Soruların Seyir Defteri

Cemil Kanca yazdı…

sororor.jpg

Her şey ‘ne’ sorusuyla başlar. Çocuk sorar: Bu nedir baba? Babanın yanıtı kısa: Kalem. Çocuk bu kez annesine döner: Bu ne anne? Baban söyledi ya! Kalem. Her eşya için ‘ne’ ile başlayan soruların ardı arkası kesilmez. Sonra nasıl, nerede, niçin ve ne zaman soruları gelir. Bir de buna ‘kim’ sorusunu eklediğinizde kendi konumunuzu belirlemiş olursunuz. Aldığınız yanıtlar kültürünüzün ve öğretinizin kalıplarıdır. Bunu yeterli buluyorsanız, soruların olmadığı alanda kendinizi mutlu hissedebilirsiniz.

Sorular beyin sancısının doğurduğu çocuktur. Sancı beyin zarında depreşip duruyorsa, uzun ve yorucu bir yolculuğa hazır olmalısınız. Yaptığınız iş, varlığınızın keşfine çıkmaktır. Geniş anlamda ‘insan’ın keşfine çıkmak. Bunun için ilk kapı ‘okumak’tır.

Okumak; kendini tanımanın iskelesi: Oradan insan denilen okyanusa açılırsınız. Önce küçük teknelerle kıyı boyunca seyredersiniz. Bu bölge çocukluğunuzun düş dünyasıdır. Kahramanları ölümsüz, iyilerin hep kazandığı, kötülerin mutlaka cezasını çektiği, beyazın beyaz; karanın da kara olduğu masallar ülkesinde Ezop’la, Andersen’le ve Eflatun Cem Güney’le tanışırsınız. Aldığınız yol hep bir arpa boyudur. ‘Seksen Günde Devri Alem’ yaparsınız Jules Verne ile. Sizi bu kadarla bırakmaz: ‘Denizler Altında Yirmibin Fersah’lık bir geziye daha çıkarır. Artık hep yolcusunuz. Bu sırada okyanusun dilini de öğrenmeye başlarsınız. İçinizdeki öteler duygusu daha da açılmanızı istemektedir. Ama teknenizin yeterli olmadığının da farkındasınız.

Med ve cezirlere dayanıklı bir gemiye binmeniz artık kaçınılmazdır. Kendinizi bir kamaraya atarsınız: Adı felsefedir. Bir başka deyimle hikmet. Felsefe; hem bilimin, hem sanatın üzerine düşen ışık: Sorular kumkuması altında terlemeye başladığınızda ne çileli bir yolda olduğunuzu anlarsınız; ama artık dönüşü olmayan bir yoldur bu. O kamara murakabe odasıdır. Soruların dal budak saldığı iklim. Arada bir güverteden ufukları tarama hakkınızı kullandığınızda; her yanınızın sisle çevrili olduğunu görürsünüz. Bir boğaza girdiğiniz de olur;dardır. Geminizi aşan dev dalgalara tutulduğunuz da.

Bu yolculukta Daniel Defoe’nun ‘Robenson Crusoe’su olmak da vardır, Tagore’un çiçeklerini kurutan adam olmak da. Gün gelir Dostoyevski ile ruhun en derin bataklıklarında kazma sallarsınız, gün gelir F. Nietzsche’nin buzul dağlarında donarsınız. S. Zweig’ın ‘Korku’larına kapılır, J.P. Sartre’ın ‘Sözcükler’inde soluk bulursunuz. Panait İstrati’nin ‘Arkadaş’ısınız İstanbul’da ve aslında A. Camus’nun ‘Yabancı’sı olarak dolaşmaktasınız, hatta ‘Veba’lı gibi hissederek kendinizi insanlar arasında. Bu heybesinde birbirini ezen sorularıyla dolaşan adam da kim? Ne işe yarar bu adam sorularının hamallığından başka?fdgdgdgdgdgdgdgdHomeros’un görmeyen gözlerinin arkasındaki pırıltılı bakışın varlığını ‘İliada ve Odysseia’ ile tanıştığınızda anlarsınız. Sadi’nin ‘Bostan’ından ‘Gülistan’ına giden gizli bir yol vardır. Hafız’da derin bir ırmak. Korkmadan yürüyün; Ömer Hayyam’ın ‘Rubailer’i arasında. Bekri bir alacakaranlık sezersiniz. Nef’i’nin ‘Siham-ı Gaza’sına (Kaza Okları) uğrasanız da Fuzuli’nin ‘Leyla-i Mecnun’unda yaşadığınız aşka sayarsınız. Baki’den, Nedim’den Şeyh Galip’ten farklı iklimlerin meyvelerini toplarsınız.

Mevlana’nın bezminde bir döngüye tutulursunuz. O döngüde siyahın, beyazın, Musevinin, İsevinin, Muhammedinin, Mecusinin, Putperestin birbirinden farkı yoktur. O dergah umutsuzluğun barınamadığı dergahtır.

Birden Anadolu’nun kuş konmaz kervan geçmez ıssız bir köşesinde bizim Yunus’la kesişir yolunuz. Tanımla beni demek gelir içinizden. Kalın kaşlarının altında gizlenmiş gözlerinden fışkıran çile çekmişliğin derin anlamını kavrayıp utanır ve henüz daha çok hamım; daha çok pişmem gerek diye düşünüp susarsınız. Heybesi omuzunda bu kentten o kente öğretisini taşır. Yine de karşınıza bir Molla Kasım çıkabilir.

Bir sabah Wordsworth ile tanışırsınız. O olmasaydı İngilizlerin duyguları eksik kalacaktı; R. M. Rilke ile tanıştığınızda ise, Almanların yüzleri buz demekten kendinizi alamazsınız. Dante’nin, Shaekspeare’in, A.Puşkin’in ırmakları derin ve güçlü çağlayanlarla doludur. 85 yaşındaki Goethe’nin genç ve diri bir ruhun çevikliğiyle dans edişine hayranlık duyabilirsiniz ama ‘ya örs olacaksın, ya çekiç’ demesine de şaşırabilirsiniz. Hatta bunu ona yakıştıramazsınız.

Fransızların fikir işçiliğinin bir çağın kapılarını kapatıp yeni bir çağın kapılarını açtığını bilmeyenimiz var mı? Balzac, V. Hugo, Stendhal, RacineBaudelaire ve daha pek çok düşünce adamı.fdfdffdsfdHer yandan fışkıran felsefe okullarının akılcılıktan sezgiciliğe, gerçekçilikten gerçeküstücülüğe kadar insanı didik didik eden çabalarının arkasında ne vardı?

Hangi limana girseniz, sizden önce oraya bir düşünürün, bir ozanın çoğu kez de birbirini görmeden girip çıktığını görmüş olmanız umudunuzu kırmamalıdır. Unutmamalısınız ki, sizden öncekiler bütün düşünceleri keşfetmiş, bütün şiirleri yazıp bitirmiş değildir. Hayat her insana kendi büyüsüyle gelir. Sizden önce limanlara uğrayan kaptanlar bıraktıkları okyanus haritalarıyla yalnızca birer rehberdir.

Siz neyin peşindesiniz? Neyin arayışı içinde? Bilginin mi, bilgeliğin mi? Bilgisiz bilgelik olur mu? Kuşkusuz olmaz diyeceksiniz. Bilgelik nedir öyleyse? Korukken üzümü yememektir. Gök ekinin nasıl altın başağa dönüştüğünü keşfetmektir. Poyrazda seyre çıkılmayacağına bilgi deriz, poyrazın kokusunu almaya bilgelik. Seyir defterine düştüğünüz notlar size ait oluncaya kadar bilgidir. Ne zaman  ki onları kendinizden kılarsınız, işte o zaman bilgeliğin kapıları aralanır.

Uzun ve çileli bir yol kat ettiğinizi düşünüyor olmalısınız. Bu arada bölük pörçük de olsa yolculuk notlarınız da çoğalmaktadır. Buna karşın hala o ilk kamaradasınız.

Artık insan içine çıkma, yandaki kamaraya taşınma  zamanının geldiğini düşünüyorsunuz. İşte bunun adı ‘yazmak’tır. Bu daha da zorlu bir yoldur.

Okumanın beşiğinde büyüttüğünüz yeni bir çocuk: Yazmak; insanın dışındaki canlıların hiçbir zaman tanıyamayacağı bir eylemdir. Tanıklığınızı ortaya koyma cesareti. Sizden sonraki kaptanlara bırakacağınız seyir defteridir.

Siz de ‘Soruların Seyir Defteri’ne her şey ‘Ne’ ile başladı diye bir not düşeceksiniz.

Aslında siz hiç bitmeyen bir yolculuktasınız.xccbcbcbcbcbc

Cemil KANCA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: