Endonezya-Sumatra Notları

 Zeki Önsöz yazdı…

 

Yıllar önce, ilkokul öğrencisi iken Milliyet Gazetesi’ne ek olarak verilen Reşat Ekrem Koçu’nun yazdığı ve Sabiha Bozcalı’nın resimlediği “Türk Zaferleri’ni” ilgiyle okuyordum. Bu eklerden birinde “Hint Denizi Seferi” anlatılıyordu. Sumatra adını ilk defa bu yazıda okudum. 1564 yılında Açe Sultanı, Osmanlı İmparatorluğu’na katıldıklarını belirterek Kanûnî Sultan Süleyman’ı kendi mülkünü haçlı sömürgecilere karşı savunmaya çağırıyordu.  Osmanlı Devleti bu davete uyarak, 1569 yılında Kurdoğlu Hızır Reis komutasında, 19 büyük gemiyle Sumatra’ya askerî personel ve malzeme göndermiş; bununla da yetinmeyerek, yardım listesine adada birkaç yıl kalacak ilim ve kültür adamları; mimar, mühendis, öğretmen ve sanatkârlar da eklemişti. Devlet-i Aliyye, Portekiz’i de kesin uyararak, Sumatra’ya saldırdığı takdirde kendisine saldırılmış sayılacağını bildirdi. Çocuk dünyamda bunları okurken Hızır Reis’in Sumatra’ya giden gemisindeki leventlerinden biri olmayı düşlemiştim.

Yıllar sonra Sumatra gezimize hazırlanırken,  atalarımızın 16.yüzyılda emperyalist saldırıya karşı bu ülkeye yaptığı târihî yardımı ve medeniyet hamlesini gururla düşündüm.

                                                                               xxx

sumatra

Sumatra, 17.500 adadan oluşan Endonezya’nın en büyük adasıdır. Endonezya(İndonezya), resmi adı Endonezya Cumhuriyeti olan Güney Doğu Asya ve Okyanusya’da yer alan bir ülkedir. 250 milyona yakın nüfusu ile dünyanın nüfusça 4. büyük ve aynı zamanda en kalabalık Müslüman ülkesi olan Endonezya’da fert başına düşen gelir 3 bin dolar civarındadır.

Endonezyalılar 14.yüzyılda Müslüman tüccarlar vasıtasıyla İslâm dinine girmeden önce, siyasî birlikten uzaktı. Osmanlılar 17.yüzyıldan itibaren iç ve dış sorunları nedeniyle Hint Denizi’nde bayrak gösteremeyince, Avrupalı sömürgeci ülkeler; önce Portekiz, İspanya sonra Hollanda Endonezya’ya hâkim oldu. Endonezya 3,5 yüzyıl süren Hollanda sömürgesi olmaktan ancak Ahmet Sukarno’nun liderliğindeki milliyetçi partinin mücadelesiyle 2.Dünya Savaşı’ndan sonra kurtuldu ve bağımsızlığını elde etti.

Medan- Berastigi

medannnn
Medan

Türkiye, Iran, Pakistan, Hindistan ve Hint Okyanusu üzerinden uçarak Endonezya’nın Sumatra adasının kuzeyindeki Medan kenti havaalanına sabahın erken saatinde indik.

Endonezya’nın dördüncü büyük şehri Medan’dan çıkıp Berastigi’ye hareket ettik. Yolda kırmızı beyaz üniformalarıyla öğrenciler, koşan ve jimnastik yapan kadın ve erkekler gördük. Hindistan cevizi, palmiye gibi tanıdığım ama tropikal iklime ait ismini bilmediğim bir sürü ağaçla bambaşka bir bitki örtüsü içinde olduğumuzu anladım. Yolda durduğumuz bir tesiste rehberimiz burada yarasa, maymun ve köpek eti yenilebildiğini söyledi. Gerçekten de lokantanın önünde kafeslerde canlı yarasa, köpek ve maymunlar duruyordu. Bir çocuk, elinde kanatlarını açtığı bir yarasayı yoldan geçenlere ve oraya gelen yolculara gösteriyordu. Bir kadın gelip kafesten bir yarasa seçti. Bu siparişi ilgiyle seyrettik. Yollarda gördüğümüz, köylere giden otobüsler Türkiye’de 50’li yıllardaki küt burunlu, boyalı otobüslere benziyordu. Üstü tentesiz, ahşap, boyalı kasalarıyla kamyonlar ise dönemeçlere hızla giriyordu. Yolda bir şelaleyi görmek için durduk. Botanical Garden’in basamaklarından inerek tropikal ormana daldık. Değişik ağaçlar ve rutubetli orman kokusu içinde yürüyerek 50 metre yukardan dökülen şelaleye kadar gidip geri döndük. Bundan sonra yolumuzun üzerinde bu bölgenin halkı olan Batakların bir köyüne uğradık. Bataklar yüzlerce yıl önce Nepal’den gelip genellikle bu bölgeye yerleşmiş bir halktır. Batak evleri, temel olmadan tahta kalaslar üzerine kurulmuş; çatılarının ön tarafı boynuz gibi havaya kalkık, üstleri teneke ile veya Hindistan cevizi ağacı dallarıyla kaplı idi. Bizi misafirperverlikle karşılayan bir Batak ailesinin evini gördükten sonra Berastigi pazarına gittik. Pazarda bu iklime has meyveleri ilk defa görüp aldık.  Pazardan doğru otele geldik. Otel odalarımız bir Batak evi tarzında idi.

berasdigi
Berastigi

Berastigi-Samosir

Sabaha doğru başlayan şiddetli tropikal yağmurla uyandık. Otelin terasına inip, yağmurun sesini dinleyerek kahve içerken gruptan bazı arkadaşlar da bize katıldı.  Kahvaltımızı yaparken yağmur birden dindi. Temiz bir hava ve otelin arkasındaki dağın üzerinde bir sis bulutu kaldı. Eski bir volkan olan bu heybetli yeşil dağ, önde palmiye ağaçlarıyla güzel bir arka plan teşkil ediyordu Güneş bu yemyeşil tabiatı ve bizi ısıtmaya başlarken, Berastigi’den ayrıldık. Bugün Cuma olduğu için Endonezya’da öğleye kadar iş günü idi.

samosir
Semosir

Önce yüz metre yükseklikten suyu akan Sipisapise isimli yeni bir şelaleyi, sonra dağlar arasında eski bir krater gölü olan muhteşem Toba gölünü gördük. Bir ananas tarlasında durduk; bize kesilmiş ananas ikram edildi. Yeşilin değişik tonlarını içinde barındıran Batak arazisinde ilerleyip Batakların krallık sarayına geldik. Kralın evi, müzik odası, kadın ve çocukların kaldığı evleri gezdik. 1947 yılında bağımsızlığa kadar Batak kralları burada yaşamış. 12. kralın 12 karısı ve 48 çocuğu varmış. Hollandalıların sömürge döneminde Hıristiyan misyonerler bu bölgede etkili çalışmalar yürütmüş. Bu nedenle bölge halkı genellikle Hıristiyan olmuş. Ara sıra camiler de olmakla beraber, çok sayıda kilise gördük. Sumatra otoyolu denilen, Sumatra adasını boydan boya kat eden otoyolu kaliteli bir yol değildi. Bu dar, tek geliş-gidişli yolda karşıdan gelen vasıtalara otobüsümüz neredeyse sürünerek geçiyordu. Hatta bir arabaya hafifçe çarptık. Neyse büyük hasar olmadı. Şoförler kendi aralarında sorunu halletti. Toba gölüne yukardan bakan bir lokantada öğle yemeğimizi yedik. Yemekte içinde zencefil, karabiber, tarçın olan ve boğazımı yakan zencefil çayı içtim. Gine yola koyulup, keskin dönemeçli yollardan geçerek Prapat’a ulaştık. Toba Gölü kıyısında bir yerleşim merkezi olan Prapat’tan bir tekne ile gölün ünlü adası Samosir’e hareket ettik. Toba gölü 1707 km2 ve 450 metre derinliği ile dünyanın en büyük krater gölüdür. Samosir adasının uzunluğu ise 65 km. Adaya giderken tek tük tekne gördük. Gölün etrafında görülen dağların üzerini sis bulutu kaplamıştı. Göle akşam inerken, biz dünyanın öbür ucunda, Sumatra adasında Toba gölünün ortasındaki adaya ulaştık.

Toba gölü-Samosir Adası

Kahvaltımızı otelin terasında yapıp bir gezi teknesine bindik. 30 dakika süren bir yolculuktan sonra Tomok isimli bir Batak köyüne vardık. Burada eski Batak kabile reisleri ve kralların taştan yapılmış mezarlarını gördük. 300 yıllık bir kral mezar taşında bir dede ve torun resmedilmişti. Mezarların yanında ulu ağaçlar vardı. Çarşıda Bataklara ait hatıra eşyası olarak Batak takvimi, tişörtleri, çalgıları ve totemleri satılıyordu. Buradan Amberita adlı bir köye tekneyle gittik.  Köyde Batakların düşmanlarını kesip kanını içtikleri merasim taşını gördük. Bu taşta en son bir misyoneri kesip, kanını içip, yemişler. Öğle molasından sonra döndüğümüz otelin önünden suyu tatlı göle atlayıp yüzdüm. Akşama doğru hafiften esmeğe başlayan rüzgârla göl dalgalandı; gökyüzü bulutlarla kapandı.

toba
Toba Gölü

Toba Gölü, Samosir,  Sidempuan

Sabah otele yeni Japon turistler gelirken, biz tekneye binip yarım saatlik bir yolculuktan sonra Prapat’a ulaştık. Önce bir Batak köyünde tarlalar arasından yürüyerek otobüse geldik. Köy gençleri kahvede oturmuş televizyon seyrediyor, kadınlar kiliseye gidiyordu. Her evin yanında bakımlı mezarlar vardı; evler ise bakımsızdı. Kuzey Sumatra’nın Batakları Hıristiyan, batıdakiler ise Müslüman’mış. Kiliselerin yanında dikili haçın yanında batakların eski inanışlarından kalma öbür dünyaya gitmek için kayıkları vardı. Burası pirinç tarlaları, palmiyeler, zencefil bahçeleri, değişik ağaçlar, arkada muhteşem dağlarıyla Batak bölgesi idi. Balige isimli küçük kasabada pazar yerine uğradık. Bu karışık pazarda sebze, meyve ve kurumuş balık satan kadın ve çocuklar vardı. Bizim için değişik olan sava meyvesi aldık. Balige’den ayrıldıktan sonra Gurgur denilen yerden Toba gölüne son defa güzel bir manzaradan baktık. Kıvrılarak giden yollardan geçerek Tarutung isimli şehre ulaştık, Ortasından bir nehir geçen bu şehirde çocuklar boz bulanık akan bu nehrin suyunda yüzüyordu. Çevredeki dükkânlar, evler yıkık döküktü. Bir saatlik moladan sonra Tarutung’u terk ettik. Yine dar ve kötü yoldan giderken şoför yolda bir çukura girmemek için son anda durdu.  Sumatra otobanında(!) çukura tahta kalaslar uzatıp, üzerinden yavaşça geçerek yolumuza devam edebildik.

sidempuann.jpg
Sidempuan

Artık Batı Sumatra’dayız. Kiliselerin yerini camiler aldı. Camiler küçük, büyük zevksiz yapılardı. Sumatra’yı kuzeyden batıya bağlayan bu yolda giderken sağ ve solda evlerin içini ve fakirliği gördük. Evlerin üzerinde tek tük televizyon anteni vardı. Yolda çok az özel arabayla karşılaştık. Kadınlar pirinç tarlalarında dizlerine kadar su içinde çalışıyordu. Bir fotoğraf molası için durduğumuz yerlerde çocuklar koşup geliyordu. Akşama doğru bir Müslüman şehri olan Sidempuan’a ve otelimize ulaştık.  Otel odamızda tavanda kıble bir okla gösteriliyordu. Dışarıdan ezan seslerini duyduk. Akşam yemeğinden sonra otelde Endonezya halk oyunları gösterisini izledik. Rengârenk kıyafetleri ve sakin müzikleriyle genç dansçılar güzel gösterilerinin sonunda bizi de oyunlarına davet ettiler.

Sidempuan- Bukittingi

Bu sabah da erkenden yola koyulup bütün gün aynı manzara içinde yol aldık ve hep palmiyeler, ırmaklar, balta girmemiş ormanlar, köyler gördük. Müslüman köyleri cami ve minareleriyle uzaktan belli oluyordu. Camilerin kubbeleri Kuzey Hint-Türk mimarisindeki kubbelere benziyordu. Önce bir biber tarlasında, sonra Hindistan cevizi ağaçlarının olduğu bir bahçede durduk. Sahibinin kumandası üzerine bir maymun ağaca tırmandı, yüksek ağacın dallarından Hindistan cevizlerini kopararak aşağı attı. Bahçe sahibi meyveyi bir pala ile kesip bize suyunu içmemiz için uzattı. Yolda küçük, ahşap evleri önünde oturan fakir insanları ve pirinç tarlalarında çalışanları gördük. Bir eğitimci olarak okullar ve çocuklar her yerde ilgimi çektiği için bir köy okulunun bahçesine girip öğretmenlerle, çocuklarla konuştum. Okul yapıları ve sınıfların fiziki şartları iyi değildi.

buguttin
Bukittingi

Yolumuzun üzerinde Panya Bungan’da büyük bir Kur’an kursu gördük. Öğrenciler kurs binasının etrafında küçük yüzlerce derme çatma ahşap barakada kalan erkek çocuklardı. Bu genç insanların başında gözcü kimse yoktu. Ellerinde bıçaklar, ağızlarında sigaralar bu çocuk ve gençler bana bir din eğitimine katılan gençler olarak değil de bir suç örgütü üyeleri gibi geldi. Yanlarından adeta kaçarak ayrıldık. Buradan öğle yemeğimizi yiyeceğimiz kasabaya gittik.  Küçük tabaklar içinde masamıza gelen yemekleri yiyemedik. Tuvaletler de berbat olduğu için hemen yolumuza devam ettik. Derin vadileri ve dağları aşıp öğleden sonra ekvator çizgisinin üzerinden geçtiği Banjol’a geldik. Burada genç çocuklardan üzerinde ekvator çizgisini geçtiğimizi gösteren tişörtler satın aldık.

Akşam saat 19.30’da Bukittingi’ye geldik. Karanlıkta bu yollardan geçip otelimize gelmek gerçek bir macera idi. Otelimiz Pusaka güzel ve temizdi. Yorgun da olsak, akşam yemeğinde tekrar medeniyet içinde olduğumuza sevindik.

Bukittingi

bukittingi
Bukittingi

Öğleden önce, Kuzey Batak bölgesindeki şehirlere göre daha düzgün ve daha canlı olan Bukittingi’ye gittik ve şehir turu yaptık. Burada devlet binaları, okullar, evler kuzeye göre daha iyi idi. Bir dokuma atölyesini, sonra tahta oymacılığı yapan bir ustanın atölyesini gezerken, Anadolu’da Ramazan ayında bir dükkânda olduğu gibi duvarda ramazan ayından kalmış bir imsakiyeyi gördüm. Aradaki büyük mesafeye rağmen müşterek imanın insanları birbirine bağladığını anladım. Buradan ayrılıp Manim Jan Gölüne doğru hareket ettik. Yolda bir dağ lokantasının terasından harika vadiye bakarak zencefil çayımızı içtik. Buradan tepe üzerinde göle bakan otele geldik. Göl ve çevresi çok güzeldi. Yeşil ve mavi burada çok güzel buluşmuştu. Tam 44 dönemeçten geçtikten sonra geldiğimiz otelin restoranında iki saat kaldık. Sonra Gedung isimli yerde bir dükkânda takılara baktık. Yan tarafta gördüğüm cami ve Kur’an kursunu ziyaret ettim. Burası bir külliye gibi idi. Kuran kursu öğretmeni Türkiye’den geldiğimi öğrenince misafirperverlik gösterdi; beni sınıflara götürdü. Okul öğrencileri öğleden sonraları din dersini burada yapıyormuş. Küçük başörtülü kızlar, saf yüzlü çocuklar merakla bana baktı.  Bukittingi Park denilen yerde Amerika’daki Grand Canyon’un küçüğü olan vadiyi gördük. Nehir suları akarak burayı vadi yapmış. Park’ta mezarlar ve her mezarın yanında çocuklar vardı. Bu bölgede Japonlar 2. Dünya Savaşı’nda yerli halka çok kötü davranmış, zorla çalıştırıp beton sığınaklar yaptırmış. Korkunç zulümle yerli kadınları Japon askerleri için genelev kadını gibi toplamışlar. Binlerce insanın ölümü pahasına bitirilen beton sığınağın duvarında bu olayları canlandıran kabartma resimleri gördük.

Akşam otelin geniş lokantasının sahnesinde yemekten sonra seyrettiğimiz Sumatra halk dansları görülmeğe değerdi. Folklorcular önce ellerinde porselen tabaklarıyla hızlı bir dans yaptılar. Kadın erkek oynadıkları bu güzel oyunların sonunda kadınların kırık cam parçaları üzerinde çıplak ayakla oynadıkları dans müthişti. Kırık camlara rağmen ayaklarından kan akmamasına hayret ettik. Oyunlarından sonra bizi de sahneye davet ettiler. Biz de onların oyunlarına iştirak ettik.

Bukittingi- Padang

padang
Padang

Sabah önce Bukittingi’de içinde Kur’an rahleleri, eski Kur’an,  fotoğraf, ve  para gibi etnografik ve dini objeler olan müzeyi gezdik. Şehrin sembolü Jam Gedang isimli saat kulesi etrafında canlı hayat dikkatimizi çekti. Bukittingi, Minangskabau’ların başşehri. Bu bölgede kadınların üstünlüğü var. Minangkabau’lular anaerkil bir topluluk. Kadınlar mülkiyet haklarını ve ekonomik hayatı ellerinde tutuyor. Erkekler ise siyasi iktidara sahipler. İslâmiyet Sumatra’ya geldikten sonra bu bölgenin insanları Minangskabau’lular Müslüman olmuş. Ancak kendi eski din ve geleneklerinden gelen inanış ve yaşama biçimlerini muhafaza etmişler. Erkekler evlendiği zaman karılarının evine yerleşiyormuş. Boşanma halinde erkeğin kadının sahip olduklarından pay alma hakkı yokmuş. Bu nedenle bu bölgede boşanma olmuyormuş. Burada gördüğümüz İslam toplumu da bir kere daha bana her toplumun İslamı kendine göre yaşadığını gösterdi.

bukittingi
Bukittingi

Minagskabau halkı bu tropikal iklimde, verimli topraklarında pirinç, çeşitli baharatlar, egzotik meyveler yetiştiriyor, kuzeydeki gibi boynuz çatılı evlerde oturuyor. Folklor, müzik ve mutfaklarından zengin bir kültüre sahip oldukları anlaşılıyor.

Yolda bir kahve değirmeninde durduk. Sonra da bir saraya geldik. Burada rehberimizden ayrıldık. Bukittingi’den Padang’a giderken güzel tabiat manzaraları içinde Mani şelalesini gördük. Padang’a geldikten sonra şehir turu yaptık. Hint Okyanusu kıyısındaki bu şehirde yerel mimariyle yapılmış binalar dikkatimizi çekti. Kaldığımız büyük otelde nüfus planlaması ile ilgili bir toplantı vardı. Bürokratlar, uzmanlar, mahalli giysili hanımlar otelin lobisinde hararetli konuşmalar yapıyorlardı.

Geri dönüş için sabah otelden ayrılıp Padang havaalanına gittik.

Endonezya gezisi ile Sumatra adasının zengin bitki örtüsünü, değişik din ve kültür dünyasını tanıdık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Zeki ÖNSÖZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s