Sonsuz Bir Hiç Gibi

Osman Alakel yazdı…

Sonsuz bir hiç gibi başı boş dolaşmıyor muyuz?

“Sabahın en aydınlık saatlerinde fener yakıp, pazarın orta yerine koşarak durmaksızın ‘Tanrıyı arıyorum! Tanrıyı arıyorum!’ diye bağıran deli adamı hiç duymadınız mı?“Tanrıya inanmayan birçok kişi vardı etrafta, deli adama kahkahalarla güldüler. Neden kayboldu? diye sordu içlerinden biri. “Tanrı nerede?” diye bağırdı.

Söylüyorum;

Onu öldürdük – siz ve ben. Hepimiz onun katilleriyiz. Fakat bunu nasıl yaptık? Denizi nasıl içip tüketebildik. Bu dünyayı güneşinin zincirinden kurtarınca ne yapmış olduk? Şimdi nereye doğru hareket ediyor? Bütün güneşlerden uzağa mı? Sürekli, boş yere geriye, öne, yana, bütün yönlere atılıp durmuyor muyuz? Üst alt kaldı mı? Sanki sonsuz bir hiçte yolumuzu yitirmiyor muyuz? Boş uzayın soluğunu hissetmiyor muyuz? Hava giderek soğumuyor mu? Giderek daha çok, daha çok gece gelmiyor mu? Öğleden önce fenerleri yakmak gerekmiyor mu? Tanrıyı gömen mezar kazıcılarının yaygarasından başka bir ses duyuyor muyuz? Tanrısal çürümeden – Tanrının çürümesinden başka koku duyuyor muyuz? Tanrı çok çürüdü. Tanrı öldü! Tanrı öldü! Tanrı öldü! Tanrı öldü gitti!
Onu öldüren de biziz! Bütün, katillerin katili olan biz nasıl avunacağız? Dünyayı şimdiye dek elinde tutan, en kutsal, en güçlü olan bizim bıçaklarımızla kana bulandı. Kim temizleyecek bu kanı bizden? Hangi suyla arıtabiliriz kendimizi? Nasıl bir kefalet törenini düzenlesek, hangi kutsal oyunu oynasak?…”

İnsan tanımlanmak ve tamamlanmak ister. Varoluşsal alanda ona düşen sorumluluk kendini bulması ve kendinde, kendini kurmasıdır. O herşeye, hiçbir şeyin bulandırmadığı bir düşünceyle bakabilme iradesine sahiptir. Onun iradesi, insanın bireysel varlığından topluma, toplumdan ahlâka ve ahlâktan da dinî olan alana geçmekte; sonsuzluktan kaynaklanıp sonsuzluğu arzulayan irade, tabiat- üstüne kadar hiçbir basamakta tatmin bulmamaktadır.

Eşyanın ismini söylemesiyle başlayan bilme serüveni, eşyanın hakikatini öğrenme arzuyla devam edip durmaktadır. Bilen öznenin birliği, arzudan bilgiye, içgüdüden bilgiye, bedenden hakikate giden süreklilik tarafından sağlanir. Bilen ile bilinen arasında var edilen aşkınlık manayı / anlamı vermektedir. Aşkınlık, aklın sınırlarının ötesinde olana / yüce olana ulaşmada ona refakat etmektedir. Bu bağ sayesindedir ki, anlama / anlamlandırma serüveninde varoluşun sınırsız karanlığında yoluna aydınlatmaktadır. Ne yazık ki, aşkınlık ve akıl arasındaki denge bozuldu, Akıl yüceltildi, Bütünlük kurulamadı, İnsan aklı ile ulaştığı noktada aklını kaybetti. Bilgi ile bilinen şeyler arasındaki ilişki, iktidar ve şiddet ilişkisi ise bilgi sisteminin merkezinde, Tanrı ise artık zorunlu değildi. Bilgi ile içgüdüler arasında kopma, tahakküm ve kölelik ilişkileri / iktidar ilişkileri artık özneninde yok oluşudur. Bilgilerimizin dünya ile uyum içinde olmasını sağlayan bağda ortadan kalkmıştır. Aşkın insan yerini, faydacı / hazcı role bürünene bırakmıştır. Manadan / özden, mahrumiyet eşyayı şekli, rengi, boyutlarıyla algılamaya ve onu tüm nefsi arzularına hizmet etmeye götürmüştür.

cbbcbfbfbf

Aynı zamanda bunu takiben, yaşama bir hedef ve değer veren ahlaki yükümlülük duygusuda yol yitimine ugramıştır Yaşamı hayvansalıktan tanrısallığa geçiş olarak yorumlamanın imkansızlığıdır bu. Değerler kirlendiğinde, aşkınlık belirgin bir şekilde kaybolmuştur. İnsan, görünenin dünyasını aşamıyorsa; metalaşma vücud bulmuştur.

İlk kölelik, kendini dayatan başkasından değil, kendisinden gelir; İlk sahip, benliği tıkayan ve acımasızca onun yerini alan insanın kendisidir. Bilincin kendi tutsaklığını keşfettiği ilk bağ kimlik bağıdır.

Insan hiçbir değere sahip olmayan ve güçten başka bir şey istemeyen amaçsız bir varlıktır artık. Yapılacak şey, daha fazlasını istemek, daha fazla tüketmek, ölmeden önce maksimum seviyede her şeyi denemektir. Mümkünse yeryüzünde cenneti yaşamak ve bütün bunları gerçekleştirebilmek için güç sağlayan bir araç olarak aklı / bilimi kullanmak. Akılcılık saplantısı ve akla aşırı bir güven aklı ve bilimi putlaştırmaya götürmüştür.

Kendini kuramayan insan kendini bulmaktan da yoksundur artık. Kendi olma isteğinden, kendini bulmaktan, yabanci etkilerden arınmaktan daha derin ve daha belirleyici olan, belki de, kendinden kopmus olma ve kendine geri dönme kaderinden kurtulma hayalidir artık,

İnsani varoluş, bizzat insallığımızın tanımını sorgulanır kılar.

Kör ve sağır fikirler, ideolojilere ve oradan sistemlere dönüşmüştür. Değerli olan neyi varsa onu, nefsin bitmek bilmez haz ve arzuları için bir araç olarak kullanmakta hiçte mahsur görmemektedir. Haz ve hız çağında değer değersizliğe, ahlak ahlaksızlığa dönüşmüştür. Tüm yüceliklerinden mahrum edilen insan, mekanik bir bireydir, Üretim ve tüketimin objesidir, bir metadır artık. Güneşinden mahrum olan insan için, karanlık kaderdir artık. Sonsuz bir hiçlik denizinde, öylece başıboş bir şekilde oyalanmaktır artık, ona düşen.

İradesi, özgürlüğü ve özü kendisinden alınan insan için yaşam anlamdan uzaktır. Düşünen ve bilen özne olan insanın ölümü; Onda var olan hakikatin, duyular üstü düşüncenin yani Tanrı düşüncesinin de ölümüdür. Insan icin artık gidilecek yer neresidir? Kutsalından kopan insan nereye gideceğini de bilememektedir.bbdfbdfbfd

Osman ALAKEL

One Comment on “Sonsuz Bir Hiç Gibi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: