasına getirilen tarif, yüklenen anlam, verilen değer açısından bir tefrike gittik.

Gaspıralı ve Diğer Türkî Entelektüellerde Türklük Algısı ve Kökeni

Gaspıralı‘nın niçin laik olmadığını, diğer Türkî entelektüellerin hemen hepsinin niçin laik-seküler, hatta mühim bir kısmının pozitivist olduğunu bu yazıda ele almak mümkün değil. Ayrıca bu Türkî entelektüellerin çoğu, milliyetçiliğe yaptıkları vurgu ve dinî hassasiyetlere olan saygıları sebebiyle çoğu zaman itikadî inançlarını ya da İslam hakkındaki net fikirlerini de ifade edememişlerdir. Onların bir kısmı, mensup oldukları millet, İslam’a inanıyor olduğu için ihtiyatla da hareket etmiştir. Gaspıralı ise itikaden de İslam’a merbut [bağlı] ve mü’min biri ve samimî bir Müslüman olarak hareket etmiştir. Diğer Türkî entelektüellerin bir kısmının “imanî” bir derdi de yoktu. Dolayısıyla millet vakıasına bakışları da farklıydı. Bu bakımdan Akçura’nın İsmail Gaspıralı hakkında “o, İslam’a Türk milletine fayda temin ettiği için değer vermiştir” iddiası mahza[sırf] bühtan, mahza iftiradır.

Çeşitli vesilelerle de ifade ettiğimiz veçhile Gaspıralı mü’min ve bir İslamcı olarak İslam’a, Türklüğe temin edeceği menfaat açısından ilgi duymuyor, bilakis İslam’ı millî hayatın şaşmaz terazisi, mizanı, esası ad ve telakki ediyordu. Yusuf Akçura ve Ahmed Ağaoğlu gibi Türkî entelektüeller İslam’ı, Türklüğün, daha doğrusu millet mefhum ve vakıasının, basit ya da mühim bir unsuru veya daha da ileri gidersek “baskın bir özelliği” olarak zikr ve kabul ederken, Gaspıralı onu “esası” addediyordu. Gaspıralı, Rusları kuşkulandırmamak, İslamcılık ithamına maruz kalıp -ki herşeye rağmen yine de ara sıra bu ithama maruz kalmıştır- yapacaklarına engel olunmaması için üslubuna ziyadesiyle dikkat ediyor, söyleyeceklerini naif bir şekilde dile getiriyordu.

Peki, Gaspıralı böyle de diğerleri sellemehüsselam [uluorta, bodosloma] mı mevzuya giriyorlardı? Hayır! Onların profesyonelliği ile Gaspıralı’nınki çok farklı idi. Gaspıralı İslamcı ithamına maruz kalmamak, diğer Türkî entelektüellerse İslam’la bir problemleri var algısı yaratmamak için dikkat ediyorlardı. Hatta seküler aydınların bir kısmı, bazı ibadetleri yerine de getiriyordu. Kaldı ki bunların mühim bir kısmı, ya ulema çocuğu veya torunu, ya da o dönemki tedrisat iktizasınca da ciddi bir dinî malumatı da haiz olduklarından çok kolay renk de vermiyorlardı. İşte bunların yakayı ele verdiği en mühim şey millet vakıasına olan bakışlarıydı. Kısaca laik-seküler oluşlarını millet mefhumuna yükledikleri mana ile ortaya koyuyorlardı. Ahmed Ağaoğlu, Yusuf Akçura, kimi zaman İttihad-ı İslam yanlısı bir söylemde bulunmasına rağmen Hüseyinzade Ali Turan, ulema ailesine mensup Zeki Velidi Togan, Sadri Maksudî ve dinî veçhesi diğerlerine nazaran daha az görünür olan Cafer Kırımer gibi pek çok Türkî entelektüel (Türkî ibaresini Rusya Türk’ü manasında kullanıyoruz) Türklük ve millet mefhumlarını dile getirdiklerinde çok profesyonel yollara müracaat da ediyorlar-mesela Cemaleddin Afganî‘yi kimi zaman nahoş bir şekilde istismar ediyorlar- İslam’a talî planda kıymet atfettiklerini ortaya koyuyorlardı. Gaspıralı ise İslam’ı millet ve Türklük mefhum ve vakıasının esası kabul ediyordu.

Gaspıralı‘nın İslam Birliği mücadelesi ve çabası ile İslam’ı millet mefhum ve vakıasının temeli olarak görmesini de ayırmak lazımdır. Yani Gaspıralı İttihad-ı İslam’la çok ilgili olmamış olsaydı bile bir İslamcıydı. Artık Rus idaresindeki, hatta Rus toprağı hükmündeki Kırım’da İttihad-ı İslam mücadelesi yapmadı, yapamadı diye hiç kimse kınanamazdı. Ancak gâvur idaresinde de olsa Müslümanlar İslam’a istinat ile mükelleftiler. Fakat ilginçtir, İttihad-ı İslam davasında Cemaleddin Afganî ve II. Abdülhamid’den sonra ismi ön sıralarda olan şahıs da Gaspıralı idi. Mısır’daki İslam Kongresi Gaspıralı’nın düşüncesi ve eseridir. Ayrıca Gaspıralı, Hindistan’da Bombay Müslümanlarının Arap alfabesi yerine mahallî[yerel] alfabe olan Gücerat ile eğitim ve yayıncılık yapmalarını bir Müslüman olarak kabul edememiş, tüm masrafını kendisi karşılamak suretiyle bir de okul açmıştır.

Türkçede İsmail Gaspıralı hakkında kaleme alınmış müstakil en mühim eserin tarihi 1934 olmasına ve burada bilhassa Rus ve yabancı kaynakların da yardımıyla Gaspıralı’nın “İslamcılığı”na vurgu yapılmasına rağmen geniş bir çevrede onun bu vasfının görmezden gelinmesinin ya da önemsizleştirilmeye çalışılmasının acı netice ve tezahürleri olmuştur.

gaspıarlı (1)

Ne Gaspıralı Ne de Diğer Türkî Âlim ve Entelektüeller Bihakkın Bilinmektedir

Gaspıralı’nın müşterek lisan/Edebî Türkçe ve Rus Çarlığı’nda mukim Türkî toplulukları ortak bir hatt-ı harekete davet vurgusu her ne hikmetse Türkçülüğüne hamledilmiştir. Tercüman nüshalarına; Türk Yurdu, Sırat-ı Müstakim-Sebilürreşad külliyatına ve merhum hakkında kaleme alınmış yerli-yabancı ilmî çalışmalara dikkatle bakılsaydı onun aslında Türklük mefhumunu, bahusus millet vakıasını yukarıda izah ve ifade ettiğimiz veçhile İslam merkezli mütalaa ettiği neticesine ulaşılacaktı.

Gaspıralı’yı Türkçe ve Türk mefhumlarına yaptığı katkı ve sık atıftan dolayı tekeline alan geniş bir çevre uzun müddet muhtemelen bu inceliğin farkında olmayarak onu ülkemizde yanlış ve farklı bir kimlikle tavsif ve takdim etmişlerdir. Kusura bakılmasın, mezkûr muhite mensup ve bir kısmını şahsen tanıdığımız kesanın (insanlar) Gaspıralı hakkında sathî dahi malumatı haiz olmadığını, hatta Kırımer’ın mebhus [bahsedilen] kitabından bile haberdar olmadığı ya da hiç okumadığını görmek, anlamak, fark etmek onun niçin Türkçülüğün babası gibi addedildiğini de ispatlıyordu. Bizler mukayeseli tahlil gibi karşılaştırmalı okumadan da mahrumuz. Herkes kendi inanç ve ideolojisi doğrultusunda okuma yapıyor, meseleleri yine aynı şekilde mütalaa ve tahlil ediyor. Türkçülüğün babası kim ne derse desin Yusuf Akçura, ideologu da Ziya Gökalp’tir. İstitrad kabilinden söylersek ne acıdır ki, Akçura hakkında milliyetçi, Türkçü camiada bile kayda değer çalışmalar yapılmamıştır, daha da mühimi onun eserleri bir küll halinde ancak yenilerde yayınlanmaya başlamıştır? Kaldı ki Tercüman’ın mevcut nüshaları bile ancak birkaç sene evvel Latinize edilebilmiştir.

Bugün Gaspıralı, Akçura, Ağaoğlu, Musa Carullah, Rızaeddin b.Fahreddin, Bubi Kardeşler ayarında adam çıkaramadığımız gibi bu misillü tarihî kıymet ve şahsiyetlerimizi de bihakkın bilmiyoruz. Vefatının üzerinden hele de yarım asırdan fazla süre geçmiş insanlar artık biraz da ideolojik ve siyasî değil, tarihî şahsiyetler olarak da telakki ve tetkik edilmelidir. Fakir, bir İslamcı olarak, Gaspıralı’ya mühim bir tarihî şahsiyet olarak da kıymet vermektedir.

Gaspıralı ve Cemaleddin Afganî

22317

Gaspıralı’nın en mütebariz [belirgin] ve mütemayiz [öne çıkan, diğerlerinden üstün olan] vasfı baştan beri izaha gayret ettiğimiz üzre temkin, tedbir, teennî ve ihtiyattı. Gaspıralı’nın yazdığı her şeyin çok uzun bir düşünce, gözlem ve hesabın ürünü ve neticesi olduğunu söyleyebiliriz. Onun, bir isimden, bir fikirden etkilenmesiyle, ondan bahsetmesi farklı şeylerdir. Merhumun bir İslamcı olarak, Afganî’den etkilenmemesi mümkün değildi, ancak referans ve atıf mevzu bahis oldukta Gaspıralı, kendisini bile feda edecek dikkat, fıtrat ve ihtiyatta birisidir. Afganî’nin bilhassa Kazan İslamcılarının tamamını etkilemesi, buna mukabil Gaspıralı’da makes bulmaması[akis, yankı, karşılık bulmaması] düşünülemeyeceğine göre tesir muhakkaktır.

Ancak onun bir Mehmet Emin Yurdakul gibi ulu orta ve mütemadî [devamlı] bir surette Afganî propagandası yapması da beklenemezdi. Nihayetinde Mehmed Emin Yurdakul, hem hiçbir surette İslamcı addedilemeyecek hem de sırtında yumurta küfesi olmayan birisiydi. Osmanlı topraklarında İslamcılık ve İstanbul’dan İttihad-ı İslam propagandası yapmakla Rusya hududunda İslamcılık hele de İttihad-ı İslam propagandası yapmak nasıl aynı şey değilse, İslamcı birinin Afganî’den bahsetmesiyle laik ve milliyetçi birinin Afganî propagandası yapması da aynı şey değildir. Gerçi Yurdakul, Ağaoğlu ya da Akçura ayarında bir entelektüel ferasete sahip olmadığı için Afganî’yi bihakkın anlayamamıştır da.

Rızaeddin b. Fahreddin de Yurdakul gibi Afganî‘nin “dizinin dibindeki” talebelerinden biriydi ama şüphe yok ki Rıza Kadı, Afganî’yi daha iyi anlamıştır. Kanaatimce Cemaleddin Afgani, “milletinize sahip çıkın” derken şunu kastetmişti: “İttihad-ı İslam en idealidir, ancak bu, emperyalizm ve kojonktür sebebiyle mümkün olamıyorsa muhitinize [çevrenize] sahip çıkın, kendinizi/çevrenizi İslamlaştırın”. Bunu Mehmed Emin Yurdakul mu daha iyi anlamış yoksa Rıza Kadı mı? Afganî, Türk Müslümanları Rusya’ya kışkırtıp onları kırdıracak kadar hayatın gerçeklerinden de uzak değildi. Bu sebeple Rusya tebaası Türklerle konuşurken İslamcılığın körü körüne isyan ve başkaldırı olmadığı gerçeğinden hareket ediyordu. Tüm bu söylediklerimize rağmen Gaspıralı’da Afganî tesiri tartışmaya yer vermeyecek netliktedir.

Gaspıralı ve Kazan İslamcılığı

“Kazan İslamcılığı” diye tesmiye ettiğimiz ama esas üçlü tasnifimizle farklılığını ortaya koymaya çalıştığımız bu İslamcılık, birilerinin Ceditçilik diyerek geçiştirdiği ya da önemsizleştirdiği kadar basit bir hareket değildi. Şayet birileri İslamcı ve İttihadçı diye tevkif ve mahkûm ediliyor, sürülüyor, medresesi kapatılıyorsa onlara Ceditçi diyerek işin içinden çıkamayız. Es-Er (Sosyalist Revalüsyonist, Sosyalist Devrimci), Bolşevik, din düşmanı bazı Tatarlar da Ceditçi olarak tesmiye ve tavsif edildiğine göre Ceditçilik başka şey, İslamcılık başka şeydir. Abdürreşid İbrahim, Musa Carullah, Rızaeddin b. Fahreddin, Abdullah ve Ubeydullah Bubi, Sun’atullah Bikbulat gibi isimlerin Ceditçi denilerek geçiştirilmesi, muhtemelen birilerinin İslamcılığı şiddetle hemhal ve müradif veya mutlaka devlet hedefi gözeten bir hareket olarak görmelerinden belki de ve kuvvetle muhtemel “İslamcılık alerjilerinden” kaynaklanıyor olsa gerektir; oysa Kazan’da Çarlık Rusyası karşısında Kazan Tatarlarının bağımsızlık mücadelesine girişmeleri 3-4 asırdır muhafaza ettikleri varlıklarından vazgeçmeleri manasına gelecekti. Kazan Tatarları devletlerini kaybetmelerine, devletsiz yaşamalarına, tarihin eşine nadiren rastladığı bir asimilasyona maruz kalmalarına rağmen İslam’a ve Allah’a dayanarak “millet” olarak mevcudiyetlerini muhafaza etmiş belki de yegâne bir milletti.

Kazan Tatarlarını ve Kazan İslamcılığını anlamak için Endülüs’ü, Bosna’yı, Kosova’yı da anlamak iktiza etmektedir. Kazan’ı ve Kazan İslamcılığını anlamak için Osmanlı İslamcılığını ve Sömürge Toprakları İslamcılığını da iyi bilmek gerekir. Bu bakımdan Kazan İslamcılığı devlet gayesi olmayan, en azından böyle bir önceliği olmayan, Kazanlıların Müslüman olarak mevcudiyetlerini muhafaza ve idame ettirmeyi hedefleyen bir vasfı haizdi.

gaspıarlı (2)

Kazan İslamcılığı diye bir şey var ve bu, hayli orijinal bir İslamcılık türü; bu, Cedidcilik değildir. Kazan’daki Cedidciler salt İslamcılardan müteşekkil değildir. Her İslamcı Cedidcidir ama her Ceditçi İslamcı değildir. İsmail Gaspıralı ise Cedidci bir İslamcıdır. Burada Cedidciliğin “modernlik”, İslamcılığın da modern ya da modernist bir telakki olduğu yönündeki tartışmalara girmek yazıyı uzatacaktır. Bunlar başka siyakta ele alınması gereken mevzulardır. Ancak bu yazının birkaç yerinde de temas ettiğim üzre maalesef Gaspıralı hep Türkçü-milliyetçi yazarlardan okundu, öğrenildi. İslamcılarsa bu konulardan haberdar olmadıkları gibi Türk dünyasıyla ilgilenmeyi de -hâşâ sümme hâşâ- şeytanın koynuna girmeyle eşdeğer gördükleri için bu işlerde çok geç kaldılar. Cumhuriyet İslamcılarının hemen hepsi Gaspıralı’nın hiç bir metnini doğrudan okumamıştır; okuduklarının ise bağlamını bilmiyordu. Haliyle Gaspıralı hep Türkçülüğün babası olarak tanındı. Şahsen biz bile Kazan İslamcılığı mefhum ve gerçeğine vasıl olduktan sonra Gaspıralı‘nın da Müslüman Türklerin birliğini istihdaf eden bir İslamcı olduğunu gördük. Bilmek için evvela okumak, önyargısız okumak, farklı okumak, mukayeseli okuma yapmak gerekiyor.

Bir de yukarıda da temas edildiği üzere, Kazan’da üst kimlik olarak Türklük ya da Tatarcılık-Başkurtluk tartışmalarında bu tartışmaların her iki tarafında yer alanların hemen hepsinin Ceditçi olduğunu, üst kimlik olarak Türklüğü (esasen İstanbul Türkçesini) müdafaa edenlere Türkçüler denildiğini ama bu Türkçü tabirinin Osmanlıcı-İslamcı manasına geldiğini, diğerlerine yani mahalli lehçelerin edebi dil olmasını savunanlara Tatarcı (yani etnik milliyetçi) denildiğini gördük. Mesela Rızaeddin b. Fahreddin ve Fatih Kerimi dayı-yeğen Türkçü olarak tanıtıldılar; hâlbuki bunlar İstanbul Türkçesine yakın bir dili üst-edebi dil kabul ettikleri için Türkçü olarak tavsif ediliyorlardı.

gaspıarlı (3)

Gaspıralı‘nın İslamcılığı, Kazan İslamcıları olan Abdürreşid İbrahim, Abdullah Bubi gibi mi yoksa başka bir şekilde mi anladığı da dâi-i istifhamdır. Şimdilik sadece şunu söyleyebiliriz: Gaspıralı muhakkak bir İslamcıysa da onu salt Kazan İslamcılığına irca edemeyiz [indirgeyemeyiz]. O, Rus denizinin ortasındaki bir ada hükmündeki iç Rusya Müslümanlarını da aşan bir perspektife sahipti. Yani İttihad-ı İslam vurgusu da bariz olan biriydi. Gaspıralı’da mevcudiyet-beka endişesi yanında daha genel bir birlik mülahazası da barizdi. Hint ve Mısır programları buna delildir. Kırım ne de olsa Kazan’a göre İslam dünyasıyla daha yakın bir ilişki kurabiliyordu; ayrıca Osmanlı pek çok açıdan Kırım’a, Kazan’dan daha yakındı. Kazan Tatarlarının bu manada Gaspıralı gibi geniş bir ufkun tezahürü görüşlere, tespitlere, çözümlere, tekliflere değil, beka-varlık kaygısıyla yakından alakalı çözümlere ihtiyaçları vardı. Musa Carullah’ın Uzun Günlerde Ruze/Oruç çalışması her ne kadar yüksek bir zekâya, içtihad gayretine istinat ediyor idiyse de bir yönüyle de mahallî bir sorunun neticesiydi. Gece-gündüz farkı orucu etkiliyor, iftar ve sahur vakitlerinin tayinini gerektiriyordu. Gaspıralı’nın İslamcılığı daha gevşek ama daha üst bir türdü. Gevşek bağlara, genelde konjonktürel-siyasi mülahazalarla müracaat ve itibar edilir.

———

Not:1- Bu yazı 2016 senesinde Muaz Ergü ile yapılan röportajdaki cevaplarımızın çok az gözden geçirilmiş halidir.

2-Gaspıralı’yı anlamak için onun tüm eserlerini ve yazılarını kronolojik, bütüncül ve sistematik şekillerde tetkik etmek gerekmektedir. Şimdilik Ötüken Neşriyat tarafından yayınlanan 4 ciltlik seçilmiş eserler serisi ile Tercüman’ın Taksim Atatürk Kitaplığında yer alan nüshalarından hazırlanan 4 ciltlik transkripli çalışma da iş görür mikyas ve mahiyettedir. Ötüken Neşriyat’tan çıkan ve Yavuz Akpınar’ın hazırladığı çalışmada merhum hakkında kayda diğer malumat da verilmiştir. Her ne kadar her seçki, bir tasarruf ve tercih ise de Akpınar’ın seçkisinin ihtisar şeklinde olduğunu da söyleyebiliriz. Akpınar kaleme aldığı girizgâhlarda İslam âleminin vaziyeti ve bilhassa İngiliz emperyalizmi bağlamında Gaspıralı için “Başta Cemaleddin Afganî olmak üzere İslamcıların temel görüşlerini, özellikle de siyasî fikirlerini benimsiyordu” diyerek hayli adil ve objektif bir şekilde hareket ettiğini de gösteriyor. Gaspıralı seçkisini dağıtan TİKA da pek çok şey gibi bu işte de alkışı hak ediyor.

3- Bizim Gaspıralı yanında önem verdiğimiz diğer 4 isim Rızaeddin b.Fahreddin, Musa Carullah, Abdürreşid İbrahim ve Fatih Kerimî’dir. Ömer Hakan Özalp’in Rızaeddin b.Fahreddin biyografisi tek kelimeyle mükemmeldir. Ahmet Kanlıdıre’nin Musa Carullah biyografisi de hayli kalitelidir. Ancak kendisini sadece Müslüman Türk olarak tavsif eden değil, her Türk vatandaşı Fatih Kerimî’nin İstanbul Mektupları ile Abdürreşid İbrahim’in Âlem-i İslam unvanlı seyahat hatıratını mutlak ve muhakkak surette okumalıdır. Biz şahsen mezkûr eserleri okumamış hiç kimseyi bu mevzularda muhatap almıyoruz.

4-Hiç kimsenin arazisine gecekondu yapmaya çalışmıyor, hiçbir Türkçüyü İslamcı yapma gayretinde bulunmuyoruz. Ancak Gaspıralı’nın İslamcılığı artık tartışma haricidir. Erol Güngör’ün İslamcılığı ise belki bugün değil ama ileride birgün mutlaka kabul edilecektir. Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Mehmed Emin Yurdakul, Ahmed Ağaoğlu gibi isimler Türkçülük için başka birilerine ihtiyaç gerektirmeyecek kalitede isimlerdir.

gaspirali_bey_in_vefatinin_103_yil_donumu_h29534_67ba1

İsmail Küçükkılınç

(http://www.karar.com/yazarlar/ismail-kucukkilinc/ismail-gaspiralinin-islamciligi-artik-tartisma-konusu-degildir-8712#)

One Comment on “İsmail Gaspıralı’nın İslamcılığı Artık Tartışma Konusu Değildir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: