Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Azınlık ve Yabancı Okulları

Zeki Önsöz yazdı…

harput amerikan koleji
Harput Amerikan Koleji

Türk eğitim tarihinin en büyük sorunlarından biri olan, azınlık ve yabancı okullarını inceleyeceğimiz bu yazıda tarihsel süreç içerisinde bu kurumların toplumumuza etkilerini ve günümüze kadar süren olumsuz katkılarını ele alacağız.

Bilindiği üzere eğitim, ferdi ve dolayısıyla toplumu şekillendirme için bir sistem içinde yapılan çalışmaların bütünüdür. Bu tarife uygun bir eğitim,  ne yazık ki Osmanlı’da yenileşme hareketlerine kadar yoktur. Osmanlı’da toplumun tamamını okutmak, okuryazar yapmak gibi bir hedef olmadığı gibi, devlet yatırımı ile 19.yüzyıla kadar Enderun dışında okul açmak geleneği de bulunmamaktadır. Bu dönemde okullar, vakıflar tarafından kurulur ve onlar tarafından finanse edilirdi. Kızların eğitimi konusunda herhangi bir gayretin olduğu da söylenemez.(1)

I- Osmanlı’da Rum, Ermeni ve Yahudi Azınlık Okulları

1- Rumlar: Türkler daha ziyade sözlü kültürden beslenmeleri yüzünden kendi milli kültür ve kimliklerini genç nesillerine doğru dürüst aktaramazken,  hâkimiyetleri altına aldıkları başka kavim ve dinlere karşı son derece müsamahalı davranmış, onların kendi kültürlerini yaşama ve yaşatmalarına karışmamıştır. Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında Bizans’ı yıktıktan sonra bir din adamına patriklik izni vererek Ortodoksluğu yok olmaktan kurtardı. Osmanlı sultanları patrikleri yalnız Rum Ortodoksların ruhani lideri olarak tanımakla kalmadı, kendi kılıç hakkıyla aldıkları ülkelerden Sırp, Bulgar, Rumen, Arnavut kiliselerini de Fener Patrikhanesi’ne bağladı. Rum patrikler ekümenlik durumuna Osmanlılar sayesinde kavuştu.  Osmanlılar ayrıca Hıristiyan topluluğun lideri olarak Patriğe cemaatini ilgilendiren konularda Divan’da söz hakkı tanıdı. Fatih 1461’de Trabzon’daki Pontus Devleti’ni de topraklarına kattı ve Bizans’la beraber bu iki devletin Ortodoks ahalisi Osmanlı tebaasına girdi. Fatih ve ondan sonra gelen padişahlar, değil 15.yüzyılda, günümüzde bile hiçbir ülkedeki azınlığın sahip olamadığı hakları Rumlara bahşetti. Rumlar Patrikhane öncülüğünde bağımsız dini bir hayat sürdürürdü. Fener bütün kiliselerine kendi yetiştirdiği personelini atayıp, denetledi. Rumlar kendi mahkemelerine, yerel yönetime, vergi toplama, her türlü eğitim ve öğretim kurumu açma, bu okullara personel atama, denetleme ve müfredatını yapma hakkına sahipti. Askerlikten muaf olan, güven içinde ticaret ve sanat yapan Rumlara Osmanlı’nın verdiği bütün bu haklara bakarak, Rum azınlığa “devlet içinde devlet” diyebiliriz.

Bütün bu imtiyazlara rağmen Fener Patrikhanesi ve kiliseler Yunan isyanının merkezleri oldu; Yunan milliyetçiliğinin taşıyıcısı olarak bağımsızlık savaşını yürüttü. İstiklâl Savaşı’nda Türkiye’yi işgal eden Yunan ordusunun en büyük yardımcısı patrikhane ve din adamları oldu.

fener rum okulu
Fener Rum Okulu

2- Ermeniler: Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenilere de Rumlara verdiği haklara benzer haklar verdi. “1461’de Bursa’da yaşayan Ermenileri aileleriyle birlikte İstanbul’a getirtmiş ve Bursa Metropolit’i Ovakim’i Patrik ilân ederek, İstanbul’da bir Ermeni Patrikhanesi kurdurtmuştur. Bu gelişme İslâm hukukuna aykırı, İslam dünyasında tarih boyunca çok az görülmüş bir olaydır. Ovakim’in patrik ilân edilmesinden sonra Osmanlı İmparatorluğu içindeki Süryani, Kıpti ve Habeş kiliselerinin sorumluluğu Ermeni Patrikhanesi’ne verildi.(2)

1863 yılında Sultan Aziz tarafından kabul edilen Ermeni Milleti Nizamnamesi ile 140 üyeden oluşan bir meclis, İmparatorluk içindeki Ermenileri yönetme hakkını aldı. Böylece Ermenilere de devlet içinde devletçik olma imkânı verildi. Devlette en önemli görevlere getirilen, askerlikten muaf olan Ermeniler özgür bir şekilde ticaretle uğraşıyordu.

Osmanlı’nın gark ettiği bunca adalet, imtiyaz ve refaha rağmen Ermeniler başka milletlerin emellerinin piyonu olmuş, Türk’ü hançerlemeyi imanlarının borcu bilmişlerdir. Ermeni din adamları başından sonuna kadar Ermeni ayaklanmalarının planlayıcısı ve yöneticisi olmuşlardır.

sh-76
Ermeni Öğrenciler

3- Yahudiler:  Fatih İstanbul’un fethinden sonra diğer dini azınlıklara verdiği hakları Yahudilere de tanımış, ilk hahambaşı olarak Moiz Kapsali’yi atamıştır. Osmanlı topraklarına ilk Yahudi grup 1470 yılında Almanya ve Polonya’dan gelen Eşkanaz cemaatidir. İkinci grup 1492’de İspanya’dan kovulan Yahudilerdir. Osmanlı Devleti bu Sefarad Yahudilerini İstanbul ve Selanik’te iskân etti.

Hidayet  Vahapoğlu, Osmanlıların  gayrimüslim azınlıklara verdiği haklardan en önemlisinin eğitim hakkı olduğunu eserinde şöyle değerlendirmektedir:“ Osmanlının azınlıklara sunduğu lütuflar demeti içinde en önemlisi, kendi okulunu kendin yap, öğretmenini, öğretim programını, metodunu kendin tayin et ve bu okulları devlet adına yine kendin denetle uygulaması olmuştur. Bütün bunlar sosyal varlık olarak taşıman gereken, fakat sahip olmadığın özelliklere ulaşman için ne yapman gerekiyorsa onu yap şekkinde yorumlanabilecek uygulamalardır.” (3)

IMG_9249.jpg
Akhisar Or Yehuda Tarım Okulu

II- Osmanlı’da Yabancı Okulları

“Yabancı okul” kavramıyla, Osmanlı Devleti vatandaşı olmayan kişi veya toplulukların Osmanlı toprağında kurdukları ve giderek yabancı devletlerin himayesi altına giren veya doğrudan doğruya yabancı devletlerin açmış oldukları bütün okullar kastedilmektedir.

Türkiye’de kurulan yabancı okullar misyonerlikten ayrı düşünülemez. Hıristiyan kiliselerinin Hristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için kurdukları teşkilatlara misyon denir. Bunları idare eden ve faaliyet gösteren din adamlarına misyoner denilmektedir. Misyonerlerin el attıkları faaliyet sahaları okullar, hastaneler, yetimhaneler, yayınevleri vb. gibi kuruluşlar olmuştur. Yabancı okullar misyonerlerin en başarılı oldukları alandır.

1- Katolik misyoner okulları:

a- Fransız Misyoner Okulları: Türkiye’de ilk yabancı okulları Katolik Fransız misyonerleri kurdu.14. Lui zamanında Fransa’ya takınılan müsamahalı tavır nedeniyle, Fransız sefirinin desteği ile Fransız Katolik tarikat misyonerleri Türkiye’de faaliyetler yürüttüler. 1583’de Fransız Katolik Tarikatı Cezvitler İstanbul’da Saint Benoit Okulu’nu, Capucinler 1629’da Saint Georges Okulu’nu,1848’de Saint-Pierre Fransız Okulunu, 1839’da Notre Dame De Sion Kız Lisesini, 1864’de Saint_Joseph Fransız Koleji, Saint Esprit Fransız Okulu, 1894’de İ. Conception Fransız Okulu ve Saint Pulcherie Fransız Okulunu kurdular.

saint joseph fransız lise
Fransız Saint Joseph Koleji

Katolik tarikatlarının hemen hepsinin arkasında olan Fransa, bunları personel, maddi ve siyasi imkânlarla destekledi.  Fransa Osmanlı Devleti’nden aldığı tek taraflı ticari kapitülasyonlardan din ve eğitim alanında da yararlandı. “Hatta başlangıçta sadece İmparatorlukla Fransa arasında akdedilmiş olan bu antlaşma, daha sonraları bütün güçlü Avrupa devletlerince artık bir imtiyaz değil, tabii bir hak olarak kabullenilmiş ve bunlara dayanılarak İmparatorluğu çökertmenin en hazin tablosu çizilmiştir. İşin garip ve ibret verici yönü, bunlar batılılarca hem iktisadi, hem kültürel, hem de dini açılardan kullanılmıştır. İktisadidir, çünkü bunlarla yabancılara uzun müddet vergi muafiyeti tanınmıştır. Kültüreldir, bu yolla bütün Hristiyan tebaa kendi kültürlerini serbestçe geliştirip ona göre yaşamışlardır. Dinidir, bütün azınlıklar kapitülasyonlar sayesinde Kudüs dâhil, dini vecibelerini hiçbir kısıtlamaya tâbi olmaksızın yerine getirebilmişlerdir.”(4)

b. İtalyan Okulları

topha.italyan.lise_-700x460.jpg
Tophane İtalyan Lisesi

Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde eğitim öğretim kurumları açan ve bugün de halen bu kurumlardan bazılarının faaliyetlerini devam ettiren devletlerden biri de İtalya’dır. İtalyanların 1870’den itibaren İstanbul’da açtığı 14 okulu, bir de Hatay’da İtalyan karma okulu vardır.

2- Protestan Misyoner Okulları: Türk topraklarında Protestan misyoner faaliyetlerini önce İngiltere başlattı.1842 yılında Kudüs’te bir Protestan kilisesi kuruldu. 1850’de İngiliz elçisinin gayretleri neticesinde Sultan Abdülmecit tarafından bir ferman çıkarıldı; kanun önünde Müslüman ve Hristiyanlar eşit statüye getirildi ve Protestanlar ayrı bir millet olarak tanındı1917 yılında yalnız İstanbul’da 83 İngiliz Kurumu vardı.

a- Türkiye’de Amerikalı Misyonerlerin Faaliyetleri ve Okulları 

merzifon amerikan kol
Merzifon Amerikan Koleji

Osmanlı Devleti’nde en büyük misyoner faaliyetini Amerikalı Protestan örgütleri yürüttü. Amerikan Protestan misyonerleri Türkiye’yi fethetmek amacıyla 19.yüzyıl başından itibaren ülkemize gönderildi. Emperyalist güçlerin arasına geç katılan Amerika, 19. Yüzyılın başından itibaren Türkiye de nüfuz kazanmak istiyordu. Misyonerler Amerika’nın emperyalist yayılmacılığında büyük rol oynadı. “Misyonerler, farklı inanışları kendi inançları lehine çalmak üzere hırsız gibi hudutlar geçip, insanları taciz ettiler. Osmanlı ülkesinde İslamiyetin temel kaidelerinden olan :”Senin dinin sana, benimki bana”( Kur’an, Kâfirun Sûresi,109 S. 6.Âyet)  diyen Kur’an buyruğunca herkesi kendi imanında hür bırakan Müslüman anlayışını sûistimal ettiler. Misyon peçesi altında mensup oldukları devletin emperyalist emellerine yardımcı oldular.  Gayri resmi de olsa da vatandaşı oldukları devlet tarafından bugün olduğu gibi himaye ve yardım gördüler.”(5)

Aslında Osmanlı Devleti mülkü misyonerlere gösterilmiş bir hedefti. Çünkü kendilerine: “Bu mukaddes ve vadedilmiş topraklar silahsız ve bir Haçlı seferiyle geri alınacaktır.”(6) talimatı verilmişti. İlk Amerikalı misyonerler 1820 yılından başlayarak Osmanlı ülkesine girdi.  Amaçları; “Hristiyanlığın beşiği bu toprakları, yeniden ve kalıcı olarak Haç’ın gölgesine girinceye kadar manen fethetmektir.”(7)

tarsus amerikan koleji
Tarsus Amerikan Koleji

Ancak misyonerler kimi Protestan yapacaktı?  Geldikleri Türk topraklarında yaşayan herkesin bir dini vardı.  Müslüman Türklerden bir çivi bile sökemeyeceklerini kısa zamanda anladılar. Ortodoks Rumlar da kendi mezheplerine çok bağlıydılar. Geride en uygun olarak Ermenilerin olduğunu gördüler. Onlar da Ermenilere yöneldiler. Amerikalı misyonerlerin faaliyeti, az veya çok bazı insanların mezheplerini değiştirip onları ayrı bir cemaat halinde örgütlemek değil, Türkiye’yi içten ele geçirme hamlesiydi.

Nitekim Eli Smith isimli misyoner daha 1830 yılında Anadolu’da yaptığı araştırma gezisinden sonra kaleme aldığı iki ciltlik kitabında: …ancak Hristiyanlar arasında çalışmak suretiyle düşman topraklarının ta kalbine kolayca girme olanağına kavuşmuş oluyoruz.”(8) diye yazıyordu. Burada bahsedilen düşman ülke, ele geçirilmesi hedeflenen Türk toprağı Anadolu’dur.

Türk ülkesinde yöneticilerin uyumasından da istifade ederek, ruhsat bile almadan okullar, matbaalar, hastaneler, kitaplıklar, kiliseler açtılar; basım yayım faaliyeti olarak 600 milyon sayfa bastılar. Yıllar içinde Osmanlı toplumunda bir Protestan Ermeni azınlığını ortaya çıkarmayı başardılar. 1850’de İngiliz elçisinin gayretleri neticesinde Sultan Abdülmecit tarafından bir ferman çıkarılmış, kanun önünde Müslüman ve Hristiyanlar eşit statüye getirilmiş, Protestanlar ayrı bir millet olarak tanınmıştı. Misyonerlerin yönettiği okullar ve devam eden öğrenci sayıları yıldan yıla arttı. Amerikalı araştırmacı F. Andrews Stone, kitabında 1908 yılında Osmanlı ülkesinde Amerikalı Protestan misyonerlerce işletilen okul sayısını 527, kolej sayısını da 45 olarak vermektedir.(9) Diğer araştırmacılar da söz konusu yıllarda 400’ün üzerindeki okula 20 bin civarında öğrencinin devam ettiğini yazmaktadır. Bu okul ve öğrenci sayıları o yıllarda Osmanlı ülkesindeki tüm öğrenci sayısına göre azımsanacak bir rakam değildir. Düşündürücü olan, Osmanlı topraklarına yayılmış bu misyoner okullarını Osmanlı padişahları ve yönetiminin şüpheyle karşılayıp engellememesidir.

yabancı
Ankara Fransız Koleji

Amerikalı misyonerler okullarında dini, mezhepsel kılıflarına rağmen, pozitivist, liberal eğitim verdiler.  Ermeniceyi işlediler,  eğitim dili haline getirdiler. Dick Bolt Amerikan etkisiyle Ermeni milliyetçiliğinin böyle başladığını” belirtmektedir.(10) Bunun yanında öğrencilere Osmanlı Devleti’ne karşı bölücü, ihtilalci fikirleri şırınga etmeyi ihmal etmediler;  bazı bölgelerdeki okullar silah, cephane deposu ve ihtilal üssü oldu. Robert Kolej Osmanlıya karşı Bulgar ihtilalini yapan kadroyu yetiştirdi. Antep Koleji ihtilalci kimi öğretmen ve öğrencileri Ermeni örgütleriyle ilişkili bir nifak yuvası idi. Harput Koleji’nin orijinal adı Ermenistan Koleji ve öğretim dili Ermenice ve bütün öğretmenleri Ermeni idi. Merzifon Anadolu Kolejinde, daha 1893 yılında bir ihtilalci Ermeni örgütünün manifestosu okulun duvarına asıldı. Milli Mücadele sırasında okulun hepsi yabancı olan öğretmen kadrosuna bir Türk öğretmenin katılmasına tahammül edemeyip, öldürdüler. Okulda yapılan aramalarda Pontus Örgütüne ait pek çok delil belge ele geçirildi.

Ermeni olaylarından sonra Doğu Anadolu’daki bazı Amerikan okulları kapatıldı; Osmanlı Devleti geç de olsa azınlık ve özel okulları denetim altına almak için 1915 yılında “Mekatib-i Hususiye Talimatnamesi”ni yayınladı.

ekekekeke
İstanbul İlk Yabancı Okul

Osmanlı İmparatorluğu çöktükten sonra Kuvayı Milliye Hükümeti 30 Temmuz 1922’de yukardaki talimatnameyi yeniden yayınladı ve Amerikan misyonerlerinin okul açma taleplerini reddetti.

Lozan’da Türkiye’nin karşısında olan devletler Osmanlı Devletinde sahip oldukları bütün kurumların eski imtiyaz ve muafiyetlerle tanınmasını istiyordu. Türkiye bunu kabul etmiyordu. Uzun müzakerelerden sonra Türkiye yabancılara ait bulunan okul, hastane gibi kurumları dini telkinde bulunmamaları, devletin genel yasalarına uymaları şartıyla tanıdı. Ancak Mart 1924’de yürürlüğe giren Tevhidi Tedrisat Kanunu uyarınca yabancı misyon okullarının dini kurumlarla ilişkileri kesildi. Bu okullar Milli Eğitim Bakanlığı’nın teftişine açık olacak, ilgili kanun ve yönetmeliklere uyacak, Türkçe, tarih, coğrafya, edebiyat gibi dersler Türk öğretmenler tarafından verilecekti.

Lozan antlaşması Türkiye’nin karşısındaki devletlerin parlamentolarında kabul edilmesine rağmen, Amerikan Senatosu tarafından onaylanmadı. Sebep olarak Ermeni sorununu dikkate almaması ve kapitülasyonların kaldırılması gösterildi. Amerikan Senatosunda ikinci oylamanın az bir farkla reddedilmesi Amerikan Hükümetinin Türkiye ile diplomatik ilişkilerini başlatmasına engel olmadı. Eylül 1927’de Türkiye Cumhuriyeti nezdinde ilk ABD elçisi Ankara’da Atatürk’e güven mektubunu sundu.

1927 yılında Türkiye’de İzmir’de bir yükseköğrenim kurumu kolejden başka, Adana, Merzifon, İzmir, Tarsus, Bursa ile İstanbul’da 3 adet ilk ve orta dereceli Amerikan okulu vardı.  Bu okullar Amerikan hükümetine bağlı olmayıp, “ ” denilen Protestan kilisesine bağlı idi.

american-board-of-commissioners-for-foreign-missions-morning-star-1884-2.gif

Amerikan elçisi Amerikan okullarının açılması için Türk hükümetine başvurmuşsa da, Türkiye bu okulların Amerikan devletinin değil, kilisenin olduğunu; bu okulların bu şekilde açılmasının Tevhidi Tedrisat Kanununa aykırı sayılacağını ileri sürdü. Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey eğilip bükülmeden Amerikan elçisinin isteklerini reddetti.

Bu sırada Bursa’da Amerikan Kız Koleji’ndeki olay patlak verdi.144 öğrencinin okuduğu Bursa Amerikan Kız Koleji’nin 3 Türk kız öğrencisi Miss Edith Sanderson adlı Amerikalı misyoner öğretmenin etkisi ile Hristiyan olmuştu. Bu öğrenciler olayı yataklarının altına sakladıkları anı defterlerine ayrıntılı şekilde yazmışlardı.  Arkadaşlarının eline geçen bu defterlerden olay Milli Eğitim Bakanlığına bildirildi.

31 Ocak 1928’de Bursa Amerikan Kız Koleji kapatıldı;  sorumlular hakkında adli kovuşturma açıldı. Amerikan elçisi Grew Türk Dış İşleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’tan okulun açılması, öğretmenler hakkında adli kavuşturma yapılmaması gibi ültimatom niteliğinde isteklerde bulundu.

Bu istekler Türk hükümeti tarafından dikkate alınmadı. Üç kadın öğretmenin duruşmaları 13 Şubat 1928’de Bursa Sulh Ceza Mahkemesi’nde görüldü, her öğretmen 3 er gün ve 3er lira para cezasına çarptırtıldı. Öğretmenler ilk cezaları olması nedeniyle cezalarını kendi ikametgâhlarında çekti. Olayın asıl suçlusu Miss E. Sanderson Türkiye’den ayrıldı; Bursa Amerikan Kız Koleji kapatıldı.

amerikan
Bursa Amerikan Kız Koleji

Amerikan misyonerlerinin Türkiye’de yaptıkları Atatürk dönemi ile bitiyor görünse de,   İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ellili yıllardan itibaren Batı ittifakı içerisinde yer alan Türkiye’de Batı ülkelerine ve Amerika’ya karşı milli hassasiyet azaldı. Amerika ile 27 Ağustos 1962’de yapılan ikili anlaşma ile Barış Gönüllüsü adı altında Türkiye’ye “yeni model 1201 misyoner” sokuldu. Barış Gönüllüsü programı anayasaya aykırılık ve Güney doğuda etnik Kürtçülük propagandası yapıldığı iddiaları üzerine 1969 yılında sonlandırıldı. Günümüzde ise çok partili Türkiye’de özgürlüklerden yararlanan misyonerler Brunson örneğinde olduğu gibi,  Amerika himayesinde rahat bir şekilde çalışmalarına devam ediyor.

Amerikalı misyonerlerin 19.Yüzyılın başından beri yurdumuzda ve açtıkları okullar ve yaptıkları, gerek kendi yazdıkları kitaplar ile kilise arşivlerinden, gerekse Türk kaynaklarınca bilinmektedir. Protestan misyonerlerden bazıları yıllarca Türkiye’de kalıp, din ve devletlerine hizmet edip, Türkiye aleyhine çalıştılar.  Türk toplumu belki de bunları eğitim, sağlık ve insani konularda çalışıyor zannederek,  müsamaha ile karşıladı. Hâlbuki Bulgaristan ihtilâlinde bu ajan misyonerlerin ve Robert Kolej gibi okullarının verdiği zararlar onlara tavır alınmasını gerektirirdi. Ermeni ayaklanmasındaki rolleri de unutuldu. İstiklâl Savaşı yıllarında, Sivas Kongresi sırasında bazı Türk aydınları belki de bu misyonerlerin yarattıkları algı ve okullarının etkisiyle Türkiye’nin Amerikan mandasına girmesini ısrarla, teklif etti. 1950’lerde Batı İttifakına girdikten sonra, milli hassasiyet kayboldu, Amerika’nın ve misyonerlerinin Türkiye’de oynadığı rol tamamıyla görmezden gelinip, Amerika’ya teslim olundu. Bunun bir sebebi de; yabancı okulların sömürgeci batının birer gözetleme kulesi olduğu gerçeğinin çok az araştırılmasıdır.

Robert_College_(14243596745).jpg
Robert Koleji

1- Alman Protestan misyonerlerinin Türkiye’deki faaliyetleri ve Johannes Lepsius

Osmanlı İmparatorluğu’nun güçsüzleştiği yıllarda sömürgeci batı ülkeleri kendi ekonomik çıkarları için Osmanlı Devleti topraklarına gezgin, misyoner, diplomat, arkeolog, doktor, hemşire, öğretmen, din adamı kılığında ajanlar göndermeye başladı. Bunlar çok geçmeden Rum, Ermeni, Süryani, Yahudi, Kürt hatta kimi Türk toplum önderlerinin kafasını çelerek kendi amaçları için kullandılar.

Anadolu’ya 1820’den itibaren Amerikalı Protestan ajan misyonerler geldi. Bunların azınlıklara ve özellikle Ermenilere yönelik bölücü faaliyetlerinin sonucu1890’lı yıllarda Ermeni isyanları ardı ardına patladı.(11) Alman Protestan misyonerler 1841 den itibaren Kaiserwerther, Diokonie, Kudüs Birliği ve Haç misyonu gibi örgütlerle Kudüs ve Filistin’de kilise, yetimhane, hastane ve okullar kurdu.

alman misyoner.jpg
Urfa Alman Misyonerler

Alman misyoner örgütlerinin Anadolu’daki faaliyetleri

1870’de siyasi birliğini kuran Almanya gözünü Orta Doğu ve Anadolu’ya dikti ve protestan misyonerler bölgeye gelmeye başladı. Protestan örgütleri tarafından Urfa, Diyarbakır, Muş, Maraş, Van ve Elazığ’da ve bunlara bağlı istasyonlarda okul, yetimhane, hastane, atölye ve kiliseler açıldı. Misyoner örgütleri yardım programlarına sponsor kazanmak için yayınlarında fotoğraf kullandı. Bununla Batı’da mümkün olduğu kadar çok insanın vicdanını sızlatmak suretiyle onlardan yardım alabilmeyi hedeflediler.  Bu fotoğraflarda, Anadolu’nun en kötü yerleri, en zor durumdaki insanları ve o dönemin en vahşi görüntüleri yer aldı. On yıllarca misyoner yayınlarında, Avrupa gazetelerinde boy boy yayınlanan bu fotoğraflar Avrupa insanının hafızasına kazındı. Fotoğraflar ve misyonerlerin Türkiye’yi anlatan tek yanlı yazıları ile Avrupa insanını günümüze kadar etkiyecek olan vahşi, geri Türk imajı oluşturuldu.

azınlık okul
Getronagan Ermeni Lisesi

Alman Protestan örgütlerinin Anadolu’da yürüttükleri faaliyetler, İngiliz ve Amerikalı Protestan misyoner örgütlerinin yaptığı gibi Gregoryen Ermenileri Protestan yapmak,  ya da Osmanlı Devleti’nin Ermeni meselesini çözmek için yürürlüğe koyduğu her türlü politikada Ermeniler lehine tavır alarak Avrupa’da Osmanlı Devleti aleyhine propaganda yürütmekten ibarettir.(12)

Osmanlı Devleti’ne karşı Ermeni ayaklanmaları başladıktan sonra, Alman ve Amerikalı Protestan örgütleri Avrupa ve Amerika’da “Türkleri katil, Ermenileri mağdur” gösteren propaganda faaliyetine girişti. Yardım kampanyaları düzenlendi. Almanya kamuoyu da bu kampanyalara katılarak, Ermeni sorununa taraf oldu.

Frankfurt’ta Papaz E. Lohmann Almanları kışkırtan Türkleri acımasız, zalim gösteren broşürü ile Almanları yardıma çağırdı. Lohmann Türkiye’ye gitmeden, olayları bilmeden bir yargıç gibi Türkleri sanık sandalyesine oturttu. Yanındaki yardımcısı ise daha sonraki yıllarda Türkiye’deki Ermeniler hakkında yazdığı kitaplarla Batı kamuoyunu yanıltan, yazıları günümüzde bile Batıda “yalan Ermeni soykırımı” için hazırlanan nice kitaba kaynak oluşturan, Batı parlamentoları ve kamuoyunda referans olarak gösterilen papaz Johannes Lepsius’dur.

alman-lisesi.jpg
Beyoğlu Alman Lisesi

Johannes Lepsius Kimdir?

Lepsius 15 Aralık 1858’de Berlin’de doğdu. Teoloji, matematik, felsefe, edebiyat ve sanat tarihi alanlarında eğitim aldı.

Aralık 1884’de o zaman Osmanlı toprağı Kudüste’ki Alman cemaatine papaz yardımcısı oldu.1887’de Almanya’ya döndü; Harz’da papazlık yaptı. 1887’de Ermenilere yardım çalışmalarını yürütmek için kendi isteği ile görevinden ayrıldı. Berlin’e yerleşti. 1895’de Ermenilere yardım ulaştıran Alman Doğu Misyonu’nu faaliyete geçirdi.1896’da Türkiye’ye inceleme gezisi yaptı. Geri döndükten sonra Ermeni yardım derneğini kurdu. Lepsius  “Türkiye’de Müslümanlar Hristiyanları katlediyor!” sloganıyla Hristiyanları tahrik ederek Ermenilere yardım kampanyaları başlattı. Urfa’yı, Ermeni çalışmaları merkezi haline getirdi. İnsani yardım yapıyor izlenimi vermek, daha fazla insanı çekmek için Urfa ve Diyarbakır’da halı atölyeleri, sağlık merkezleri, yetimhaneler kurdu; buraya öğretmenler, ustalar, doktor ve hemşireler gönderdi.1914 yılında Urfa misyoner hastanesinde kadın ve erkek olmak üzere 8 Avrupalı ve 6 yerli çalışanı vardı. Hastane dışındaki istasyonlarda çalışan Avrupalı sayısı da 14 civarında idi.(13)  Almanya 16 Haziran 1914’de bölgede 18 yıldır Ermenilere yönelik çalışmalar yürüten Doğu Misyonu ile işbirliği yaptı. Bu cümleden olarak, mali desteği Alman Dışişleri Bakanlığınca karşılanan, başkanlığını Lepsius’un yürüttüğü Alman-Ermeni Cemiyeti kuruldu.

Genocide Institute
Johannes Lepsıus

Lepsius Osmanlı Devleti’nin savaş sırasında Ermeni isyanı ve Ermenilerin düşmanla birlik olmalarına cevap olarak aldığı tehcir kararı üzerine 1915 yazında İstanbul’a gitti; Enver Paşa ile görüştü. Görüşmede tehcirden vazgeçildiği takdirde, Türkiye ile Ermeniler arasında ateşkesi tek başına sağlayabileceğini iddia etti. Enver Paşa bu çocukça teklifi reddetti. Lepsius Almanya’ya döner dönmez Türkiye’ye karşı aleyhte propagandaya başladı. Alman halkını tahrik eden, Türkleri aşağılayan, ırkçı ifadeler içeren abartılı ifadelerle hazırladığı raporlarını yüz binlerce bastırıp bütün Almanya’ya dağıttı.1.Dünya Savaşı sonunda yenilen Almanya galip güçler tarafından savaşta Osmanlı Devleti’nde meydana gelmiş Ermeni olaylarından dolayı suçlanacağını biliyordu.  Almanya bunu önlemek için Lepsius’tan Alman Dışişleri Bakanlığı’nın Ermeni meselesiyle ilgili bütün belgelerini incelemesini ve düzenlemesini istedi. Lepsius kendisinden istendiği gibi; arşivlerde Almanların Osmanlı Devleti’nde bir katliamı engellemek için çalıştığını, bunu başaramadığını ve Almanya’nın masum olduğunu ispatlamaya çalışan bir düzenleme yaptı. Bu amaçla arşivde istediği belgeyi özenle seçti, istemediğine yer vermedi. Belgelerde tahrifat yaptı ve bu belgelerle hazırladığı kitabı yayınladı.

Lepsius 1922’de Almanya Dış İşleri Bakanlığı arşivindeki diplomatik belgeleri 1871- 1914 başlığı ile 40 cilt halinde yayınladı. Lepsius 3 Şubat 1926’de Moreno -İtalya’da öldü.

Lepsius’un Türkiye ve Türkler Aleyhinde Yaptıkları ve Dazdıklarının değerlendirilmesi

Lepsius fanatik Hristiyan Protestan bir papazdır. Hayatına yön veren bu inancı ile  Türkiye gibi bir ülkede insanların bir dini olduğu halde, onların durumlarından faydalanıp kendi dinini benimsetmek istedi.  Kendisinden önce bu topraklara gelen Amerikalı misyonerler gibi o da hedef kitle olarak Ermenilere yöneldi;  onları bir millet olarak ortaya çıkarmaya çalıştı ve Ermeni terör örgütleriyle ile sıkı bir ilişki yürüttü.

Bütün yazı ve kitaplarında Türkler aleyhine kamuoyu oluşturmaya çalışan Lepsius’un dünyasını ve Ermeni olaylarına bakışını Alman yazar Hans Barth şöyle ifade etmektedir: “Türk olan her şeye karşı, vahşi, körü körüne insafsızca bir kin; Ermeni olana karşı ise, patolojik bir şefkat, müsamaha ve çocuk saflığı ile Ermeni olaylarının politik, ahlaki ve sosyal sebeplerini kritik etmeyerek, görmezlikten gelme ve keyfi, sahte vahşet olayları ortaya koyma.”(14)

lise
Getromagan Ermeni Lisesi

Azılı bir Türk düşmanı olan Lepsius’un en büyük marifeti ise; günümüzde Ermeni Meselesinde Türkleri suçlamak amacıyla kaynak olarak kullanılan tek yanlı belgeleri toplaması ve orijinal belgelerde yaptığı tahrifatlardır.

Örnek olarak; Lepsius’un  yazı ve eserlerinde Ermeni olaylarının olduğu dönemde Doğu Anadolu’da görev yapan ve “Ermeni meselesi” ile ilgili olarak yazmış oldukları raporlarda mümkün olduğu kadar tarafsız tavır sergilemeye çalışan ve Ermeni milliyetçilerinin etkisinde kalmamaya özen gösteren bazı Alman bürokrat ve subayların raporları Lepsius tarafından yayınlanmaya değer bulunmadı. Örnek olarak, Almanya İmparatorluğunun Kafkasya özel ajanı Lois Mosel ile Osmanlı III. Ordu Kurmay başkanı Felix Guse bunlardan sadece ikisidir.

Mosel raporunda “Ermenilerin Ruslardan para ve yardım aldıklarını, çoğu Osmanlı Ermeni’sinin Rus saflarında savaştıklarını, Rus ordusuna katılmayanların ise çeteler kurarak Osmanlı birliklerine saldırdıklarını ve Osmanlı devleti ne yaparsa yapsın Ermenilerin bu savaşta Osmanlı tarafında yer almayacaklarını kanısını” belirtmekteydi.(15)

Felix Guse, Lepsius ve çalışmaları hakkında şunları yazmaktadır: “Zorunlu göç sırasında hayatını kaybeden Ermenilerin sayısı hakkında Lepsius’un verdiği rakamlar abartılı ve aynı zamanda kesinlikle inandırıcı değildir. Enver Paşa bir konuşmasında 300 bin Ermeni’nin göç yolunda yok olduğundan söz etmekteydi. Lepsius’un vediği rakamlardan çok, bu sayının gerçeklere daha yakın olduğuna inanıyorum. Öte yandan Ermenilerin soykırıma uğratıldığı tamamen yanlıştır. Çünkü Dünya Savaşı sonuçlandığında halen daha güçlü bir Ermeni halkı bulunmaktaydı.(16)   

rum okulu
Fener Rum Erkek Lisesi

Prof.Dr. Mustafa Çolak Lepius’un tahrif ettiği 3 belgeyi TTK yayınlarında Belleten’de yayınladı. Bunlardan birini aşağıya alıyorum. Bu belge, Almanya´nın o dönemdeki Kafkasya işlerini yürüten General Von Kress´e ait, 22 Ağustos 1918 tarihli telgrafıdır. Bu telgrafın aslı Bonn´daki Alman Dışişleri Bakanlığı Arşivinde, Politisches Archiv des Auswärtiges Amt’da kayıtlıdır. Aynı telgraf Lepsius´un eserinde 429. sayfa ile 430. Sayfaları arasında 432. belge olarak yer almaktadır.

Bu belgede Ermenilerin Gence ve Batum bölgelerine geri dönmeleri konusunda Enver ve Esat Paşaların düşüncelerini doğru bulmayan General Kress’e aittir. Bu telgraf önce Alman Dışişlerine, oradan da Dışişleri Müsteşarı  Von Hintze tarafından İstanbul’daki  Alman Büyükelçiliğine gönderiliyor. Diğer belgelerde olduğu gibi bu belgede de tahrif edildi.

Bu belgenin ikinci sayfasının son satırı olan “…General von Kress tarafindan dile getirilen Türk Ordusunun geri hatlarının Alman ve Avusturya birlikleri tarafından korunması düşüncesi şimdilik zikredilmeyecek” cümlesini Lepsius bu belgeden çıkartmakla, Kafkasya´daki Osmanlı Ordusu geri hatlarının Ermeni çetelerince saldırıya uğradığını görmek ve göstermek istemediği düşüncesinde olduğunu ortaya koymaktadır.

Prof. Dr. Mustafa Çolak makalesinin sonunda şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Biz bu çalışmamız ile çok sayıdaki Batılı tarihçi tarafından birinci el kaynak olarak kullanılan Lepsius’un bu eserinin güvenilir olmadığını ortaya koymaya çalıştık.  Lepsius’n belge seçiciliğindeki subjektifliği ve yukarıda üç örnek ile verdiğimiz belge tahrifatları, üzerinde durduğumuz ana konular oldu. Bu çalışmanın tamamlanması için, Lepsius’un eserinde yer alan belgelerin tamamının asılları ile kıyaslanması gerekmektedir. Ancak o zaman Birinci Dünya Savaşı esnasındaki “Ermeni Meselesi” ile ilgili Alman diplomasisinin tavrı ve bu konuda Alman Arşivlerindeki belgelerin doğruluğu tespit edilebilir.(17)

490-317
Elazığ Fransız Ermeni Koleji Öğrencileri

Türkiye’deki Alman misyoner faaliyeti içinde en önemli isim olan Johannes Lepsius  Ermenileri davasına kazanmak için onları Türk Devletine karşı kışkırtmış, Ermenileri Müslümanlık- Hristiyanlık mücadelesinin mağdurları olarak göstermiştir. Bugün Lepsius’un Almanya’nın Ermeni politikasına yön veren  sübjektif, tek yanlı ve tahrif edilmiş belgeleri diğer Batı ülkelerinde de  kaynak ve referans olmaya devam etmektedir.

c- Türkiye’de kurulan diğer yabancı okullar:

Avusturya,  1882’de Sankt Georg Erkek, Kız lisesi ve Ticaret okulunu  kurdu.

Bunlardan başka Ruslar, İranlılar ve Bulgarlar da Türkiye’de okul açtılar.

III- Yabancı Okulların Osmanlı toplumuna etkileri

Araştırmacı İlknur Polat Haydaroğlu’na göre yabancı okulların Osmanlı toplumuna etkisi 3 konuda olmuştur:

1- Din konusunda; misyonerler okullarında öğrencileri din değiştirmeye teşvik ettiler. Özellikle Amerikalı ve Alman Protestan misyonerler yaptıkları çalışmalarla Türkiye’de Protestan Ermeni bir azınlık meydana getirdiler.

2- Milletlerin imparatorluk bünyesinden kopması konusunda; Rum, Bulgar, Ermeni, Kürt, Filistin sorunu bu okullar aracılığı ile ortaya çıkıp, günümüze kadar geldi.

3- Eğitim konusunda; siyasi alandaki olumsuz etkileri yanında bu okulların tesis, metod yönünden örnek olduğu söylenebilir.(18)

antep-protestan-okulu
Gaziantep Protestan Okulu

IV- Azınlık ve yabancı okullar konusunu özet değerlendirme

1- Osmanlı Devleti eğitime gereken önemi vermemiş, eğitimi toplumu şekillendirme amacıyla kullanamamıştır.

2- Osmanlı Devleti azınlıkları kendi eğitim kurumlarını kurmakta serbest bırakmıştır. Azınlıklar bu kurumların personelini, müfredatını, denetimlerini kendileri yapmışlardır. Zamanla bu okullar Osmanlı Devleti’ne düşman yetiştiren veya en azından Türk Toplumu’na paralel bir topluma insan yetiştiren kuruluşlar haline dönüşmüştür.

3- Sömürgeci Batı devletleri Osmanlı Devleti’nde ekonomik ve siyasi nüfuz kazanmak için misyonerler kanalıyla kurdukları okul, hastane ve yetimhane gibi kurumlarla azınlıkları kendi himayelerine almak istemişler; bunda başarılı olmuşlardır.

4- Sömürgeci batı devletleri Osmanlı Devleti’nin güçsüzleştiği Tanzimat döneminde çok sayıda ruhsatsız okul açmışlar, bu güçlü devletlerin baskısı sebebiyle okullar üzerinde denetim sağlanamamıştır.

5- Misyonerlerin kurdukları yabancı okullar sömürgeci devletlere hizmet eden okullar olmuştur.

6- 1869 yılına kadar Osmanlıda azınlık ve yabancı okullarının açılmasını engelleyici bir uygulama yoktur.1869 yılında Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile azınlık ve yabancı okullar devlet kontrolüne alınmak istenmişse de başarılı olunamamıştır.

7- 1915 yılında yürürlüğe giren Mekâtib-i Hususiye Talimatnamesi ile atılan adım önemlidir. Fakat 1.Dünya Savaşı nedeniyle uygulama alanı bulamamıştır. Bu talimatname ancak Cumhuriyet döneminde uygulanabilmiştir.

8- Lozan’da azınlık adı altında tanınan Rum, Ermeni ve Yahudilere ait kurumların varlığı ve korunması kabul edilmekle beraber, okulların, tesis, müfredat ve personeli Türk Devletinin denetimi altına girmiştir.

eyecatcher_harput_missionaries_02
Harput Danimarkalı Misyonerler

9- Yabancı okulların Lozan anlaşması çerçevesinde hukuken tanınması delegelerin karşılıklı mektuplarına bağlıdır. Türkiye adına İsmet İnönü tarafından sadece İtalya, İngiltere ve Fransa’ya yazılan mektuplarla 1914 öncesi varlıkları tanınmış okullar tanınmıştır. Bu mektupların bağlayıcı özelliği 1931’den itibaren kalmamıştır.

10- Lozan anlaşmasına kadar devlet yabancı okulların iç yönetimine müdahale edememiştir.

11- Lozan’dan sonra yabancı okullar tesis, personel, yönetim yönünden kontrol altına alınmıştır.

V- Sonuç

1- Türk Devleti kendi vatandaşlarının eğitimini hiçbir azınlık veya yabancı bir devletin düzenlemesine bırakmamalıdır.

2- Azınlık okulları Lozan Anlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türk yasalarına göre çok iyi denetlenmelidir.

3- Türkiye hiçbir yabancı ülkeye Türkiye’de okul açma izni vermemelidir. Mevcut okullar da kapatılmalıdır.

4- Yabancı ülkelere yalnız Türkiye’de görevli personeli için konsolosluk ve Elçilik bünyesinde okul açma izni verilmelidir.

5- Türk nüfusun bulunduğu ülkelerde Türk Okulu açılmasına izin verildiği takdirde, bu ülkelerin Türkiye’deki vatandaşlarına okul açma izni verilmelidir.

6- Son yıllarda yabancı bir ülkenin piyonu olduğu ortaya çıkan bir cemaatin yurt içinde ve dışında öncelikle yabancı dille eğitim yapan özel okullar ve üniversiteye giriş kurslarına el atması Osmanlının yıkılışında okullar vasıtasıyla Hristiyan misyonerlerin oynadığı role benzemektedir. Bu nedenle özel okullar da kapatılmalıdır.

7- Anayasamızda yer alan “ Türkçe ’den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz.” maddesine aykırı öğretim yapan, bütün derslerin yabancı dilde olduğu bütün okullar kapatılmalıdır.

8- Devlet okullarında çağdaş, milli, kaliteli bir eğitim-öğretim verilmelidir.

9- Devlet okullarında yabancı dil öğretimindeki başarısızlık giderilmelidir.

surp_garabed_web
Muş Surp Garabed Manastırı ve Okulu

Kaynakça

1.Mehmet Özgedik, Türk Eğitim Tarihi, Ülke Eğitim, İstanbul,2014

2.Dr. Hidayet M. Vahapoğlu, Osmanlı’dan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar, MEB, s. 23. İstanbul,1997

3.Hidayet Vahapoğlu a. g. e. s.15

4.Doç. Dr. Necmettin Tozlu, Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar, s.26. Akçağ, Ankara, 1991

5.Samiha Ayverdi,Misyonerlik Karşısında Türkiye, Turan Neşriyat Yurdu,İstanbul,1969

6.Amerikan Board tarafından 1 Aralık 1833 tarihli talimatla Pinkwy Johnston ve Benjamin Schneider isimli misyonerlere verilen talimat. Nakleden Uygur Kocabaşoğlu, Anadolu’daki Amerika, İmge Yay.2000, 3.baskı, Ankara

7.Julius Richter, A. History of Protestant in the Near East, Oliphant, Anderson & Ferier, Edinburgh, ve Londra, 1910,s.73.Nakleden: Mehmet Şahin, Kapadokya’daki Misyonerlerin bilinmeyen tarihi (1853-1903)YKY, s.15, 2018, İstanbul

8.Nakleden, Uygur Kocabaşoğlu, a.g.e, s.31

9.Stone, F. Andrews, Academies For Anatolia, The University of Connectitcut,1984,s.72, nakleden Necmettin Tozlu, Kültür ve Eğitim Tarihimizde yabancı okullar, 1991, Ankara

10.Uygur Kocabaşoğlu, Anadolu’daki Amerika, İmge Yay. 3.Baskı, İstanbul, 200010. Mehmet Şahin.a.g.e. s,231.

11.Uğur İnan, Osmanlı Devleti’nde Almanların Protestan Misyonerlik Faaliyetleri, s.313,Türk Tarih Kurumu, Ankara,2015

12.Uğur İnan,a.g.e, s.363

13.Hans Barth, Türk Savun Kendini, Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı, İstanbul, 1988

14.Zafer Atar, Johannes Lepsius’un şekllendirdiği Almanya’nın Ermeni politikası, Türk Yurdu Dergisi, Mayıs 2006

15.Selami Kılıç, Ermeni Dostu Olarak Tanınan bir Alman Din Adamı, Dr. Johannes Lepsius, Atatürk Araştıma Merkezi, http://www.atam.gov.tr

16.Dr. Mustafa Çolak, Kaynak Kritiği ve Tehcir Olayında Belge Tahrifatı, Johannes Lepsius Örneği,Belleten, TTK Yay.Ankara 2003, s.967

17.İlknur Polat Haydaroğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar, Kültür Bakanlığı yay. Ankara, 1990

eyecatcher_mush_schools_web
Bitlis Surp Sarkis Kilise ve Okulu

 Zeki ÖNSÖZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s