Çin-i Maçin Gezisi -VI-

Mustafa Everdi yazdı…

çin 1

Xian Tarihî Camiinde Bir Vakit Namazı

Turun hızlandırılmış programı içinde Xian’daki Cami ziyareti de vardı. Zaten 7 kere uçak seyahati yapmak zorunda kaldık. İç ve dış uçuşlar; havaalanları, havaalanı şehir ulaşımı, tekne turu –tehirler- turdan ayrılıp bağımsız olarak Urumçi seyahatine mani oldu. Pekin camisine gidemedim. Bir tek Xian’da bu nasip oldu.

Turistik bir seyahatte yabancı bir ülkeyi gezmek elbet örtülü bir yabancılaşma içinde bırakıyor insanı. Çin komünist idareye rağmen kapitalist bütün pazarlama tekniklerini biliyor ve turistten nasıl “döviz” koparılacağını hayat tarzı haline getirmiş. Her müze, gezilecek her alan ancak biletle girilebilen yerler. Alfabesi, konuşmaları, tipleri ile bambaşka bir ülkeye gitmişsin.  Üstelik kalabalık Çinliler, Avrupalılar, Hindistanlılar, Japonlar, Amerikalılar arasında yeterli bir yabancılaşma duygusu zaten yaşıyorsun.

Bu kadar farklı bir kültürün ortasında Xian’daki Müslüman mahallesine yaklaştıkça; başörtülü, sakallı Çinlileri gördükçe yabancılık duygusu anında kaybolmaya yüz tutuyor. Dinlerin evrensel sembolleri; inananlarının yabancılık duygusuna son verdiği gibi neredeyse mekânı içselleştiriyorsun.

Her müzeye parayla giriliyordu. Xian (Şian-Sian) camisi de bundan istisna değildi. 25 Yuan’a girilebiliyordu. Kapıda bilet kesen muhtereme “Müslüman” deyince, gözleri ışıladı. Girişimiz bedava oldu. Bu din istismarına girmez, bilakis dünyanın öteki ucundan gelen Müslüman olarak Çinli Müslümanlara güven aşılamanın bir yolu aynı zamanda.

Camii tam bir külliye. İslam fetihleri ile Budist manastırlar anında İslam medresesine çevriliyordu. Esasen her din; fethettiği yerlerde eski tapınakların üzerine kendi mabedini yapmakla mevcut bütün kutsallığı yeni dine eklemler.

çin 2

Ancak XİAN Camisinde bir vakit namazı kılmak nasip olunca bu yönünü de yazmak boynumuzun borcu oldu. Çine gidip Xian Camiinde namaz kılmamak olmaz. (Şian-Sian)diye değişik okumalar oluyor; Beijing olan şehre Pekin dediğimiz gibi)

Xian; bizim Bursa gibi eski bir başkent. Ancak uzun bir dönem Çin İmparatorluğunun başkenti olmuş. Daha sonra Pekin’e taşınmış başkent. Esasen Şian’ı öğrenen Çin tarihini öğrenmiş sayılır. Xian’ın başkent olduğu dönemlerde yapılan Xian camisinin tarihi Türkiye’deki camilerden bile eskilere gidiyor. Neredeyse sahabi dönemine. Bina Çin’deki Tang Hanedanlığı zamanında 742 yılında yapılmış.

İran’ı fetheden Müslüman orduları daha Çin’in çok uzaklarında iken Müslüman tacirlerin İpek Yolunun son durağı olan Xian’a geldikleri anlaşılıyor. Buradan bakınca İpek yolunun başlangıcı olan Xian, hanedanın çok değer verdiği yeşimtaşı karşılığında ipek ve çay alarak Batıya taşıyan Müslüman tacirler tarafından yoğun bir şekilde ziyaret ediliyormuş. Müslümanlar, Çin’de bir ibadet mahalli olması için başvurunca İmparator elbette buna izin vermiş.

çin 3

“Çin, Hindistan’dan çıkmış olan Budizm ile erken tanışmıştı. Çin’de din ve keşiş hayatına karşı başlayıp gittikçe genişleyen ilgi büyük Tang hanedanı devrinde (MS. 618-907) o kadar tehlikeli bir şekil almaya başlamıştı ki; keşişlik mesleğine görülen hücumun önüne geçmek için imparator tedbirler almak zorunda kalmıştı” (L. Ligeti; Bilinmeyen İç Asya)

Bu tedbirlerden biri de hayata daha sağlıklı ve gerçekçi yaklaşan İslam için müsamaha göstermek olmuş. Ve erken bir dönemde Xian’da cami yapılmasına izin verilmiş. Müslümanlar ibadetlerini ve elbette tebliğlerini kolaylıkla yapmaya başlamışlar. Aradan geçen süreye, rejimlere, zihniyet değişimi ve devrimlere rağmen Xian camisi tarihi bir anıt olarak, yaşayan İslam’ın bir merkezi olarak hayatiyetini bugün de sürdürüyor Xian’da.

çin 4

Çin’in süsleme ve ayrıntı titizliği bu camide de kendini gösteriyor. Kur’an-ı Kerim’in tamamı camii duvarlarına ahşap üzerine oyularak yazılmış.

Klasik Çin mimarisi ile yapılan camii’nin minaresi ana binadan ayrı ve sivri çatıları ile yerel mimari ve kültürün bütün unsurlarını taşıyor. Neyse ki tuvalet alaturka. Bütün Çin’de taharet için tuvaletlerde su bulamazken, burada var. Abdest almak için ayrı bir şadırvan da. Tamam Müslümanlar geri filan ama temizlik ve tuvalette su ile arınma da İslamın insanlığa hediyesi. Bu yönde Avrupa bile hâlâ susuz keneflerle baştansavma bir tuvalet kültürü (kültürsüzlüğü) ile ayıplı bir halde.

Müderrisler, talebeler için geniş avlunun kenarında sıralanan hücreleri geçerek ana camiye geliyoruz. Avluda turistler, 25 yuan veren herkes bulunabilir ancak mescide sadece namaz kılanlar (yani Müslümanlar) girebilir. Kapıda sakallı imamlar/görevliler var. Abdest alıp gelmişiz, kafilemizden ancak iki erkek ve üç kadın içeri girmişiz. Diğerleri turist.

Binlerce yıldır Müslümanların namaz kıldığı yerde biz de namaz kılıyoruz.  Kapıda imamlarla; mukabele yapıyoruz. Biz okuyoruz onlar dinliyor; onlar okuyor biz dinliyoruz. Türkçe beş-altı kelime biliyor; “Hoş geldin, Türkiye çok güzel; İstanbul yahşi-yaman” gibi. Sarılıyoruz, binlerce yılın özlemini giderir gibi.

Çin’de resmi belgelere göre 20 milyon Müslüman var. Diğer bir rivayete göre ise 150 milyon. 18 yaşına gelmeden kimse, Kur’an kurslarına ve camilere gidemediği için kesin rakamı belirlemek güç. Komünist parti insanların 18 yaşına gelmeden kendi serbest iradesi ile bir dini seçmesi mümkün değil diyerek koyduğu yasak her kutsal mabette kendini gösteriyor.

in1

Türklerin Dungan, Çinlilerin ise Hui dedikleri Çinli Müslümanlar; Camii çevresinde Müslüman bir mahalle oluşturmuşlar. (Çin tarihi boyunca Çin’in çevresindeki yabancılar şu terimlerle ifade edilmiştir: Hu(胡), Yi (夷), Man (蛮), Rong (戎) ve Di ( 狄)  Hu( 胡anlam olarak medeniyet sahibi olmayan taşralı insan demektir).

Aralarında Uygurlar, Kırgız ve Özbek Türkleri de bulunan bu mahalle daracık sokakları ile İslam şehirlerindeki pazar yerlerini (Bedesten) andırıyor. Sadece Pazar yeri kapalı çarşı değil. Çin usulü küçük kulübeler yan yana. Müslümanlar için gerekli tesettür ve ibadet eşyaları yanında Çin turistik eşyaları satıyorlar. “Selamünaleyküm” dedikçe cevap alıyorsan ve sana yönelmiş mümin gözlerde bir sıcaklık hissediyorsan elbette Müslüman biriyle muhatapsın.

Çarşıda İslam yazısı (hüsn-ü hat) ile tablolar, levhalar ve isimlikler yazan sakallı muhterem Nakşibendî tarikatından, Şian’da Müslüman ileri gelenlerden Abdülhakim Efendi.  Dükkânına girer girmez müslüman olduğumu anlayınca hemen tebliğe başladı. Malezya, Endonezya ve Türkiye Müslümanlarını “tam mümin ve muvahhit” olmadıkları için beğenmiyor. Kafilemizi düşününce muhterem haksız değil. Ne yazık ki buralara parası çok ancak inancı az olanlar geliyor çoğunlukla. Benimle ilgili samimi görüşünü açık etmedi. Açık zikre başlayınca beni de bir dervişlik tuttu. “Entel Hadi Entel Hak, Leysel Hadi İlla Hu” diye karşılık verince tarafsız gözlerle baktı, bana.  Deli deliyi görünce sopasını saklarmış. Suhte âlimi görünce sesini kısarmış.

Abdülhakim’den aldığım cesaretle, pazar yerinde yürüyüşümü sık sık “selamü­na­leyküm” diyerek sürdürdüm. Günlerce “tunguz korkusu” ile et yememişim. Çinlilerin çiğ sebzeleri ile nefs-i iktifa etmişim. Uygur bir kardeşin Özbek pilavı ve koyun eti satan işyerini bulunca, dükkan levhası üzerinde Arapça “helal” yazısını görünce daldım içeri. Nefis öldürecek kadar yemek yiyebildim.

2267.jpg

“İki bektaşiyi yemeğe çağırmışlar. Bol bol yemiş içmişler. Bu arada birisi yere düşüp ölmüş. Öbürü yarı baygın bir halde. Ev sahibi Ey erenler doydunuz mu? Diye sorunca;  yarı baygın olan,  merhum doydu ama ben nefis öldürüyorum demiş.”

Çin; yüzlerce etnik unsura; onlarca din mensubuna görece bir özgürlük ve hayat hakkı tanımış.  Merkezi yönetimle bir buçuk milyar nüfusu idare ediyor. Parasında 4 ayrı alfabede yazı ile vatandaşları için gerekli özgürlüğü resmi bir şekilde anlatıyor.

Biz daha Kürtçe eğitim dili olsun mu, şehirlerde Kürtçe tabela yazılsın mı, alfabede X, Q, W kullanılsın mı diye tartışırken, Çin dört ayrı alfabeyi parası üzerinde bile taşıyor.

Çin taocu, Budist ve Çin folklorik dinlerine inananlar ile Mahayana Budizmi, Hinduizm, Hristiyanlık ve İslam’a mensup vatandaşlardan oluşan çok dinli bir ülke. Mao’nun devrimi ile gelen komünizmle ateizm de geniş kitlelerce benimsenmiş.

İç sorunlarını halledemeyen bir ülkenin dışarı doğru hamle yapması, bölgesel güç filan olmasının hayal olduğunu anlatan bir ülke Çin. Bu seyahat, Türklerin ve İslam’ın ulaştığı en doğudaki ülke Çin’de dinî hayatı anlamak için de önemliydi. Çin sadece ticaret ve turizm yönünden büyük bir pazar değil; aynı zamanda dinî bir tebliğ için de özlemle tebliğci erenleri bekleyen bir ülke.

Türklerin ve Müslümanların kadim tarihi ile ilgili bilgiler ise Çin arşivlerinde Çince bilen gayretli insanları bekliyor. Ve bu kaos çağında İslam’ı yeni bir heyecanla anlatacak müslümanları. Yoksa Çin, modernizmin ve batının bütün etkilerine açık ve bunu ya­şayan seküler bir ülke olmuş zaten.

Binlerce yıldır manizm’in, budizmin, Hristi­yan­­lık ve İslam’ın kendisine büyük kitleler bulduğu ülke; hâlâ söyleyecek yeni bir sözü olanları dinleyecek manevî bir açlık içinde. Biz ise manevî açlığımızı tarihi Xian ca­miinde kıldığımız bir vakit namazı ile doyurduğumuz iddiasında değiliz elbette. Ancak nasibimize şükrediyoruz.

çin 5

Cami çevresinde 2 saate yakın serbest zaman verildi. Ben de selam verecek müslüman bulma umuduyla dükkânları geziyorum. Kadınlar başörtülü; hemen anlıyorsun. Önce mal alırken Müslüman olduğunu belli etmiyorsun. Bakalım; Müslümanlıkları ticaretlerini etkiliyor mu? Bu hakkı nereden buluyorsam? Sanki ben çok matah biriyim. Diğer Çinlilerin yapışkan tutumu Müslüman kadın Çinliler de yok. Erkeklerde aynı. Gerçekten bir ağırbaşlılık var. Sadece İslami usullerde elbise satan yerlerde Çin zevkinden bir uzaklaşma, arabesk renkler ve giysiler göze batıyor.

Müslüman Çinli Aşevi-Lokantası

çin 6

Çin’de Türkiye hakkında fazla bir bilgiye sahip Çinli bulamadık. Müslümanlar da dâhil. Türkçe bir kitabı bırak broşür bile yok. Biraz İstanbul. Türkiye’nin bu ilişkileri özellikle Çin’e seyahate gidenlere havaalanlarında veya THY uçaklarında motive edici bilgiler verilmeli. Yoksa Çin(liler) yeryüzünde Türkiye diye bir ülke olduğundan habersiz kalacak. Kardeşim biz size Çin seddini yaptıran ırkın ahfadıyız. Demeyelim, yoksa intikamları korkunç olacak. Uygurlara sormak lazım bunu, binlerce yılın intikamı sizden nasıl alınıyor diyerek.

Pekin’e Gitmek Tekin Değil

Müslüman mahallesinden sonra döndük yine “gâvur” mahallelerine.  Akşam yemeği ve saat 21.00’de uçakla Pekin’e gitme telaşına. Sabahtan valizleri otobüse yerleştirmişiz. Akşam yemeğini havaalanı yakınlarında yemişiz. Uçuş kartı ve valizleri teslim için erken gitmeliyiz. Her şey tamam; fakat tehir var. Pekin’i sel götürecek kadar şiddetli yağmur varmış. Uçuş kartımızda gate (kapı) numarası yok. Bu uçuşun bütünüyle iptali ihtimali anlamına da geliyor. O zaman turun bütün programları alt üst olacak. Sonra uçak saatinin 22.40 olduğu söylendi ve kapı numarası belli oldu. Biz normalde o saatte Pekin’de olacaktık. Haydi hayırlısı.

China Eastern (Network Domestic) İç Hatlar İşletmesi hiçbir açıklama yapmıyor; gecikme ve yağmur /fırtına bize gelen rivayet. Artık havaalanına gelmişsin; beklemekten başka yapacak iş yok. Burası komünist bir yönetim. Öyle itiraz, memurlardan açıklama bekleme. Milyarlarca Çinli nasıl katlanıyorsa sen de beş-on gün katlanırsın. Sakın suç işleme yoksa idam cezasına kurban gitmen uzak ihtimal değil. Şurda gezmeye gelmişsin, protest tavrını burada sürdürme lüksün yok. Burası Türkiye gibi “özgür bir ülke” değil.

pekin

Bu sıkıntıyla arada sigara içme odasına gidiyorsun. Çakmak manyaklığı burada da sürüyor. Çakmaklar duvarda bir zemine sabitlenmiş. Çakarak sigaranı yakıyorsun. Çakmak yerinden çıkmıyor; böylece uçaklarda çakmakla tehditler savurmaya ve uçak kaçırmaya kalkamıyorsun. Çinli yetkililer için asayiş berkemal, uçuşlar emniyet ve huzur içinde olacak. Olan benim gibilerin çakmaklarına el koyulması, sigara yakmak için tiryaki arama çabası.

Nihayet uçağa alındık ve saat 24.00’de uçağımız havalanıyor. Çakıllı yollardan sarsıla titreye bir saat 45 dakika sonra Pekin’e geldik. Havaalanına inince tehir sebebinin gerçek olduğuna inandık. Böyle mi yağmur yağar, pistler bu kadar mı su altında kalır? Afet neymiş öğrendik. Neyse ki kaptan-pilot işinin ehli ve bıçkındı sağ-salim bizi Pekin’e ulaştırdı. Valizleri bul; çıkış derken saat 02.30 oldu. Daha otele gideceğiz; odalar belirlenecek ve biz sabah 07.de otobüste yeni bir güne hazır olacağız. Nihayet saat 04.00de yatağa girmek nasip oldu. Üç saatlik bir uykudan; CW Marriot Otelinde mükellef bir kahvaltıdan sonra otobüste tam saatinde hazırız. Artık Pekin’i fethedebiliriz

Tarihi Pekin

Otobüsle şehir içinde kısa bir yolculuktan sonra Hutong bölgesindeyiz. Burası eski Çin mahallesi. Bütün doğuda olduğu gibi avlulu evler. Sadece çatıların ucu yukarı bakıyor.  Turistik ve tarihî bölge o kadar ihtimamla korunuyor ki sokak ve caddelerin temizliğine hayran olmamak mümkün değil.

çin 7

Ağaçlar arasında Çinli tacirlerin, ileri gelenlerin evleri kamulaştırılmış ve bütünüyle Hutong Geleneksel Çin Mahallesi turistlerin ziyareti için korunmuş bir bölge haline getirilmiş. Buradan parklar, yeşillikler arasında yürüyerek nihayet Tia-nan-men Meydanına çıkıyoruz. Cadde 40 km. uzunluğundaymış. Meydan dünyanın en büyük meydanı ve Yasak Şehir 9 bin odası ile büyüklüğün sınırlarını zorluyor.

Artık ben de Çinliler arasında fotoğraf manyaklığının sınırlarını zorluyorum. Bu meydana yarım milyon insan toplanabiliyormuş. Bir de ben; oldu yarım milyon+bir.

çin 8

Tia-nan-men Meydanı; bilindiği gibi 1987 yılında öğrenci eylemleri sırasında tankın önüne geçen gençle dünya gündemine girdi. Tank gerçi sağı solu zorlayıp başka türlü ilerleme imkânı kalmayınca genci ezip geçmişti ama televizyonla bütün dünya bunu seyredince Çin artık eylemlere karşı daha rafine tedbirler bulmak zorunda kaldı

Meydanın bir tarafında Ulusal Müze, Parlamento Binası, Milli Konsül (yönetim merkezi) Binası, 1950’de dikilen Halkın Kahramanlık Anıtı ve Mao’nun mozolesi var

Bizi Öncelikle ilgilendiren Karşı Taraf. Yani “Yasak Şehir”

çin 9

Gördüğünüz gibi Mao’nun büyük boy resminin bulunduğu giriş binasından sonra 9 bin odayı içeren binaları gezerek dünyanın en büyük sarayını; imparatorluk döneminde Çinlilerin bile göremediği yerleri görerek ulaştığımız devlet(!)in tadını çıkaracağız.

Yasak Şehir; görevli olmayan; saraydan davet almayan hiç kimsenin girememesi nedeniyle verilen bir ad. Öyle elini kolunu sallayan, ben kimim biliyor musun diyen, önemli adamlar (ve kadınlar) dâhil giremiyor.

Şimdi müze bedelini veren herkes, sadece Çinliler değil bütün dünya girebiliyor.

Gerçi bu ziyaret dünyada yönetim anlayışı ve iktidarların yönünden  “ortak kader” teorisinin egemen olduğunu da anlatmış oldu. Çünkü Avusturya-Maca­ris­tan İmparatorluğu, Rus ve Osmanlı imparatorluğu 1900’lü yılların başında sona ermişti. Bunlar birbirine yakın coğrafyadaki mutlakıyetlerdi. Uzak olmasına rağmen Çin İmparatorluğu da 1911’de halkçı isyanların ardından sona erdi. Bütün bu imparatorlukların sona ermesinde İngiliz İmparatorluğunun dahli var. Onunki de İkinci Dünya Savaşı ile sona erdi. 25 yıllık bir uzatma için değer miydi? Hasmını ortadan kaldıran kendi sonunun da yaklaştığını hesaba katmalı bence. İngiltere bunu kendisine sormalı ve Churchil’den hesap soran bir anlayışa ulaşmalı?

Yukarıdaki fikirlerle “Yasak Şehri” gezince Çin ve Osmanlı kıyaslaması yapma ihtiyacı duydum.

Çin İmparatorlarının sarayı; Yasak Şehir; Osmanlı’nın Topkapı idi. Çin İmparatorluğu 1912 yılında; Osmanlı 1918’de (Vahdettin’in Kaçışı ile) sona erdi. Yasak şehir, binaları; eklentileri ile görkemli, bezeme, süsleme ve işleme sanatı ile doruğa çıkmış bir medeniyetin tezahürü. Kapsadığı alan itibarıyla büyüklüğü zorlayan ihtişamda bir saray külliyesi. Buna karşılık Topkapı, küçük, sade yalın haliyle mütevazı bir saraydır.

çin 14

Artık bu farkın ne anlama geldiği sizin takdiriniz. Ben ancak zihniyet ve iktidar etme biçimi arasındaki farka dikkat çekebilirim. Bir de bugünkü Çin ile Türkiye arasındaki kıyas kabul etmez büyüklük farkının tarihi olduğunu söyleyebilirim. Böyle bir Çin’i haraca bağlayan Öntürkler’in cüretine ve yüzlerce yıl Çin’de hanedan olarak İmparatorluğunu sürdüren Moğolların yönetim dehasına saygı duymayı unutmadan.

Yasak Şehir yürüyerek bitecek, anlatarak öğrenilecek bir saray değil. Son İmparator filmini seyredeceksiniz. Ya da google bakacaksınız.

çin 10

Ben de “The Forbidden City” diye yedi dilde yazılmış bir kitaba 20 yuan vererek (ingilizcesinden anlamaya çalışarak) öğrenme imkânı buldum. Gerçi bu kitabı 50 yuan’a da alan olmuş, 100 Yuan’a da. Çin’de aynı malı aynı yerden değişen fiyatlarla almak mümkün. Pazarlık meselesi. O nedenle fiyat verirken iyi düşüneceksin. Ağalık vermekle derseniz, veriniz ve bir daha aynı malı alandan fiyat sormayınız. Yoksa zor durumda kalmış hissedebilirsiniz.

Aksi halde bu Çinlilerin nakit sıkıntısı nereye kadar diye düşünüyorsan, onda birden başlamalı. Doğuda alıcı ve satıcı arasında satılan malın gerçek fiyatını belirlemek gizemli bir olgudur. Sırlara ermek için zorlarsan hiç bir zaman hakikate ulaşamazsın. Önemli olan satın alma zevki. Bu benim param var ve istediğimi alırım duygusu zaten yeterli bir rehabilitasyon. Fiyata biraz yaklaşmışsan bu da sizdeki dehayı gösterir. Gerisini boş veriniz. Yoksa evinizden bir adım dışarı çıkamaz, doğuda satın aldığın malın gerçek fiyatı hakikat gibi saklı olduğunu kabul etmeden alışveriş yapamazsınız.

Cennet Tapınağı

Adında cennet var ama rehberin beyanına göre “hiçbir dine inanmayan” (acaba öyle mi?) bir imparatorun kendi cennetini “yaratma” çabasının bir ürünü. Gök Tanrıya adanmış gerçi. Buradan Türk veya Moğol olduğunu bile çıkarabilirsiniz. Gerçi Çin İmpatorları da gök oğlu ya bu ayrı mesele. Yeryüzündeki hiçbir mabede benzemiyor. Özgün bir şekli ve çivi kullanmadan birbirine geçmeli ağaçtan yapılma bir işçiliği var.

Elbet bahçe düzenlemesi ve mermer kullanımı var. Yuvarlaklığı gökyüzüne benzetilmiş, köşeli dikdörtgen şeklinde alanı yeryüzünü temsil ediyor. Bu “tapınak” gökyüzü ile yeryüzünün birleştiği yeri yani imparatorluğun kutsallığını temsil ediyor.

İnsan iktidara ulaşınca iktidar nimetleri ile yetinmiyor, Tanrı olmayı da murat ediniyor. Veya iktidarının tanrı katından tasdikli olduğunu. Gerçi bu “psikopat ve manyak”lar olmasa ülkelerde ziyaret edilecek tarihi mekân ve eser bulmak mesele olurdu. Hiç kimse halkın evlerini ziyaret etmeyi düşün­mez. Esasen halkın meskeni binlerce yıl dayanmaz. Ancak arkeolojik kazılarda kadim zamanlarda insanın yaşayışına dair bilgi edinme merakı ve antropoloji olmasa “gerçek insanlar” ilgiye de mazhar olamayacaklar.

çin 12

Çin tarih boyunca tarımla iştigal eden bir ülke. Bu nedenle mahsul bereketi için bir yerlere dua etme, şükran duyguları için anıtlar dikme, bir tür maneviyatla umut içinde olma beklentisi taşıması gerekir. Zaten bu evrensel bir olgu.

İmparator da yılda iki defa Cennet Tapınağına 7 günlük bayramdan üç gün evvel gelir, önce inziva ile, cariyelerden uzak durarak perhizle, bir ibadet yapar. İktidarının ömrü ve halkının mutluluğu, mahsulün bereketi için dua edermiş. Hemen her dinde dini bayramlar genellikle yılda iki defadır. Genelde 3-5-7 veya 10 gün sürer. Bu kullanılan takvimle de ilgilidir. Ay yıllarının güneş yılına yetişmesi için aradaki fark kadar bayram yapılır. Böylece hasadın aynı zamana denk gelmesi sağlanır. Ay yılı ile güneş yılı böyle eşitlenir. Güneş yılından eksik olan süre bayram yapılır.

Wanfujing Alışveriş Merkezi/Şao Lin Rahipleri

Yasak Şehir ve Cennet Tapınağı günü doldurmayınca Wanfujing Alışveriş merkezine getirildik. Burası Çinlilerin çakma olarak üretilen dünya bilgisayar markalarını sattıkları yer. Gerçi Wanfujing alışveriş merkezinde yok yok.  Bilgisayardan gözlüğe, giyimden hediyelik eşyaya, inciden yeşimtaşına. Çantadan valize.

20 dolara numaralı camı da dahil gözlük bile var. Gerçi ben vitrinde gösterilen ile bana verilmek istenilen arasında derin farklar görünce vazgeçtim gözlük almaktan. Ama maldan, bilgisayardan, cep telefonundan anlayanlar alışveriş yapabilir. Şansına artık; aldığınız mal bir gün de çalışabilir bir ömür de. Bu da Doğu/Çin gizeminden bir olgu.

Zaten pazarlıkta malın gerçek fiyatı ile satın alınan malların ömrü konusundaki gizem dışında bir sır filan yok Çin’de.

Wanfujing Alışveriş merkezi beş-altı katlı; büyük bir işhanında ama burası da pazarlıkta işportayı aratmıyor. İnsan “how much” demekten ve peşine takılanların kolunu tutmasından aynı soruyla senin vereceğin fiyatı duymak ısrarından yorgunluklara düşüyor. Şöyle ağız tadıyla bir alışveriş yapamazsın.

Mutlaka pazarlık; pazarlık, pazarlık vardır. Aldatılma duygusundan; mahremiyet nedir bilmeyen kadınların seni çekiştirmesinden; kadına saygısızlık yapmak ile satın alma şehvetini frenlemekten bitap düşüyorsun. Bir an önce dışarı çıkıp; banklara oturmak ve sigara içmek daha ehven-i şer diye bir kaçış içindesin. Zaten 10 Yuan’a renkli bezler içinde yemek çubukları almak; tanıdıklara birer tane vermek; onların vitrinini süslemesini seyretmek daha güzel bir ikram. Yoksa sana mal satmakta; çeşit bulmakta; icat çıkarmakta Çin’in üstüne dünyada yok. Havada duran dönergeç mi; ayakkabıya takılan renkli ışıldaklı paten mi; beş çeşit ışık saçan; lazer çizgilerle kıvrılan; müzikle şarkı söyleyen topaç mı? İstersin. Seç seç al. İstemesen de sana satacak bir malı zaten vardır. Yoksa da umudu vardır.

Sadece her yerde karşınıza çıkan; elindeki çantalarda; tablalarda sergilediği binlerce çeşit saat satanlar da bir gizem yok. Onların satmaya çalıştıkları saatlerden uzak durun. Çalıştığını gören olmadı bugüne kadar. Ben görür müyüm diye denemek isterseniz sizin bileceğiniz iş. Benim gibi kızlarınıza otantik Çin elbisesi alırsınız. Belki bir gece; davetli olduğu bir gecede; mezuniyet töreninde giyebilirler diye. Benimkiler daha giymediler bugüne kadar. “Baba bu folklor elbisesi ile gezmeye benzer” diyorlar. Ben de ossaat anladım; Çinliler bana folklorik Çin elbisesi içindeyken niye şaşırarak bakmışlar.

çin 13

Bugünün ekstrası Kung-fu gösterisi. Şao lin rahipleri; maneviyatı güçlenince önüne ağaç tahta ne gelirse kırıyor; demiri eğiyor ve bıçağa karşı insan vücudunun dayanıklılığının son sınırını test ediyor. Ben şiddete karşı bir adamım. Şimdi maneviyat kelimesi geçiyor diye şiddet gösterisine gidemem. 280 Yuan’1 (yaklaşık 45 Dolar) bu işe veremem. Derken; kafilede en çok kadınların bu işe hevesli olduğunu gördük.

Bizim bir tokadımıza bütün Türkiye ayağa kalkar. Çin’de birden şiddetsever mi oldu bu kadınlar? Yoksa en iyi erkek, kendisini cezalandıran, şiddeti kendisine uygulayan erkek mi diye düşünüyorlar bilmiyorum. İyi yanından da görmek gerek. Böyleyse Şao Lin Rahipleri kadınların erkek düşmanlığını olumlu bir duyguya dönüştürüyorlar demektir. Kadınların erkeğe şiddet uygulamasına ne gerek; onlar zaten kendilerine bunu bihakkın yapıyorlar gerçeğini, dünya kadın milletine tebliğ etmiş oluyorlar. Yoksa vurunca kırılacak mı, kesilecek mi yoksa bu nasıl bir imandır ki bıçağa kafa tutuyor diye yüreğim ağzımda seyrediyorum. En iyisi otelde dönmek ve yarın ki Çin Seddi tırmanışı için güç toplamak.

çin seddi

Mustafa EVERDİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s