İdeoloji Ve Sinema/ ‘Yeşil Rehber’ Filmi Hangi Mesajı Veriyor?

Alaattin Diker yazdı…

dwdwwfwefwfw

Elli yıl önce ölen Alman sosyolog Siegfried Kracauer, gözardı edilemeyecek bir iddia ileri sürer: “Filmler gerçekliğimizi yansıtırlar.” Elbette, filmleri sadece yalın ve görsel anlatılar olarak göremeyiz. Hatırlamamız gereken bir yanı daha vardır: Onlar her zaman ideolojilerin taşıyıcıları olmuşlardır!

Günümüzde evrensel düşünceyi eskimiş ilan eden ve tekdüzeliği derinlemesine eleştirmek yerine onu yapıbozuma uğratan postmodern teoriler bile ilerici kabul edilmektedir. Bu yıl Oscar Ödülü kazanan birçok filmin Kracauer‘in yukarıdaki tezini içgüdüsel olarak alımlamaları hiç de şaşırtıcı değil.

Oscar kazananYeşil Rehber de aynı sonuca ulaşmaktadır. Irkçı bir taksi şoförü, 1960ların başlarında Amerika Birleşik Devletleri’nde iyi eğitimli bir siyah müzisyenin -işsizlik yüzünden – şöförlüğünü yapmak zorunda kalıyor. Film, tahmin edilebileceği gibi basit hoşgörü mesajları ile mizahi unsurlar arasında kalan dar bir alana sıkıştırılmış gözüküyor. Aslında ırkçılık, yalnızca ampirik bilgiler ile zamanla çürütülebilecek zararsız bir önyargı ya da ırkçı tasavvurların tetiklediği bir olgu değildir. Bence tam aksi bir durum sözkonusudur. Bu gerçeği Almanya Türk Toplumu günlük hayat içerisinde yaşıyor, görüyor ve biliyor.

aasasasasasa

Hergün binlerce Türk genci ayrımcılıkla karşılaşıyor ama yeni vatanlarına kötü gözle bakmayı akıllarının ucundan geçirmiyorlar. Halbuki ülkemiz ekonomik ve siyasal güç kazanınca etnik milliyetçiliği depreşen bedbahtlar ile doludur! Dolayısıyla bazı yerlerde “Yeşil Rehber”in böylesi durumları skandallaştırması hoş değil. Siyahi piyanist, ‘zencilerin’ ‘gerçek’ müziği olan Jazz’a iltifat etmiyor mesela. ‘Oryantalist’ bir anlayışla Afro-Amerikalıların ait olduğu kültür tanımlanıyor. Kültürel kimlik ve birey kaynaşması; izleyicilere, süreklilik arzetmesi ve uzlaşıcı olması gereken ‘seviye’ olarak takdim ediliyor.

Yeşil Rehber aynı nedenle değişmez topluluklara hoşgörü göstermek yerine çeşitlilik ilkesini öne çıkarmaktadır. Acaba neden? Konu, kendini evinde(Jazz) hissetmeyen, üstelik inkar eden(Piyano) bir müzisyenin hayatı olduğu için mi? Bu soru müphem, çünkü rejisör ve senaristin dünya görüşleri çok masum değil.

Başrol oyuncusu aktör Viggo Mortensen‘in bir röportajda, “zenci” kelimesini kullandığını da biliyoruz. Bu olay medyada küçük bir skandalı tetiklerken, filmin sorunlu mesajları alkışlanıyor nedense. Görünüşe göre; ulaştırılmak istenen ‘mesaj’ halktan tam not aldı. Eğer bir filmin konusuyla ilgili hiçbir tartışma çıkmıyorsa, kamuoyundan takdir bile almasına gerek yoktur; o zaman filmi yalnızca izlemekle kalırız!

asqfwegrhtyjuıoçp.çoöımunybtvrcexz

FakatYeşil Rehber sadece ırklarla değil, aynı zamanda sınıf çatışmasıyla ilgili bir film. Ülkeyi altmışlı yıllarda karmaşaya sürükleyen düzen ve bugün Trump‘ın Amerika’sında yine toplumu bölünmeye iten neden öykü boyunca bir araya getiriliyor. İtalyanlar gerçekten topluma uyum sağladılar mı? Yoksa Almanya Türk Toplumu gibi içlerine mi kapandılar pek anlaşılmıyor. Film, Amerika’nın gerçek resmini mi yansıtıyor, onu da bil(e)miyoruz. Oscar geleneğinde Driving Miss Daisy veya Twelve Years a Slave gibi ırkçılık karşıtı birçok filmin öncelendiğini biliyoruz ama. Maksadım çorbada ‘kıl’ aramak değil. ancak ‘ideolojik’ arkaplanı bulunmayan bir filmin olabileceğine şahsen inanmıyorum. Ayrıca Hollywood ideoloji işine yeni bulaşmıyor. Her filmin mutlaka bir bakış açısı oluyor!

Tarihin Sonu tezi ile tanıdığımız Francis Fukuyama‘nınKimlik adlı bir kitap ile tekrar sahneye çıkması Amerika’da kimlik siyasetine yönelik ilginin arttığını gösteriyor. Trump, Brexit, popülizm, ırkçılık birer gösterge yalnızca… Batı dünyasında (ve belki Türkiye’de) toplumun sağa kaymasının en büyük nedeni solun kimlikçi politikaları olmuştur. Demokrasinin işleyebilmesi için yeterli düzeyde bir ‘homojenlik’ gerektirdiği hafife alınmıştır. İslamcı ve sosyalist aydınların çok kültürlülük (ya da etnik çoğulculuk ) talebi nasıl ‘açılım politikası’ ile taçlanarak ülkeyi çöküşün eşiğine getirmiş ise liberal aydınların yeni talebiçeşitlilik’ ideolojisi Batı demokrasilerini kurtarmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Green Book‘un ideolojik bir işlev yerine getirdiğini, Amerikan toplumunu yakın geleceğe hazırladığını düşünebiliriz.

Çok dillilik ve çok ulusluluk Amerikalı aydınların gözünde artık iki ucu pis değneğe benzemektedir. Kimlikçi siyasetlerin uyuyan yılanı uyandırdığını, etnik milliyetçiliği tetiklediğini geçte olsa fark ettiler. Milli birlik ve beraberliği teşvik edecek politikalara dönülmesini önermeye başladılar. Türkiye’nin yeni politikası da bu zaten…

ZZXzzcxcv

Alaattin DİKER

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s