Öğrenci, Öğretmen, Veli, Anne Olmaya Dair

Sevim Korkmaz yazdı…nnn.jpg

Başımı örttüğüm ilk yıldı.

Orta birdeyim. Köye gittik. Harika bir kar yağdı,  kuzenlerle kartopu oynarken, rahmetli babaannem, bize kocaman kızlar oldunuz, konu komşu ne der diye çıkışmıştı, Tıpkı İmam Hatipte de basketbol oynayamadığım gibi, köyde bile takipteydi el âlem bizi… 

Kapalı spor salonu vardı, erkekler kullanırdı, biz spor parası verirdik, beden eğitimi dersinde fıkıh işler, suların hükmünü, mutlak, mukayyed su nedir gibi şu yaşıma kadar hiç işime yaramayan 1400 yıl önceki insanların ilm-i hâlini ezberlerdik, kamburumuz çıkardı sekiz ders sırada oturmaktan.  

Orta biri yemek kokuları içinde, kavrulmuş soğanın hangi yemeğe dönüşeceğini tahmin ederek okuduk imam hatipte… 

Barakada devam etti ortaokul.. Sadece dört derslik… İçinde  masa, sıra, pencere,  tahta.. 

Lisede geçebildik yıllarca üst katlarını çok merak ettiğimiz binaya.. 

Kütüphaneye işin düşmeye görsün, kafanı top tan, gözünü haramdan kolla.. 

Sistem kredili kredisiz, sınıfta tahta akıllı mı değil mi önemi yokmuş aslında. Önemli olanı şimdi şimdi anlıyorum. Hadi gençler, yemekten sonra sizi mescitte bekliyorum diyen öğretmenlerimiz.. Saygıyla anıyorum her birini…

nnmnmnmnmnTürkiye tarihini, bugününü, din anlayışını araştırmak istesem işe imam hatipleri inceleyerek başlarım. Siyaset, sosyoloji, din, psikoloji gibi bütün alanlarda Türkiye aynası bu okullar.

Aynı zamanda onca platonik, tektonik kırılmış kalplerin, çoğu şimdilerde mezunlarının mutsuz evlilikleri ile meşhur bu okullar.

Ama yine o yaşta olsam yine imam hatip okurdum. Allah’ı orada tanıdım çünkü.

“İmam Hatip ruhu aslına dönüş, fıtratı keşf, ilim kendin bilmektir düsturunun yeni deyimiyle hayatı anlamlandırmanın, milli eğitime yansıması, kurumsallaşmasıdır.” Doğru ve fıtrata uygun eğitim verildiği takdirde…

Yirmi yıldır öğretmen, idareci, kolej, doğu, anasınıfı, ilk, orta ve lise, hatta imam hatip ve dâhi mesleki eğitim merkezi gibi bilumum okul türleri tanıdım. Son altı yıldır da veliyim. Bana en zoru neydi diye sorun, kesinlikle veli olmak derim. Velileri çok iyi anlıyorum. Lakin, lütfen, benim çocuğum önde oturmak istiyor, onun da hakkı dememek lazım meselâ.  Hep en arkalarda oturdum, annem hiçbir zaman oturma planına müdahale etmedi, yine de öğretmen oldum. İnanın gözlüğü olan, arkada kaybolan öğrenciler için üzülüyorum. Eşitlik için her gün bir arkaya kayarak oturmak adalet değil. 

Oğlum  sekiz haftalıktı… anneme bırakıp tam gün, haftada otuz saat derse giriyordum, özel sektör böyle… Kahvaltı ve yemek saatinde süt biriktirip ertesi gün biberonla içiriyordu anneannesi. O kadar uykusuz giderdim ki okula, direksiyon başında uyuyup kalınır mı, o nasıl bir şey dediğim kamyon şoförleriyle empati kurabileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi… Küçük bebeği olan arkadaşlar, sabır… Büyüyüp size can yoldaşı, hayatın anlamı, her şey oluyorlar. Elhamdülillah…

Şimdi oğlum 5. sınıfta. Geçen gün ısrarla Patates Spor kitap Serisi istiyordu. Neden bu seriyi istediğini sordum,  açıkladı sebebini. İlkokul 1. Sınıfta öğretmeni sınıf kitaplığı için almış bu kitapları. Oğlum hevesle okumaya başlamış. O sırada arkadaşı ile konuştuğunu görünce ceza olarak en sevdiği seriyi artık okuyamayacağını söylemiş. 2. Sınıf son günlerinde oğlumun bu seriden hiç okumadığını gören öğretmeni sebebini sormuş. Verdiği cezayı unutan öğretmene oğlum cezalı olduğunu hatırlatmış.Serinin tüm kitaplarını sipariş verdik hemen. Kitapları telafi ettik ama iki sene en sevdiği kitaplara dokunamamanın hüznünü nasıl telafi ederiz bilmiyorum. Psikologlar derler ya çocukluğuna inmek… işte orada öğretmen var. Çok hassas olmak zorunda özellikle ilkokul öğretmenleri…

Bizim eğitim sisteminin kırılma noktası eski adıyla lise yani ortaöğretim. İlkokulda veli, öğretmen gayretlidir, veli yakın takiptedir. Öyle sınıf öğretmeni tanıdım ki tüm sınıf veli telefon numaraları buzdolabında asılı , her akşam birkaç veli ile görüşüyor. Ortaokulda da bu ilgi azalsa da devam ediyor. Ortaöğretime gelince,  gençler kendi haline bırakılıyor.  Gençler bir anda aklı selim oldu sanki, Öğretmen de ordinaryüs profesör. Dersimi anlatır çıkarım, kocaman çocuk artık bunlar söylemi hakim.Veli okula gelmez artık çocuk büyüdü.Kulaklarından hormon fışkıran ergen sosyal medyaya ve sosyal çevreye emanet…

Velinin beklentisi ile yöneticilerin beklentisi arasında sıkışıp kalan öğretmen. Tüm bu beklentileri, basma kalıp cümleleri bir tarafa koyup, öğrenci benden ne bekliyor, yada ihtiyacının ne olduğunun farkında olmayan öğrenciye ayna tutup, bak kendini incele tanı demek görevimiz. Öncelikle kalbine dokunun öğrencilerinizin, ilerde her birinin kocaman bir yürek olduğunu göreceksiniz.

Not: Bu yazımı güvendiğim bir dostum okudu yayın öncesi. Yorumunu izniyle paylaşmak istiyorum.

“Bence kalbine değil, beynine dokunsunlar. Hatta mümkün mertebe kalbine hiç ama hiç dokunmasınlar. Bırakın kalbi sadece kendisine ait olsun. Oraya sadece güzel kızlar, yakışıklı erkekler dokunsun.”

Bazen bir öğretmen bazen bir sevgili bazen evlat sevgisi bize O’nu hatırlatır. Zira kalpler Allah’ı hatırlamakla huzur bulur…

Sevim KORKMAZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: