Muhsin Başkan, Anadolu’nun Mağrur ve Mağlup Hüznü

Muaz Ergü yazdı…

mmmmm

Nereden başlasak söze?
Neresinden tutup getirsek kanayan sözcükleri dile?
Mahcubiyet dolu bütün kelamlar!…
Sızı dolu bütün sözler!…
Sızlıyor yüreği bütün sözlerin!…
On yıl olmuş Keş Dağı’nda, karlar altında bembeyaz zikre dalalı.
Dönülmez yola gideli on yıl!…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu 25 Mart 2009’da seviyesizleşen, çukurlaşan, bataklığa dönüşen siyasi, politik ortamın aksine, zirvelerde bembeyaz, kirlenmemiş karlar kefenledi. Ömrü gibi tertemiz karlar… Bir dağ başında, Mart’ın ayazında, yüce dağların yalnızlığında sonsuzluğun sahibine ulaştı. “Üşüyorum” demişti bir şiirinde, “sonsuzluğu düşünüyorum/ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum” diye bir duada bulunmuştu. Sonsuz bir mekânda, sonsuzluğun sahibine yürüdü; En sonsuz yürüyüşle.

Muhsin Başkan, Ansızın, apansız bir veda… Evet, o vedanın üzerinden on koca yıl geçti. Esmer yürekli, kavruk yüzlü Anadolu yiğidi zirvelerde tamamladı ömür koşusunu. Berrak, tertemiz yücelerde.. Politik arenanın bir dövüş kulübüne dönüştürüldüğü; Hırsların ve benliklerin kıyasıya kavgaya tutuştuğu, güce sahip olmanın sarhoşluğuna kapılanların çukurlaştığı, siyasetin irtifa kaybettiği, gürültünün sağduyuyu esir aldığı günlerde bir vedaydı bu. su katılmamış bir Anadolu… Esmer, mütebessim… Gösterişsiz, nümayişsiz, hesapsız kitapsız, beklentisiz bi hayatı oldu Başkan‘ın… Nitekim ölümü de gösterişsiz, nümayişten uzak… Soğuk, bürokratik, stratejik siyasi söylevlerin uzağında…

Yazıcıoğlu‘nun yüzüne bakınca ilk göreceğiniz şey Anadolu Coğrafyasıydı. Bir yağız Anadolu Civanı. Esmer, kavruk yüzünde tarihimiz, talihimiz…  Yüzünde çileler, alın çizgilerine hüznün en koyusu yerleşmiş… Siyasetle, politikayla uğraşmasına rağmen reel politiğin kirlerine, ayak oyunlarına bulaşmamış, dümenden işlerle hiç işi olmamış… Anadolu’nun saf yiğitlerinden. Safiyet ve mazlumiyet… Evet, Muhsin Başkan bilindik politikacı tipinin çok uzağında siyaset yapmış gerçek vatansever.

Zaxaxsxsaxs

Vakur, mütebessim bir çehre. Hakka teslimiyetle aydınlanmış… Yaşadığı bütün çalkantılara, alt üst oluşlara, kopuşlara, yitişlere rağmen çizgisini bulanıklaştırmayan, bedel ödemekten korkmayan ve hatta bütün bedeli canıyla ödemiş olan bir hâl insanı.  Siyasi organizasyonların en alt kademesinde de en üst kademesinde de bulunmuş zerre miktarı ahlakından ve İslami terbiyesinden ödün vermemiş. Nerede bulunursa bulunsun hep zirvelerin insanı olmuş. Başı dik, kirlenmemiş, bulanıklaşmamış… Nitekim bir gün zirveler aldı O’nu geri döndürmedi. Dönmedi geri… Çeğen Tepesi’nden geri dönmeyen Enver Bey gibi. Bembeyaz bir zikre daldılar. Kirlenmemiş, kirletilmemiş bir zikr!…

Muhsin Yazıcıoğlu ateşten, kordan müteşekkil süreçlerin içinden geçip gelmiş. Her saati mücadeleyle şekillenen bir ömür. Din, iman, vatan, mukaddesat uğrunda güle oynaya feda edilen gençlik. 12 Eylül cehenneminde mahpusluk, işkenceler… Ve her zaman arkadaşlarıyla, dostlarıyla omuz omuza bir ceht. Hayatı boyunca, milletimiz için tehlikeli virajlarda hep milletin yanında olan, milletin menfaatine kararların yanında oldu. “Milli Mutabakat Metni” adıyla büyük bir siyasi manifestoyu ilan etti. Herkesin sağa sola kaçıştığı, koca koca siyasetçilerin kuyruğunu kıstırıp ortalıktan yok olduğu 28 Şubat sürecinde delikanlı bir çıkışla bu sürece itiraz etti. Bütün bunlara rağmen kendisine sunulan siyasi istikbal ve ikbal tekliflerini elinin tersiyle itmesini bildi. Yazıcıoğlu, siyaseti menfaat ve kişisel hırsla yapan bir olmadı. İlkeleri olan, prensip sahibi, milletine karşı sorumluluk hissiyle dolu bir anlayışla hareket etti. Skor peşinde değildi. Zaten kurucusu ve genel başkanı olduğu Büyük Birlik Partisi siyaseten, insanların anladığı anlamda bir başarı getirmedi. Bu kadar derin ve köklü müktesebata rağmen Türk siyasetinin sığlığı karşısında tutunma hep tutunma mücadelesi verdi. Bu da sanırım bizim siyaset anlayışımızın karakterini göstermeye yeter. Milletimiz dürüstü sever ama dürüst olmaz, mütevazılığı över ama mütevazı olanlardan daha çok sertliği, despotluğu sever. Kendine yakın olanlardan hoşlanmaz, uzağında olanı daha çok ister. İçindekine öfke duyar, güzel olan hep yabancı ve uzak olandır. işte bu ve benzeri sebeplerden BBP tabelada istenen yerde olmadı. Zaten başkan kısa mesafe koşucusu değildi. Sonuçtan ziyâde ilkeler önemliydi. Tutarlı olmak, ilkeleri intibaka dönüştürmemek… Muhsin Başkan herkesin gönlünde yer etti ama bu Büyük Birlik Partisi’ne oy olarak sandıklara yansımadı. Ama bütün milletin gönlünde, aklında yer eden bir hareket oldu. Muhsin Bey herkesin abisi, kardeşi gibiydi. Sahiciydi o… İçimizden biri… Her türlü siyasi çıkar ve kazançtan azade… Dostluğun, kardeşliğin, fedakârlığın, derdi ve sevinci gerçekten paylaşmanın timsali… Bir yemin görkemi giyinmiş zamanlarda yaşamıştı onlar. Gerçekten yaşayanlardan. Bugün dostluklar da düşmanlıklar da politiklik de apolitiklik de naylondan, sentetik…

ssss

En acımasız kavgaların ortasında mukaddesata derinden bağlılık. Bir mümin vakarı. Onda tecessüm eden en belirgin hasletlerdi bunlar. Siyaseti kendi ikbal ve istikbali için bir basamak olarak kullanmadı. En çalkantılı dönemlerde, en önlerde olmasına rağmen siyaseti rant alanı olarak görmeyen bir anlayışın sahibiydi. Siyaseti halka hizmet için yapan nadir insanlardandı. Hiçbir zaman reel politiğin cinlikleri, ayak oyunları, dümenleri ilgisini çekmedi. Anadolu’nun saf yiğitlerindendi. Safiyet ve mazlumiyet… İçinde yer aldığı kuşak sağlı sollu gerçekten çok acı çekmiş, gadre uğramış, her türlü haktan kısıtlanmış bir kuşaktı. Sonrasında gelen nispeten daha durgun, olaysız zamanlarda bu geçmişin sermayesini tüketme eğiliminde olmadı. Birçok insan başka yerlere, akçeli işlere savrulurken O, hep dimdik davasının peşinde yürüdü. Önüne açılan fırsat kapılarını tekmelemeyi bildi. Mazisini satmadı dünyalık uğruna. Zaten ölümü bunun göstergesi oldu. O, herhangi bir ideolojinin neferi olarak değil bütün Türk milletinin yüreğinden kayıp giden bir yıldız oldu. Her kesimden insan Onu sonsuz yolculuğa en anlamlı şekilde uğurlamayı bildi.

Dert ve mihnet dolu bir serencam. Devletine, milletine adanmış bir ömür. Eğilip bükülmeyen irade. Devletini seviyordu. Devlete çöreklenen asalakları da iyi tanıyordu. Bütün mücadelesi devlete dadanmış asalaklarlaydı. Bizim buralarda siyasetin tarihi aynı zamanda karanlıkta kalan siyasi cinayetlerin, suikastların, milletin evlatlarını birbirine kırdırmanın, şaibeli ölümlerin, çözül(e)meyen dosyaların tarihi… En çok ta devletini ve milletini seven, vatanı için gözünü kırpmadan ölümü göze alanların yitip gittiği, sonsuzluğa kanatlandığı bir tarih. Devletimiz her ne hikmetse kendini en fazla kim seviyorsa, kim karşılıksız seviyorsa onu feda ediyor. Aynı devlet kendi temellerine dinamit koyan, en küçük fırsatta kendini satmaya çalışan unsurları başının üzerinde taşıyor. Beyaz Türkler, Sabataistler, Dönmeler adına ne derseniz deyin bu oligarşik sınıflar… Bunları korkunç bir hazla seviyor. Kendini sevenleri ise tuhaf bir psikozla feda ediyor. Sanki kendini sevenlerden akan kanla yaşamını devam ettiriyor. Kurban seçiyor kendine. Aniden kurban ediyor yiğitleri, vedalaşmadan…

sss

Evet, bizim hem acı hem güzel hem tuhaf hem olağan hem olağanüstü hem şaşırtıcı hikâyemiz bu. Yokluklarımız, yoksunluklarımız, kaybettiklerimiz, yitiklerimiz, yitirdiklerimiz en büyük varlığımız. Bizim en güzel şiirlerimiz, en büyük menkıbelerimiz, en muhteşem anlarımız mağlubiyetlerimiz. Onlarla avunuruz, onlarla yürütürüz ömür kervanını.

Muhsin Başkan’ın ansızın vedası üzerinden on yıl geçti. Bu on yıl içinde olan bitene dair sağlıklı, güvenilir, muteber bir bilgiye ulaşılamaması maşeri vicdanlarda derin bir yara olarak duruyor. Ölümünün üzerindeki esrar perdesi birçok spekülasyona yol açıyor. Bu konunun aydınlığa kavuşturulamamış olması gerçekten hepimizin ayıbı.

Evet, Anadolu’nun bu mahsun ve mağlup evladının naaşına yine Anadolu’nun mahsun evlatları ulaştı. o kadar teknolojiye rağmen uçaklar, helikopterler kavuşamadı… Siyasetin loş koridorlarında yitip giden, stratejiler, söylemlere feda edilen ruh bir kaç Anadolu köylüsünde tecessüm etti. Belki de bizi yeniden millet kılacak olan ruh bu! Sahteliklerin, sahtekarlıkların uzağında, fedakârane, saf, adanmış ruh!… Muhsin Başkan‘ın vgörünmesine vesile olduğu tertemiz Anadolu vicdanı ve buradan dünyaya yansıyan ruh…

Selam Olsun Muhsin Başkan’a ve yol arkadaşlarına!….

zaxaxasxas

Muaz ERGÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: