Hindistan’da Kadınların İzi Kaldı…

Yücel Feyzioğlu Hindistan seyahatini yazmaya devam ediyor… 

Untitled-design-28-1.png

Brahman rahibin Hemvati adında dünya güzeli bir kızı vardı. Bir akşam üstü Hemvati köy kadınlarıyla gölden su getirmeye gitti. Su dupduru, ayna gibi parlıyordu. Gölün kıyısına oturup hayale daldı. Kadınlar akşam yemeği için su alıp döndüler. O, dönmedi. Herkes çekildikten sonra soyunup suda serinlemek istedi. Ay tanrısı Şandıra’nın dikkatini çekeceğini nereden bilebilirdi. Birdenbire göl kıyısında yakışıklı bir şehzade belirdi. Hemvati’nin eşsiz güzelliğine dayanamayıp onu kollarının arasına aldı ve yıldızların altına kaçırdı. Geceyi sevişerek geçirdiler. Şafak atarken ay tanrı onu bırakıp gökyüzüne çekilmek zorunda kaldı. Hemvati yıkılmış, harab olmuş bir şekilde geride bakakaldı. Ay tanrı yukarıdan seslendi: “Bu birleşmeden bir oğlumuz olacak. Adını Şandıravarman (Ay tanrının hediyesi) koy. O çok güçlü olacak ve kuracağı hanedanlık yüzlerce yıl yaşayacak…”

fb_img_1546593032436Şandıravarman dünyaya geldi ve büyüdü, annesinin hasretini yüreğinde hissetti. Tam seksen beş yerde “Ay ve Şehvet Tapınağı” kurdu. Kadın ve erkek enerjisinin birleştiği dorukları taşlara işleterek ebedileştirdi. Annesi şehvet Tanrıçası babası Ay Tanrı oldu.

Tam bin yüz yıl geçiyor aradan. Şimdi o tapınaklardan iki tanesi duruyor. Tapınağın biri Hemvati’nin köyü Khajiraho’dadır. Koca Hindistan’da sadece bu köye havaalanı yapılmış. Çünkü bütün dünyadan meraklılar o tapınağa gelip kadınların özgürce bıraktıkları ize hayran kalıyorlar.

fb_img_1546593006830

Kadınların Başka İzi Daha Var…

Gencecik kadınların izini bir de duvarlarda buluyoruz. Binlerce yıldan beri Hindu inançlarına göre kocası ölen kadının da sonu gelmiş sayılıyor. Kocanın cenazesi yakıldıktan sonra kadının eli kınalanıyor, kınalı elini evin duvarına basıyor ve canlı canlı ateşe atılıp yakılıyor. Gerekçesi hazır: “Koca öldükten sonra geçimini sağlayamaz, başkalarıyla ilişkisi olabilir vs…” Bu insanlık ayıbı gelenek 20.yüzyılın başında yasak edilmiş, ancak başka türlü süregelmiş. Şöyle anlatıyor rehberimiz Rajdeep (Racep) Singh: “Hindular inanç ve geleneklerine o kadar bağlıdırlar ki, koca öldükten sonra yakınları kadını yakılmaya ikna ediyor ya da zorluyorlar. Soruşturma açıldığı zaman da intihar etti diyorlar. Son dönemde azalmakla birlikte bu yakma geleneği yer yer devam ediyor. Jogtpur Kalesinde bile son kral 1953 yılında ölünce karısı da yakılmış, sanatçılar elini saray duvarında sonsuzlaştırmışlar.”

fb_img_1546593011720

 

Evinin duvarında parmaklarının izi kalem gibi kalmış yeni resimler gösteriyor ve “bu nedenledir ki,” diyor Rajdeep Singh, “bütün dünyada kadınların yaş ortalaması erkeklerden daha uzun olduğu halde, Hindistan’da düşüktür. Erkekler 66, kadınlar 64 yıl yaşıyor. Kocadan sonra ateşte yanmamak için kadın kendini erken ölüme hazırlıyor…”

Kadının erkek yanında hiç bir hakkı olmamış. Hatta koca öldüğü zaman onun cesedini yakma hakkı bile yok. Oysa bu ceset yakma Hindu inancına göre kutsal bir davranış. Ancak ölenin erkek kardeşleri, onlar yoksa, oğulları, onlar da yoksa en yakın komşularından bir erkek cesedi yakabiliyor. Kadın yakamaz. Gandhi sülalesi bu gelenekle savaşmış, yasalar getirmiş, nüfus planlaması dahil reformlar yapmışlar. Sonuç: Üç kuşak Gandhi hayatını suikastle noktalamış.

fb_img_1546593018857

Baştan Başa Verimli Topraklar

Himalaya eteklerinden Pakistan sınırına kadar bütün Kuzey Hindistan. Baştan başa geçiyoruz bu verimli ve münbit topraklardan. Sayısız kasaba ve köy, sayısız insan, sayısız kadın. İniyoruz arabalardan. Kadınlara el vermek bir tabu. Ellerini göğüslerinde birleştirip saygıyla eğiliyorlar. Sonra avuç açıyorlar. İnsanlığımdan utanıyorum.

“Hindular ile Müslümanlar arasında hâlâ çok evlilik var,” diyor Rajdeep Singh. “Herkes birkaç evlilik yapmak istiyor. Ama karıları hamileyken, ultraşal yaptırıp eğer kızsa, bebeği aldırıyorlar. Kadın nüfusu erkek nüfusuna göre yüzde iki daha azdır Hindistan’da.” Sonra şaka yollu da olsa hanım arkadaşları uyarıyor: “Sakın gruptan ayrılmayın. Yaşlı filan demez kaçırırlar.” Fotoğraf çekmek için aracımız duruyor, iniyoruz. Eşim Nevin Hanım elimden tutuyor. Ortalık insan seli. Bir de bakıyorum öteki yanımda da 18.yy. başında Hannover ve İngiltere krallığını yürütmüş Georg Ludwig Hanedan ailesinden prenses (…) hanım ürküntüyle, “kolunuza girebilir miyim?” diyor, “korkuyorum!” Çekingen, ürkek bir hanım.

fb_img_1546593026375

Kadınlar hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki; ben de yazmaya ürküyorum. Bu sosyal medya insanları birkaç cümlelik yazılara alıştırdı. Artık yan cümlecik bile kurulmuyor.

Bugün dünyada en çok eşi olan erkek de Hindistan’da. 34 karısı ve 97 çocuğu var. Sakın “bu kadınlar aptal mıdır?” diye düşünmeyin. Bir korunma, bir geçim kaynağı olarak bey sarayına girmişler. Sarayda ne kadar rahatlar? Özgürler mi? Eskiden saray avlularında yapılan etkinliklere katılmaları bile yasakmış. Parmaklıklı pencerelerden aşağı bakarlarmış. Ama şimdi etkinliklere katılıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yücel FEYZİOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s