Baba Ve Çocuk Eğitiminin Temel Değerleri

Muzaffer İnanç yazdı…

baba.jpg

Şunu unutmayalım ki, çocuk tek başına yetişmez. Çevremizde şahit olduğumuz bazı baba-çocuk manzaraları bizleri yanıltmamalıdır. Örneğin, baba entelektüel fakat çocuğu ahlak yoksunu veya baba ahlak yoksunu, çocuk ise edep timsali. Kanında olacak dediğinizi duyar gibiyim. Elbette bazı şeyler insanın içinde derinde bir yerde ona özeldir. Buna rağmen onu oradan çıkaracak ve tetikleyecek bir âdemoğluna ihtiyaç vardır.

Baba önce bu tetikleme görevini, sonra da tecrübe ve bilgisiyle yükleme görevini yapacaktır. Sağlam kişiliklerin ve doğru değerlerin bir kısmı fıtratta mevcut iken (baba bunların çıkışını hızlandıracak ve eğitimle belirgin hale getirecektir), kimisi de mesai, yani çalışmak ve öğretmekle (bunlar için de yükleme yapacaktır) oluşturulacaktır.

Çocuk eğitiminin dayandığı beş temel değer vardır. Babaların bunları çok iyi bilmesi ve ona göre davranması şarttır. Bunlar:

  1. Sevgi ve ilgi
  2. Hoşgörü-tolerans
  3. Sabır
  4. İnanma
  5. Otorite

İyi bir baba-evlat ilişkisi için bunların bilinmesi ve bu değerlere sahip olarak ilişkinin şekillendirilmesi gereklidir. Şimdi kısaca bu kavramlar üzerinde duralım:

sevgi

1-Sevgi ve ilgi: Sevmek, hakkını vermek demektir. Çocuğun hakkı ne ise o öğrenilmeli ve çocuğun maddî ve manevî hakları kendisine verilmelidir. Sevgi ve ilgi, tüm canlılar için aslî bir değer ve ihtiyaçtır. Sevmek için olumlu tarafları görmek ve onları biriktirmek gerekir. İyi zan beslemek ve kötü zandan kaçınmak ancak sevgiyi yeşertebilir.

2-Hoşgörütolerans: Çocukların yaptığı davranışları, “Ben de çocukken yapmıştım” diye düşünerek, bazı eksiklik ve yanlışlıkları büyütmemektir. Hoşgörülü olmak, sevgiyi ve saygıyı artırır. Yapılan her hatalı davranışta ceza vermek, nefret ettirir. Çocuk hata yaparken aslında doğruyu aramaktadır. Ama her şeye toleranslı davranılamaz. Bunun ölçüsü iyi tayin edilmelidir.

Benim gibi öğretmen bir meslektaşım ile bilgi paylaşımı için bir araya geldiğimizde konu hoşgörü, otorite ve tolerans arasındaki ilişkiye geldi. Bana, “Hocam müsaade edersen okulda başıma gelen bir olayı anlatıp konu hakkındaki fikrimi söyleyeyim” dedi. Ve başladı anlatmaya: Birinci sınıfların dersine girmiştim (yaşları 6,7 arası). Dersimi anlattığım esnada konu ile oldukça ilgisiz sorular soran kız öğrencime biraz beklemesini ve konuyu bitirince onunla ilgileneceğimi söyledim. Konu biter bitmez sorusunu cevapladım, fakat hemen arkasından başka bir soru sordu, sonra da cevabı beklemeden başladı evde yaptıklarını anlatmaya. Baktım, anlattığım konu unutulacak, diğer öğrencilerin dikkatleri dağılacak. “İstersen teneffüste anlat bunları bana!” diye uyardım. Fakat hala ısrarla devam edince ben de “Biraz otoritenin zamanı geldi.” diye düşündüm ve “Bak konuşmaya devam edersen sana zayıf veririm, işte not defterim.” deyip masanın üzerindeki not defterimi gösterdim. Çocuk birden sustu, yüzü kızardı, sonra hırsla devam etti. “Ben de size not veririm.” dedi. Çok şaşırmıştım ama restleşme başlamıştı artık. Güya akıllıca, “Benim not defterim burada işte, şurada da senin resmin ve adın var. Buraya zayıf yazacağım. Peki, sen nereye benim için zayıf yazacaksın?” dedim. Hiç beklemediğim bir çeviklikle hemen çantasını açtı. İçinden süslü, pembe bir defter çıkardı, sayfaları karıştırdı ve bir sayfaya gelince durdu. Defterin o sayfasını bana çevirdi ve “İşte ben de buraya zayıf yazacağım.” dedi. Dikkatlice baktığımda gözyaşlarıma hâkim olamadım ve “Allah’ım ben ne yaptım?” dedim. Meraklanmıştım, “Ne var o sayfada?” diye heyecanla sordum. Defter bir anı defteri idi, kız öğrencim arkadaşlarına birer sayfa ayırmış, onlar ile olan olayları ve düşüncelerini o sayfalara yazmıştı. Bana gösterdiği sayfada, “Canım öğretmenim, seni babam kadar seviyorum.” yazıyordu. Daha da önemlisi, bu kız öğrencimin babası o çok küçükken ölmüştü.

hoşgörü

Hoşgörü herkese değil, sıkıntı ve dert çıkaranlara gösterilmelidir. İster baba olun, ister öğretmen, sizin ne olduğunuza karar verecek olan şey, sorunlara ve sorun çıkaranlara karşı gösterdiğiniz tolerans ve hoşgörüdür.

3-Sabır: Bütün sıkıntıların, yanlışların çözümü sabırdır. Sabır ile taşlar erimiş, kayalar delinmiş, yanlışlar düzelmiştir. Sabırla hayvanlar bile eğitilmiştir. Fakat sabır tek başına, insanda (babada) bir dayanak olmadan devamlı ve sürekli olmaz. Babanın çocuğundan gelen sıkıntı ve dertlere sabırla göğüs germesi ve yolundan şaşmaması için doğru gerekçelere dayanması gerekmektedir. Çok güzel bir örnek olayla maksadımızı ortaya koyalım: Selimiye Camii inşaatında işçilerin, özellikle en ağır yer olan taş kırmada çalışanların durumlarını tetkik etmek için Mimar Efendi başka bölümden bir ustayı taşkıranların yanına gönderir. Güneşin altında, sıcağın ve nemin içinde çalışan işçilerin yanına yaklaşan bu yabancı, işçiye işinin durumu hakkında soru sorar. İşçi ne kadar sıkıntı ve dert varsa hepsini söyler, ağzını bozar ve nefret ettiği bu işten kurtulmak için dua ettiğini söyler.

Usta bir başka işçinin yanına gider ve ona da aynı şekilde işi hakkında soru sorar. İkinci işçi, “Başka bir iş olsa bu sıkıntılı işten hemen ayrılırım ama çoluk-çocuğun rızkı bu işe bağlı.” diyerek dert yanar ama ağzını bozmaz.

Usta üçüncü bir işçinin yanına gider ve diğer iki işçiye sorduğu soruyu ona da sorar. Üçüncü işçi, “Hamdolsun işimiz vardır. Çoluk-çocuğa rızık temin ederiz, fakat bu iş bir nasiptir. Bak bir ulu cami inşaatının taşlarını kesiyoruz. Bir zaman sonra insanlar bu mabede bakıp bizlere dua edecekler. Ya bu kestiğimiz taşlar kötü bir yer için kullanılacak olsaydı, biz ailemizin yüzüne nasıl bakardık.” der. Usta tüm duyduklarını Mimar Efendi’ye anlatır. Mimar Efendi üç işçinin de çağrılmasını ister. Huzura getirilen işçilerin ilkine bir kese, ikincisine iki kese, üçüncüsüne de üç kese altın ve mabette daimi taş bakım işi verilir. Bunun üzerine ilk iki işçi kendilerinin de taş kesme yerine taş bakım işini yapabileceklerini ısrarla söylemelerine rağmen Mimar Efendi‚ “Bu iş taşı kesmekle değil, taş sevmekle olur. Sizler sadece taşı kesiyor ama mabede konulacak taşları sevemiyorsunuz.” diyerek onları işlerine geri gönderir. İşte sabır davranışı bu hikâyede tefekkür ile birleşmiş ve sahibini diğer işçilerden ayırmıştır.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Baba, veli demektir. Sorumlu olduğu bir canlının emanetini üzerinde taşımak demektir. Hz. Peygamber‚“Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın.” buyurmuştur. (İbn Mıhled, Ahbârus-Sığar, s.: 135) O halde sabır sabır sabır…

4-Otorite: Çocuğa yapması lazım geleni yaptırma, yapmaması gereken şeyleri de yaptırmamaktır. Bu konuda iradeli olabilmeliyiz. Yetişkinler her şeyi bilemez. Çocuklar ise çok şeyi bilemezler. Bu sebeple onlar sürekli çevreden bir şeyler öğrenmektedirler. Burada öğreticinin, neyin iyi ve uygun olduğunu ve neyin kötü olduğunu öğretmesi zorunludur. Aşırı otorite, otorite noksanlığı kadar tehlikelidir. Hem hoşgörüde, hem de otoritede ölçülü olmak esastır. Ailede otoritenin sembolü babadır. Babaların bu durumu çok iyi bilmesi gerekir. Aile bir bütündür, kendi içinde küçük koalisyonlar kurulmamalıdır, zira koalisyonun bir adım sonrası önyargı, son adım ise fanatik bir şekilde babacı-anneci, oğulcu veya kızcı olmaktır.

5-İnanma: Çocuk eğitimi, başlı başına pek çok ihtisasın çalışma konusudur. Bu ihtisas alanlarındaki mütehassıs kişilerle ilişki kurularak çocukların eğitiminin sağlıklı bir şekilde yapılması gereklidir.

Çocukların eğitimi için gerekli olan bu beş altın maddeyi, tüm eğitimciler gibi babaların da çok iyi bilmesi gerekir. Bunları bilmek yetmez, uygulamak da gereklidir.

terbiyeye

Muzaffer İNANÇ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s