Şeyh Ahmet Yasin, Bir İntifada Ateşi

Muaz Ergü yazdı…

ilk-defa-gorebileceginiz-seyh-ahmed-yasin-fotograflari-887-11

Bazı simge isimler vardır. İsimler adeta o ismin sahiplerinin varlığını aşmıştır. İsim söylenince direkt o ismin sahibi olanlar gelmez akla. O isimler neyi temsil ediyorsa ve neyin simgesiyse o geliverir akıllara. Doğudan batıdan bir çırpıda sayacağımız bir sürü isim bu kategoriye girer. Şeyh Ahmet Yasin denildiğinde Filistin hatırlanır hemen, intifada…  Bir Direniş Hareketi konuşmaya başlar bizimle. Bir tekerlekli arabaya konmuş direniş kartalı kanat vurmaya başlar. Yenilgi, umutsuzluk, karamsarlık sisleri dağılıverir. İlerlemiş yaşına rağmen, yürüyemeyecek derecede felçli olmasına rağmen İsrail’in yüreğine korku salan adam. Upuzun beyaz sakallarından bir büyük direniş ırmağı akar, gözleri çakmak çakmak intifa ateşi yakar…

Şeyh Ahmet Yasin, bizdeki şeyhlere benzemiyor. Hayatları palavra olan, zamanları martaval okumakla geçen şeyhlerden değil. Üfürükçülerle, muskacılarla hiç alakası yok. Bizim buralardaki dalkavuklara, medya maymununa dönüşmüş şeyhlerle hele hiç… Vaktini ekranlarda, salonlarda, davetlerde, din soslu dünyevi vaazlarda, tanrılık iddiasında bulunulan söylevlerde geçirmiş değil. Bizzat gerçeğin içinde, en yakıcı gerçeğin… Yetimliğin, Hicretin, sürgünün, bedensel ıstırabın, tecridin, mahpusun…

Baştan sona çile dolu bir hayat. Çileden çıkmamış yani. Enbiyaların mirası bir hayat. Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Filistin pasaportunda 1 Ocak 1929 yazılı. Kendisi 1938 doğumlu olduğunu söylemiş. O zamanlar Britanya mandası olan Filistin’in Aşkelon şehrinin El-Cura köyünde doğmuş. Henüz üç yaşında babasını kaybediyor. İsrail’in kurulmasından hemen sonra 1948 Arap-İsrail Savaşı’nda binlerce Filistinli kendi vatanlarında mülteci olurlar ve Gazze’ye göç ederler. Şeyh Ahmet Yasin de mültecidir. 12 yaşında yaralanır ve felç olur. Liseden sonra El-Ezher Üniversitesi ve Müslüman Kardeşler. Gazze’ye dönüş… Öğretmenlik… 1987’de Hamas’ı kurar ve Filistin’in kurtuluşu için gece gündüz ter döker. İsrail’in korktuğu, nefret ettiği biridir artık O. Tutuklanmalar, hapisler, işkenceler… Hatta bir sandalyeye bağlanarak dört gün uyumadan oturtulur. On beş yıl hapis cezasına çarptırılır. Ramallah Hapishanesinde sekiz yıl yatar.

aaaaaa

Sıkıntılarla dolu, sabırla yüklü bir serencam. Tekerlekli arabada oturan bir felçli değildir o bir mücadele devidir. Filistin özgürlük mücadelesinin ateşli vaizidir. Güçlü bir hatip… Arkasından binlerce insanı sürükleyecek kadar davasına inanmış ve yanındakileri de inandırmış. Katil İsrail’in hiçbir tehdidine boyun eğmeyen, onurun ve izzetin sancağını dalgalandıran büyük direnişçi. Şeyh Ahmet Hamas’ı kurmuş ve onun ruhani lideri olmuştur ama bu O’nun etki alanını daraltan bir olgu olarak görülmemelidir. O bütün Filistinlilerin uyanışını ve kimliğini yeniden kazanması için mücadele etmiş. Filistin davasının önderi. Herhangi siyasi ya da politik bir hesabın kitabın içinde olmamış yalnız Filistin için kellesini koltuğuna alarak yaşamış.

Evet, Şeyh Ahmet Yasin bir felçli, engelli… Fiziksel engellerine rağmen yüreğinde ve beyninde bir volkan var. Hiç durmuyor, sürekli hareket halinde… Gerçi günümüzde demokratik söylemlerin, uzlaşmacı stratejilerin bizleri birer engelli haline getirdiği bir zihin coğrafyasında yaşıyoruz. Aynı Batılılar gibi mücadele ve direnme yalnız televizyonda görülünce ilgi çekiyor. Gazetelerde haber olduğunda ilgilendiriyor insanları. Onun dışında yabancısı böyle şeylerin. Che Guevera’dan başka kahraman tanımayan bir nesil ortaya çıktı, nasıl çıktıysa? Davası olan kimse kalmadı. Şeyh Ahmet bir davanın sahibiydi. Ve en büyük arzusu şehitlikti. Nitekim tekerlekli sandalyeye mahkûm birinden korkan katil İsrail 22 Mart 2004 yılında sabah namazını kılıp evine dönen Şeyh Ahmet Yasin’i üzerine füze fırlatarak şehit ettiler. Geride bir büyük direniş destanı, bir büyük azim… Bir sönmez intifada ateşi…

wwww

Şeyh Ahmet Yasin’e binlerce selam olsun!…

Yazımızı O’nun duası ile bitirelim:

“Allah’ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!

Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!

Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!

Ben ki saçları ağarmış, ömrümün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim!

Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!

Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler!

Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu?

Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?

Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!

Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye.

‘Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü’min kullarına yardım et!’ diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor? Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:

Bizler direndik, ileri atıldık ve kaçmadık…

Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!

Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!

Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!

Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!

Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!

Allah’ım!

Sana şikâyette bulunuyorum… Sana şikâyette bulunuyorum… Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı Sana şikâyet ediyorum. Sen mustazafların Rabbisin… Sen bizim Rabbimizsin… Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?

Allah’ım!

Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsat edilmiş ekinler aşkına, sana şikâyette bulunuyorum.

Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı… Birliğimiz bozuldu… Yollarımız ayrıldı…

Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikâyet ediyoruz…”   

şşeşeşeşe.jpg

Muaz ERGÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: