Dinin Dönüşümü

Aliye Çınar Köysüren yazdı…dinnnnnnDin, kendi yörüngesinden çıkarıldığında, müntesiplerinde inşa yerine tahribat oluşturmaya baslar. Zira iman inşaa eder, ufuk açar; oysa  inanç akideleri zamanla ya dogmatizm üretir ya da fanatizme saplanır. Bu da doğal olarak ‘varoluşsal kırılmalara’ neden olur.

Modern Türkiye’de din her daim sancılı bir alana itilmiştir. Bu zorlu yokuş da, rasyonelleşmeyi ve inanca evrilmeyi daha iyi bir reçete olarak düşünmüştür. Oysa rasyonelleşen din, yaşayan dinden uzaklaşmış, sadece belirli kitapların tartışma konusu olmuştur. Elbette bununla, dinin irrasyonel olduğunu kast etmiyoruz,  aksine daha çok boyuta sahip olduğunu/katmanlılığını ima ediyoruz.

Dolayısıyla ülkemizde Kur’an, ya cehaletin prangasından dolayı, duvarda asılı işlemeli kılıfından çıkmadan oraya hapsedilmiş, ya da rasyonelleşme ablukası nedeniyle kendi doğal mecrasından çıkmıştır. Buradan bakılınca sekülerleşme projesi dini paranteze alırken, rasyonelleştirilen din, dinin lehine çalışıyor izlenimi verirken, gerçekte dini kendi mecrasından çıkararak bambaşka bir örüntüye dönüştürmüştür. Bütün bu manipülasyonlar toplumsal örüntüde bir dip dalga olarak varlığını her daim hissettirmiştir.

 

Ancak burada yapılan aklileştirme, çok da akıllıca bir teşebbüs olmamıştır. Zira akıl, kültür tarafından belirlenen, manipüle edilmeye de çok açık bir yetidir. Dolayısıyla rasyonellleştirilen kutsal metin ise, yani Kur’an hangi akıl, hangi gelenek, hangi perspektif zamanında veya tarafından makul kılındıysa, oraya mahkûmdur. Bir sonraki dönem ve zaman için doğal olarak pek de makul görülmeyecektir.

Ülkemizdeki ‘sancılı din algısı’, söylediğimiz süreçlerde çoktan inanç tarzına büründü. Rasyonel din övgü aldı; ancak bu din, bir yaşam alanından çıkmadığı gibi, bir hayatı da güncelleyip dönüştüremiyordu. Sanki ideolojinin bir alternatifi gibi, bir düşünce biçimine yerleştirilmeye çalışıldı. Oysa iman odaklı din hayatın bağrından çıkar ve yine yaşamı günceller.

Tarihselcilik modasından, İslamcılık çeperine; İlahiyat fakültelerinin kuruluşu ve DİB misyonuna; bir modernizm projesi olan evrenselci din ve ahlak anlayışından, dinler arası diyalog ütopyasına varıncaya kadar farklı güzergâhlara çevirdiğimiz konjonktürümüzde, veriler inanç odaklı din olarak çıktı verdi. Biz de bunları ve aralarındaki bağlantıların izini sürdük. İşte tam bu noktada neden muhafazakâr çevrelerde deruni dindarlık köklenmiyor veya din, neden ahlaki kimlik üretemiyor sorusunun cevabını bulabiliriz.ukjukukuKavramlar bir toplumsal formasyondan ötekisine geçerken -prizmadan geçen ışıkta olduğu gibi- kırılır. İman, vicdan eksenli İslam algısı da inanç ve akide düzlemine sevk edilince, benzer bir kırılmaya maruz kalmıştır. İmandan inanca geçiş de kırılmaları beraberinde getirmiştir. İman şahsiyeti teşekkül ettirirken, inanç tipik bir ulus devlet yapılanmasında olduğu gibi, kimlik ve ayniyet örüntüsünü oluşturur. Bunun için İslamcılık ve diğer inanç eksenli oluşumlar ahlak üretemedi zira şahsiyete nüfuz etmiyordu. Sadece kimlik oluşturuyordu.

Aynı konu, ilahiyat eğitimi için de geçerlidir. Zira inanç eksenli verilen eğitim şahsiyet teşekkül ettiremiyor, din adamı kimliği üretiyordu/üretmektedir. ‘Batı’ da kimlik kavramı hüviyet ve ayniyet ile aynı kökten gelirken bizde şahsiyet olarak anlaşıldı.’  İman, vicdan çeperiyle şahsiyeti örüntülerken, inanç akıl düzleminde benlikte kırılmayı zorlar. Kant‘ın ifadesiyle radikalleşmeyi ve fanatikleşmeyi besleyerek  nihayetinde büyüterek (ufuk) gelişmeyi değil, matematiksel artışla nihayetinde kırılmayı getirir.

İlginçtir ki söylemek istediğimiz kırılmayı garip bir şekilde Mehmet Âkif‘de görebiliriz. Zira İslamcılık ile bu kırılma ve sapmanın/dönüşümün nasıl olduğunu çalışma boyunca takip edeceğiz. Âkif, ‘Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır….’ derken, vicdan odaklı imanın tedavülden kalktığını, dolayısıyla  inanç Müslümanlığına geçildiğini söylemesi bakımından son derece önemlidir. O kadar ki inanç Müslümanlığı, sufizm veya dini ilimlerin ürettiği nispeten psikolojik nispeten edebi ve terepatik alanları/yazıları dinin yerine ikâme etmeye bile başladı.

 

Eğer iman yerine inancı (belief) merkeze alırsak, A. Vergote’un yaptığı gibi, dini bir ikna ve kanaat mekanizması olarak kabul etmemiz gerekir. Bu durumda da inancı, benliğin büyük bilinç ile arzu ve itkiler arasındaki çatışması veya uzlaşması olarak kabul etmemiz icap eder. Üstelik Kierkegaard’ın imanı “sıçrama” hamlesi olarak görmesi doğal hale gelir. Çünkü o imanı, mutlak öteki olan Tanrı’nın bilinememesi ve anlaşılamamasından dolayı, mutlak paradoks olarak ifade eder. Böylelikle de imanı, ontolojik açıdan metafiziksel bir kapris şeklinde tanımlaması anlaşılır bir şeydir. Bu nedenle Kierkegaard, gerçekte imandan ziyade, inanç durumunu tasvir etmektedir.

Esasında söylemek istediğimizi Türkiye modernleşmesi bağlamında Şerif Mardin de vurgulamıştı. Ona göre Türkiye modernleşmesi tutmamıştır, çünkü kimlik odaklı üretildi, şahsiyete nüfuz edemedi. Türkiye modernleşmesi kimlik üretti, tipik biçimci şabloncu yapılar oluşturdu.

Sunu söyleyebiliriz ki, Müslüman muhayyilenin kırılmalarını, hamlelerini en iyi şekilde görebileceğimiz bir bakiye olarak İslamcılık ‘kadavrasal gelenek’ işlevini görmektedir. Geçmiş, şimdi ve geleceğe dair pek çok iz ve ima bu geleneksel bakiyede görülebilir. İman, güven ve sevgi kelimelerinin muadil anlama geldiğini tespit edersek, bunlardaki kayıplar, aynı zamanda bu üçlüyü/deltayı besleyen vicdanda da, ‘vicdan tutulmasını’ getirmiştir. Bugün iman, güven ve sevginin darası olarak vicdan, küçülmeye maruz kaldıkça, hepsinin darası alınsa da hafıza kaybına maruz kalmışlardır…ddddddddAliye Çınar KÖYSÜREN

Dinin Dönüşümü’ için 2 yanıt

  • emeğinize sağlık… son günlerde çok fazla tartıştığımız ve işin sonunda tabulaştırılan dine inanasım gelmiyor diyebilecek kadar işin içinden çıkamadığımız durumu güzel özetlemişsiniz. Konu ettiğiniz kitabı mutlaka okumak isterim
    sevgiler

    Beğen

  • Değerli hocam kaleminize sağlık.İnanç eksenli oluşumların şahsiyete nufuz edememesi ve sadece kuru bir kimlik oluşumundan öteye geçememesi bugün ki birçok sorunun cevabı olarak karşımızda duruyor.. Şahsiyetini paraya satan dindar görünümlü ,eğitimli,eğitimsiz din simsarcıları tam da bu konunun en güzel örnekleridir diyebilir miyiz…?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s