Aliya Ne Okudu Hapiste?!

Muaz Ergü yazdı…

ai

Aliya İzzetbegoviç

Biz O’nu her ne kadar doksanlı yıllarda, Boşnaklarla Sırplar arasındaki savaşta tanımış olsak da o, hayatının her döneminde hem düşünsel hem de siyasi bütün gelişmelerin içinde yer aldı. Bir anda ortaya çıkmış biri değil. Lise yıllarında, on beş yaşlarında Mladi Müslümani “Müslüman Gençler Örgütü”ne katılıyor. Bu örgütün II. Dünya Savaşı’nda Nazi Hançer Örgütünü desteklediği iddiaları söz konusu. Yalnız Aliya‘nın yaşı dolayısıyla bu örgütün o dönemlerdeki Nazi yanlısı faaliyetlerine iştirak ettiği mümkün görülmemektedir.

https://fenahuyluspazo.blogspot.com/2017/04/aliya-izzetbegovic-nazi-degildir.html?fbclid=IwAR3yE913jB-5qrKz_AbmjrJI9mwA1FOp0z8O9lwYfvo6PnbBsvsPk_Q6B4

Yukarıdaki linkte konu ile ilgili şu açıklamalar var: “İzzetbegovic, 1925 doğumludur. 1939’da patlak veren II. Dünya Savaşı sırasında, Almanlar ve İtalyanlardan müteşekkil Mihver Kuvvetleri Balkanları işgal edip, şekil vererek, yani geride işbirlikçi hükûmetler ve ordular bırakarak geri çekildiler. Yugoslavya Krallığı’nı parçaladılar ve o bölgede yeni bir Sırbistan Devleti ile Ante Pavelic yönetiminde bir Faşist Hırvat Devleti kurdular. Pavelic ve Ustasenamıyla bilinen silahlı milisleri; Nasyonal Sosyalist ideolojinin sacayakları doğrultusunda, bölgedeki Yahudileri, Komünist Partizanları ve tarihî düşmanları olan Slav kardeşleri Sırpları katletmeye başladılar. Aynı zamanda Müslümanlardan müteşekkil bir 13. SS Handscar (Hançer) Tümeni kuruldu ve Izzetbegovic’in de katıldığı Mladi Müslümani (Genç Müslümanlar) hareketinden kimileri, bu tümene alınarak silah altına alındı. Bu fikri veren, çok karanlık bir geçmişi olan, fakat bazılarınca ”mutedil bir Müslüman” olarak lanse edilen Kudüs müftüsü, Emin el Hüseynî idi. Izzetbegovic ise Pavelic tarafından Partizanlara karşı savaşmak üzere oluşturulan Hırvat Ordusuna askere çağrıldı. Fakat fikren benimsemediği bir ideolojinin temsil edildiği bu orduya katılmamak için Saraybosna’dan kaçtı. Uzun süreden beri Ustasa kamplarında da ideolojik olarak Hırvat propagandası yapılıyordu, Izzetbegovic de buna gençliğinde bir dönem maruz kalmıştı. 1944’te bu sefer Sırp Faşistlere, yani Çetniklere yakalandı. Çetnikler, o dönemde Hırvatlara direniyordu. Dolayısıyla Boşnaklar onlar için Hırvat işbirlikçisiydi. Fakat Izzetbegovic’in muharip olmadığını anlayınca ve dedesinin bir dönem bir grup Sırbı öldürülmekten kurtardığına dair bir anısını dinleyince, onu serbest bıraktılar. Savaşın sonlarına doğru, Partizanlar duruma hâkim olunca Saraybosna’ya geri döndü, bu sefer Tito’nun Partizanları tarafından askere çağrıldı. Fakat Mladi Müslümani geçmişi olduğu için, Tito ve komünizm karşıtı fikirleri müdafaa etmekten yargılandı ve hüküm giydi. 1941-1945 arasındaki dönemde çok sayıda Sırp katledildi. Bunları yapan Pavelic’in milisleri ve askerleri arasında, şüphesiz ki bu işi zorla veya kasıtlı, isteyerek yapan binlerce Müslüman Boşnak da vardı. Fakat Izzetbegovic, ne mezkûr SS Tümeni’nde, ne de Pavelic’in milisleri safında veya ordusunda savaşmamıştır. Zaten 1941’de 16, savaşın bitimi olan 1945’te 21 yaşında olan bir kişinin, rütbeli bir Nazi subayı olduğuna aklen ve mantıken de imkân yoktur; askerden kaçan birisini kimse rütbeli bir subay yapmaz.”

İzzetbegoviç‘in Yugoslavya yönetimiyle arası hoş olmaz. Hem örgüt faaliyetleri hem de düşünceleri dolayısıyla sistemle çatışma içindedir. 1949 yılında “İslamcılık” suçu dolayısıyla beş yıl hapisle cezalandırıldı. Yugoslavya yönetimi açısından “İslamcı” mücadele masum bir hareket olarak görülmedi. Aslında o dönem Yugoslavya karşıtı hareketlerin çoğunun Naziler tarafından desteklenmesi söz konusuydu. Burada işin görünen boyutundan daha çok perde arkasındaki olanların açığa çıkması önemli. Hamasi değerlendirmeler olayı anlamayı zorlaştıracaktır. Yugoslavya’nın komunist olması öbür tarafta da muhaliflerin İslamcı olması kesinlikle birisi doğrudur, haklıdır öteki haksızdır anlayışına yol açmamalı.

Biz rejimi ve başka işeyleri bir yana bırakıp Aliya üzerine yoğunlaşalım. Kırk beş yaşlarında İslam Manifestosu kitabını yayınladı. İzzetbegoviç Manifesto hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor: “Saraybosna’da yazılmış olmasına rağmen deklarasyon, dikkatini yugoslavya’ya değil, islam dünyasına yöneltmişti. gerçekten de, metinde yugoslavyanın adı bile geçmiyordu. deklarasyonun ana fikri, müslüman kitlelerin imgelemini ancak islam’ın yeniden canlandırabileceği ve onları bir kez daha kendi tarihlerinin aktif katılımcıları olmaya muktedir kılabileceği idi. batılı fikirler bunu yapmaya muktedir değiller. bu mesaj fundamentalist olmakla suçlandı ki, bir bakıma da öyleydi: kaynaklara dönüşü talep etmesi anlamında. otoriter rejimleri lanetliyor, eğitime daha fazla yatırım yapılmasını talep ediyor ve kadınlar için yeni bir pozisyonu, şiddetten kaçınmayı ve azınlık haklarını savunuyordu. deklarasyon batı’da hatırı sayılır bir itiraz kaydıyla karşılandı. benim görüşüme göre onlar, deklarasyon’un islam’ı sorunun kalbine yerleştirmiş olması gerçeğini affedemediler.” On dört yıl hapse mahkûm edildi. Doğu Batı Arasında İslam adıyla bir kitap yazdı bu arada. Hep bir üçüncü yol aradı. Bu kitapta ne Batı’nın menfaatçi, pozitivist, bireyci, maddeci pratiği ne de Doğu’nun uyuşuk, zamanın dışında mantalitesi… Bunları aşan bir ufuk…  Kitabın yayınlanmasını müteakip tekrar hapse girdi. Daha sonra siyasi ortamın yumuşamaya başlamasıyla birlikte hapisten çıktı ve Demokratik Eylem Partisi’ni kurdu. 5 Aralık 1990’da girdikleri ilk seçimi kazanarak Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı oldu. Sonrası zaten hepimizce malum… Savaş, kan, gözyaşı…

‘Özgürlüğe Kaçışım’ Aforizmalardan Meydana Gelmiş Gibidir

aiya

Hayatının her dönemi zorlu şartlarda geçen Aliya İzzet Begoviç, hiçbir zaman düşünmekten ve yazmaktan vazgeçmemiş.

Savaş sırasında ve sonrasında söylediği şu sözleri önemli: “Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.” “Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna’nın özünü de zedeliyor.” “Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna’nın özünü de zedeliyor.” ‘Biz kin gütmeyeceğiz ama asla yapılanları unutmayacağız ve her şey bittiğinde hatırlatacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil dostlarımızın sessizliği olacaktır. Biz ölüyoruz ama onlarda kazanmıyorlar…”

Aliya’nın hapishanede yazdığı, adeta onun şifrelerini çözmeye yarayan kitabı Özgürlüğe Kaçışım, anlattığımız siyasi ve düşünsel ortamın imbiğinden süzülüp gelmiştir. Çok zor şartlar altında vücuda gelmiş bir kitaptır söz konusu edilen. Hapishanede okumak yasak olmasına rağmen Aliya değişik kitaplardan günde otuz kırk sayfa okumakta ve bunları not almaktadır. Bu notlardan on üç tane defter oluşmuştur. Defterleri dışarı çıkan bir mahkûma vermiş. Daha sonra bu notlar ‘Özgürlüğe Kaçışım’ adıyla kitaplaştırılmış.

izzetbegoviç

Kitap tek bir konudan bahsetmez. Okuma notlarından oluştuğundan savruk ve kopuk gelebilir. Aynı zamanda hapishanede konuşması yasak bir mahkûmun yoğun düşünce atmosferini yansıtır. Kitap, aforizmalardan meydana gelmiş gibidir. Hayat, varlık, sanat, din, felsefe… İnsani haller: İhtiyarlık, aşk, ayrılık, ölüm, gurur, servet, ideal, resim… Kitapta mülahaza edilen konulardır. Bunların yanında siyasi, kültürel, sosyal, psikolojik, iktisadi etütler de yer alır. Aliya’nın şu sözü bile kitabın değerini anlamak açısından yeterlidir: “En kötü kombinasyon, boş bir ruh ile dolu bir midedir.”

Aliya’nın Okuma Serüveni de Kitapta Yer Alıyor

‘Özgürlüğe Kaçışım’, Aliya’nın duygusal dünyasını da bize açtığı bir kitap. Oğluyla ve kızıyla mektuplaşmaları… Onlardan mektup gelmediğinde içine düştüğü ruh hali… Onlarla haberleşmenin zorlukları karşısında yaşadıkları. Bütün bunlar ayrıca değerlendirilebilir. Aliya‘yı anlayabilmek, onun ruh dünyasını hissedebilmek için önemli metinler bu mektuplar…

Bir düşünce ve siyaset adamının sanata, müziğe, resme verdiği önemi de satır aralarından yakalayabiliriz. Aliya tek boyutlu bir insan değildir. Doğuyu ve Batıyı layıkıyla okumuş ve çözümlemiştir. O, kuru metinlere hapsolmuş bir düşünceden hazzetmez. Canlı, insanın, hayatın içinde olan bir düşüncedir onun murat ettiği. Sanatı, estetiği çok önemser. Din ruhtan, sanat ise karakterden bahseder. Fakat bunlar aynı fikri ifade etmek için sadece iki tarzıdır. Din ruha hitap ediyor, sanat ise ona ulaşmağa, onu gözler önüne “getirmeye” çalışıyor.” der Bilge KralBugünlerdeki Müslüman düşünce önderlerinin kuru, sloganik, hayata dokunmayan söylev ve öğretileri ile Aliya‘nın düşünce dünyasını karşılaştırdığımızda yaşanan yozluğu daha da iyi anlayabiliriz. Sanatı, şiiri, müziği, felsefesi olmayan kuru bir dinciliğin bizi ne hâle getirdiği bugün açıkça gözlemleniyor.

roof_hafez_tomb

Kitapta dikkati çeken en önemli olgulardan biri de Aliya’nın çok geniş bir yelpazeye sahip okuma serüvenidir. Şaşırıp kalabileceğimiz denli bir renktedir. Bir yanda Şark klasikleri, öbür yanda Batı Klasikleri. Şairler, felsefeciler, hukukçular, teologlar… Bunların hepsine atıfta bulunur. Konuyu derinleştirir. Shakspeare bir yanda, Sadi-i Şiraz öbür yanda. Emmanuel Kantİbn SinaOrtega Y. GassetKierkegardİbn HaldunMax Weberİbn RüşdKarl MarksEngelsİmam-ı AzamDostoyevskiTolstoyİbn Hazmİmam GazaliFazlurrahmanMuhammed İkbalB. RusselNietczheJ. P. SartreHeideggerAdam SmithEmile ZolaGunter GrassZiya GökalpNewtonDarwinFreudCemaleddin AfganiMuhammed AbduhErnest Gellner… Liste gittikçe uzar. Bütün bunlara ilaveten İncil, Tevrat, Kur’an-ı Kerim ve Doğu’ya ait kadim metinler…

Aliya Hapishanede Hangi Kitapları Okudu?

kitap_okuma-696x371

Dikkate şayan bir durum daha var ki O, bir meseleye bakarken o meseleyle ilgili bütün literatüre neredeyse hâkim. Geçmişte yazılanlar ve yeniler… KonfüçyüsSokratesGandhiMartin BuberThomas MorePlatonBaconCampanellaSaint-Simon… Ayrıca bir felsefî konuyu açıklarken bir bakmışız ki bir romandan bir pasaj, bir şiirden bir mısra… Bu kadar geniş perspektife rağmen düşüncesinin ayaklarını bastığı yeri, merkezi kaybetmemesi büyük bir başarıdır. Bu yönü Aliya‘yı muhabbet malzemesi yapan, cafelerde nargile eşliğinde Aliya güzellemesi yapan yeni yetmelere aslında çok şey söylüyor. Bir kitap okuyup da ahkam kesenlerin düşünmesi gereken bir nokta burası.

‘Özgürlüğe Kaçışım’ kitabından anladığımıza göre Dostoyevski ve Tolstoy’un bütün külliyatı, Bergson’dan Yaratıcı Evrim kitabı, Kant’tan Saf Aklın EleştirisiSpengler’den Batı’nın ÇöküşüHegel’den Hukuk Felsefesi ve Ruhun FenomolojisiShakespeare’den Kral LearVenedik Taciri ve Romeo ve JulyetHerman Hesse’den Boncuk OyunuC. Dickens’den David CopperfieldHenrik İbsen’den BrandKierkegard’dan Korku ve TitremeKnut Hamsun’dan AçlıkHuxley’den Cesur Yeni DünyaMakyavelli’den Hükümdar ve Floransa TarihiErich Fromm’dan Özgürlükten KaçışımAristo’dan MetafizikThomas Mann’dan Tonio KrögerAdorno’dan Sanatta Sosyal OlanTaberî’den Nebiler Hükümdarlarİbn Nedim’den Kitab’ül-Fihristİbn Tufeyl’den Hayy Bin YakzanMuhammed İkbal’den İslam’da Dini Düşüncenin İhyasıH. Marcuse’den End Of UtopiaAndre Gorz’dan Proleteryaya ElvedaErnest Gellner’den Uluslar ve UlusçulukKarl Mear Schildern’den SoyguncularAdam Smith’ten Wealth Of Natıons kitapları Aliya’nın zindan zamanlarında okuduklarındandır.

aliya2

Aliya‘nın bu denli geniş okuma evreni Onu sıradan dindar ve muhafazakarlardan ayırır. Onu sahiplendiğini iddia eden muhafazakârların Onu daha yakından tanımaları gerekir.  Aliya‘nın aşağıdaki sözleri dediklerimizi somutlaştırır vaziyette. Bana biri ‘’İslam nedir?’’ diye sorduğu ve özellikle de bunu çocuğum yaptığı zaman cevabım şu olacaktır: İman etmek ve iyi amel işlemektir. Ondan sonra da namaz, oruç, zekat ve hac hakkında konuşurum ve sonunda da şunu vurgularım, bunlar ibadetlerdir. Eğer senin ruhun Allah’a olan imanla ve davranışların iyilik etmekle doluysa onlar İslam’a aittir. Yok eğer bunlar yoksa bu ibadetler diğer bütün boş inançlar gibi anlamsızdırlar.” Sloganımız şu: Kendinden olanı sev, ötekine saygı göster.”

izzet

Yazımızı Aliya‘dan birkaç alıntıyla bitirelim:“Bizim milletlerimiz yüzyıllardır eğitimli bireylerden mahrumdur. Onların yerine iki farklı sınıfa sahiptir, bunlar eğitimsizler ve yanlış eğitilmişlerdir. Hiçbir Müslüman ülkesinde, yeterince gelişmiş olmasının yanı sıra İslam ahlakına ve milletin ihtiyaçlarına cevap verecek bir eğitim sistemi bulunmamaktadır. Her toplumun en hassas parçası olan eğitim kurumlarını, yöneticilerimiz ya ihmal etmiş ya da yabancılara devretmişlerdir. Yabancıların para, kadro, program ve ideoloji desteği sağladıkları okullarda Müslümanlara, hatta milliyetçilere bile eğitim verilmemiştir. Bu tip okullarda geleceğin aydınlarına, yabancıların gücü ve servetine hizmet etme, boyun eğme ve hayranlık duyma ‘erdemleri’ aşılanıyor.”

“Tefekkür etmek ve öğrenmek birbirinden ayrı iki değişik faaliyettir. Bunlardan ilki, meselâ, Beethoven’i Dokuzuncu Senfoni’yi yazmaya; öteki ise, Newton’u yerçekimi kanununu keşfetmeye sevketmişti.”

“Bu dünyada mücadele vererek ızdırap çeken büyük trajik şahsiyetleri, mağlup değil, galip sayabildiğimiz için bir başka dünyanın hakikatı daha âşikar değil mi? Galip mi? Evet, fakat nerede, hangi dünyada galip geldiler? Rahatını, hürriyetini ve hatta hayatını kaybeden bir kimse nasıl galip olabilir? Bu dünyada olmasa gerek…”

aliya-3.jpeg

Muaz ERGÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s