Değerlerle Pratiğin Derin Uçurumu; Senin Haticetü’l Kübran Kim? -I-

 

Gürgün Karaman yazdı…

otor

İslamcı, Muhafazakâr, Mukaddesatçı çevrenin inandığı değerler ile yaşadığı pratik arasında meydana gelen yarılma, çatlak, uyumsuzluk erkek egemenli/ataerkil Müslüman bakış ile kadın imgesi arasındaki ilişkiyi anlamakta bir hayli travmatik ve dramatik, bir o kadar da derinlikten yoksunluğun göstergesi olması bakımından analiz edilmeyi hak etmektedir. Sema Maraşlı gerçekten çok cesur şeyler mi dile getirmektedir? Yeni şeyler mi söylemektedir? Yoksa ataerkil olanın kendi cesaretini aktardığı bir imge midir? Burada Sema Hanım üzerinden erkek egemenli/ataerkil dini ve hayatı okuyuş ve pratize ediş bakımından Müslüman aklın, duyuşun, düşünüşün arka planında yer alan gerilemeyi, acziyeti, bastırılmış olanı ve en önemlisi bilişsel kapitalizme olan entegrasyonunun bastırılmış halinin bilinçaltındaki titreşimlerini ele almaya gayret edeceğiz. Sema Hanım’ın dile getirdiği “erken evlenenlere özgürlük, dinen reşit olmuş kişiler evlenebilir, cinsiyet eşitliği projesi fıtrata aykırıdır”  vb. daha birçok söyleminin neye tekabül ettiğinin “kadın ve erkek” arasındaki fıtri kopuşunu hem yazar açısından hem de okuyucu ve yukarıdaki ifade edilen İslamcı muhafazakâr duruşun kodları arasındaki gerilimi anlama açısından bize birçok ipucu verecektir. Öncelikler bu düşünsel olanın “köken-kopuşla” ne anlama geldiğini tespit etmek gerekir.

Her şeyden önce vakıada meydana gelen bu tartışmaların ekonomi-politik durumdan azade olmayıp birçok etkeninin devrede olduğunu belirterek sadece bazı açılardan durumu analiz edeceğiz. Öncelikle ilmi olanın politik ve popüler alana tahvilinin hakikatin ve kamusal maslahatın doğruluk zemini olamayacağını belirtelim. Burada temel mesele, inanılan sabiteler ile yaşanılan pratiğin uyumsuzluğunun yarattığı bir tür kaçış, bastırma ve kendi olamama ümitsizliğidir ve bu boşluğun bir kadın yazar imgesi ile doldurulması, çatlağın tamir edilmesi, yarığın yamalanması meselesidir. Diğer bir mesele ise sabitelerin ne olduğu meselesi olup bu ayrı bir tartışma konusudur.

kırık

Hz. Peygamber, ilk vahyi aldığında doğruca evine koşmuş ve eşi olan Hz. Hatice’ye üstünün örtülmesini istemişti. Başından geçenleri Hz. Hatice‘ye anlatarak: “Kendimden korktum”demiş ve Hz. Hatice de“Hayır, Allah’a yemin ederim ki, Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların yüklerini çekersin, yoksula verir, hiçbir şeyi olmayana bağışta bulunursun, misafiri ağırlarsın, bir felakete uğrayana yardım edersin” demişti. Burası Hz. Peygamberin, Hz. Hatice tarafından birinci onaylanmasıdır. Bundan sonra Hz. Hatice, Hz. Peygamber’i alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e götürdü. Varaka b. Nevfel, cahiliye döneminde Hristiyan olmuş ve İbranice’yi bilen, İncil’den de bazı şeyleri okuyup yazan biriydi. Hz. Hatice, Varaka’ya: “Amcamın oğlu! Dinle bak, yeğenin neler söylüyor” dedi. Varaka da  ne olduğunu sordu. Hz. Peygamber de başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine Varaka şöyle dedi “Bu gördüğün, Allah’ın Hz. Musa‘ya gönderdiği Nâmus’tur. Keşke senin davet zamanında genç olsaydım! Kavminin seni bu şehirden çıkaracakları zaman keşke hayatta olsam!” burası da Hz. Peygamberin ikinci defa onay aldığı yerdir. Fethi Benslama, İslam’ın Psikanalizi adlı eserinde Hz. Hatice ile Hz. Peygamber arasındaki ilişkiyi Freudyen bir okumaya tabi tutarak şu analizi yapar “Ama Muhammed’in bu alıcı konumuna (yani vahyi alma konumuna gelme G.K.), meleğin işine ve onunla uğraştığına inanması, (Yani kadından onay alması gerekti G.K.), bir başka deyişle ilahi olanı almak için kadına inanması gerekti.” der. Bizim de buradan hareketle dile getirdiğimiz şey iki aşamalı bir onay oluş durumudur. F. Benslama olayın Freudyen psikolojiye uyması için “erkek-oluş köken” olarak ele alınması gereken Varaka b. Nevfel’i atlamaktadır. Zira Hz. Hatice burada bir “onay” olarak onun da “onay” alması zarureti de olayı Varaka b. Nevfel’e onaylatmıştır. Bu onay alma hali bir tür “onayın onayı” ve kadın üzerinden gerçekleşen bir onayın tekrar erkek onaya geçişi gerektirmektedir. Bu durum salt kategorik bir cinsiyetçi bir onay değil, kadın ve erkeğin de devreye girdiği “insan oluş onayı”dır ki Hz. Peygamberin ilk vahyi alışı, F. Benslama okumasını da aşan bir “insan oluş-onay merkezli”dir. Dinlerin otorite oluş durumlarını baba figürü üzerinden okuyan Freud, İslam’ın kurucu metninde bir “ilahi baba otoritesi” bulamadığından çarptığı tevhid duvarı cihetinden aynı durum F. Benslama için de vaki olmuştur. F. Benslama da tevhid merkezli İslam’ın hakikatinde Varaka b. Nevfel duvarını atlayarak işin içinden büyük bir başarıyla çıktığını sanmıştır. Bu analiz çok geniş bir değerlendirme konusu olduğundan şimdilik bununla iktifa ederek bu “onay” durumundan Sema Maraş’lı üzerinden “onay oluş” ile Müslüman erkek/ataerkil egemenliğin neye tekabül ettiğini analiz etmeye çalışalım. İslam imanı, Müslüman oluş açısından Müslümanlar Hz. Peygamberin ümmetidirler ve nebevi sorumluluğun gerekleri Musa Carullah’ın tespitiyle bu ümmetin tamamının omuzlarındaki farzdır. Farzı kifaye değil, farzı ayndır.

kırmızı

Sorumluluk aldığını, yaşadığı halin şiddetinden dolayı kâmil anlamıyla deruhte edemeyen (!) Hz. Peygamberin, bu halin hakikatlik onayını önce Hz. Hatice’den sonra da Varaka b. Nevfel’den alınca artık beşeri alanda onay makamına da ihtiyacı kalmamıştır. Hz. Hatice onun elçiliğine iman eden ilk kişi, Varaka b. Nevfel ise hayatta olursa ona iman edip yardımda bulunacağını söyleyerek onayı yerine getirmiştir.

Müslüman mahallenin, Bu Ülke’nin nimetlerinden mahrum bırakılışı nedeniyle verildiği iddia edilen mücadele sonucundaki kazanımlar edebiyatı ile gelinen noktadaki uyumsuzluk dünün “onay” makamlarının sathiliğini ele vermekle kalmayan bu durumun daha derin köklerinin olduğunu açığa vurmaktadır. Bu köklerin neye tekabül ettiğini anlamanın birinci şartı ekonomi-politik olanın ataerkil bakış açısını yönlendirdiği ve ataerkil aklın da ekonomi-politik olanı yönlendirdiği gerçeğini kabul etmekle başlar. Gerek modern gerekse post modern kapitalist süreçlere olan özlem ile aidiyet merkezi olan İslam’a müntesiplik iddiası arasında meydana gelen yarılmanın en başat etkeni ekonomi-politik alan üzerinden kapitalist bir hayatı yaşama ve bu yaşamı meşrulaştırma çabası olduğudur. Politik olanın hâkim baskısına her seferinde boyun eğen bu ataerkil, avam-havas dikotomik, sürü-çoban metaforik düşünme biçimi, meşrulaştırma ile özlem arasındaki dikişi bir bayan yazar üzerinden doldurmaya çalışmaktadır. Ataerkil düşünme biçimindeki boşluk, bir şekilde doldurulması ve doyurulması gereken bir boşluk olup bunun meşruiyet zeminine ihtiyaç duyması kaçınılmaz olarak kendisini dayatacak ve bir onay merkezi arayacaktır. İşte tam da burada ihtiyaç duyulan bir bastırma ve meşrulaştırma mekanizmasının devreye girmesi gerekmektedir. İnsan oluş, onur, hak ve özgürlükler merkezli bir onay ve meşruiyet zemini kaybı yaşayan hâkim ataerkil bakış, kadının çok yoğun bir şekilde kamusal alana girmesinin, geleneğin Gazalici, Ortodoks korumacı Sünnilikle yaşadığı çatışma ve bu çatışmanın yarattığı krizin tamir bir şekilde giderilmek zorundadır. Bunun nasıl gerçekleştirileceği noktasında kuşatıcı bir “insan ve toplum” paradigmasından yoksun olan İslamcı bakış açısının ve epistemolojik zeminin olmadığından hareketle, kriz “kadın yazar-oluş”  üzerinden giderilmeye çalışılarak gerek sosyal medya gerekse ilgili zemin ve mekânlarda ataerkil dilden düşürülmeyerek her seferinde servis edilmektedir. Bu servis tabağındaki İslamcı söylemin onay makamı kadın üzerinden “İslamcılık ideolojisinin” bir başka veçheyle üretilmesine tekabül etmektedir. Başörtüsü yasakları, imam hatiplerin yasaklanması vb. olaylar özelinde gösterilen tepkiler üzerinden kendisini var eden İslamcılık gelinen noktada yeni neslin yaşam biçiminin İslam’a uygun olmadığını iddia ederek bu defa dün savunduğu sembollerin özgürlüğünün bugün de müfettişliğine soyunarak ideolojik üretimi bu seferde kendi mahallesine yaptığı eleştiriler üzerinden yapmaktadır. Bu tam anlamıyla ideolojik üretimdir. Bu ataerkil, müfettişçi, denetimci söylemin yeni nesil üzerinden tepkiyle karşılanması neticesinde söylemin kadın yazarlar üzerinden sürdürülerek denetimin veya iddiaların, ideolojinin sürekliliği sağlanmaya çalışılmaktadır. Onay zeminini adalet, vicdanilik, hak hukuk, insanilik, insan haysiyet ve onuru üzerinden üretemeyen bu paradigmanın geldiği noktadaki kırılması en nihayetinde gerek inanç krizlerinin ortaya çıkmasında gerekse İslami değerlerin radikal sorgulanmasına neden olan etkenlerin başında gelmektedir. Post modernite ile beraber yeni ortaya çıkan “birey, evren ve toplum” tasavvurlarını İslam Medeniyetinin kurucu asılları ile sentezlemeden ve buradan hareketle “nasıl bir insan, nasıl bir toplum ve nasıl bir evren tasavvuru” gerektiğine karar verilmeden ortaya çıkan her okuma biçimi retorik ve ideoloji olmaktan kurtulamayacak ve her seferinde Kartezyen onay merkezlerine mecbur ve mahkûm olacaktır.  Bu genel tespitlerden sonra Sema Maraş’lının söylemleri üzerinden ataerkil-erkek Müslüman aklın ve duruşun neye tekabül ettiğini birkaç örnek üzerinden açıklamaya girişebiliriz.

muslim

[“Nasırına Basmak”

“Uzun yıllar boyunca sevgi, saygı içerisinde huzur dolu evlilik hayatı olan bir hanımefendiye bunun hikmetini sorduğumda, kocasının bu soruya şu cevabı verdiğini söyledi. ‘Karım benim nasırıma hiç basmaz.’ Eşin hassasiyetlerine dikkat etmek, gerçekten takdir edilecek güzel bir huydur. Ve özellikle onun dikkat ettiği konularda problem çıkarmamak, onu zayıf noktalarından vurmamak,  yarasına tuz basıp acısını artırmamak, damarına basmamak…]

(https://www.habervaktim.com/yazar/72736/nasirina-basmak.html Erişim: 05/01/2019)

 

Bu yazının tamamının bir retorik ve “kadın-vaaz söylem” olduğunu belirterek bir okuma yapmak sanırım ilginç olacaktır. Yaklaşımımızın kesinlikle yazarın şahsında cinsiyetçi bir yaklaşım olmadığını, amacımızın kaybolan onayın neden kaybolduğunun izlerini sürmektir. Öncelikle “onay” kavramını biraz daha açarak bu paragraf üzerinden görüşlerimizi belirtelim. Girişte Hz. Peygamber üzerinden verdiğimiz “onay” durumunu hatırlatarak, bir iddianın onay alabilmesi için her şeyden önce bir eminlik testinden geçmiş olma gerekliliğidir. Hz. Peygamberin iddiasına onay veren Hz. Hatice onun geçmişteki ve hâlihazırdaki eminlik durumunun çok derin bir şekilde farkındadır. Onayı veren sadece Hz. Hatice değil, bu onayın verilmesini gerekli kılan Hz. Peygamberin emin oluşudur. Hz. Hatice, Hz. Peygamberin bu büyük, sarsıcı iddiasını “basılacak bir nasır, zayıf noktalarından biri, tuz basılacak bir yara” olarak görmemiştir. Bu tek taraflı bir onay değildir. Çift taraflı onaydır. Vicdani duruşu olan bir bayan ile emin duruşu olan bir erkek arasındaki diyalektik bir gerekliliğin etkileşimidir. Onayın oluşunu sağlayan, verdiren bu etkileşimdir. Bizim temel meselemiz açısından, bu referans noktasından hareketle vakıada cereyan eden ve Sema Maraşlı’nın erkeklerin aşağılanması” olarak adlandırdığı durumun yazar ve “Müslüman erkek” söyleminin neye tekabül ettiğini tespit etmektir. Türkiye Gazetesi internet sitesinde bir televizyon programındaki konuşmasının aktarıldığı yazıda yazar Son yılların fikir modası erkeklerin aşağılanması oldu. Her dönem bazı fikirler, farklı akımlar moda olur. Fikir modasının da kıyafet modasından pek farkı yoktur.” diyerek büyük bir indirgemecilikle Müslüman kadının dünü ve bugününü tamamen feminizm çerçevesinde masaya yatırarak bir onay merkezi yaratmanın gayretine girişmektedir. Bu konuşmasında yazar “dün ile bugün” arasındaki onayın krizini feminizm merkezli okuyarak “Müslüman erkeği” ele almakta ve diğer sair yazılarında da savunmaya çalışmaktadır.  Yazar, görüşlerini fikir modasının da kıyafet modasından pek farkı yoktur.” dediği feminizim üzerinden okumaya tabi tutarak mahkûm ettiği “her dönem bazı fikirler”den kendisini de kurtaramamaktadır.

gonul-aile-birligi

Bu durum Müslüman kadın ve erkek açısından ne anlama gelmektedir? Eğer İslam’ın ve onun ürettiği medeniyetin sabiteleri bir onay ve meşruluk zemini ise yazar ve yazar üzerinden “Vay be, helal olsun bu kadın yazara! Bak bizim (erkeklerin) haklarımızı savunuyor.” diye kendisini gerek rehabilite etme gerekse onay makamı arama noktasında, vakıada Müslüman aklın/tefekkürün, pratiğin nasıl bir krizin içine düştüğünü açığa vurmaktadır.

 

“Müslüman erkek” (ataerkil Müslümanlık) İslam’ın temel değerlerini hayata taşıdı da mı onay makamı arıyor? İslam ataerkil bir din midir? Değilse kadının İslam’daki konumu neden bu kadar tartışmalıdır? Ademi cennetten çıkaran Havva imgesi üzerinden –ki bu Kur’ani bir bilgi değildir- kadına dair bakış neyin ifadesidir? Müslüman olmanın onayı olan “safi, irfani ve meczubane bir imana” ne oldu? Mücahitlikten müteahhitliğe geçiş metaforundan hareketle H. Kırbaşoğlu’nun deyimiyle masa-kasa-nisa meşrulaştırması ve buradan asli onayın itelenmesi için son dönemlerde neden kadın yazarların erkeklerin haklarını savunmaya soyunduklarını anlamak her şeyden önce bir hesaplaşma ve yüzleşmeyi(tövbe) gerekli kılmaz mı? Adem ve Havva birlikte tövbe etmediler mi? Aziz İslam’ın bu şekilde protez/aparat şeklinde ele alınarak politik olanın kaldıracı olarak okunmasının arkasında cereyan eden, zihinsel salınım neye tekabül etmektedir?

….

erk

Gürgün KARAMAN

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s