Ula Dam Dururken Çatı mı Yapılar La?

Arif Bilgin yazdı…

thumbnail_3-Damlar çatısızdı.jpg

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda yaşadığım yer gibi Anadolu’nun hemen her yerindeki sayısız köy ve kasabalarında evlerin tamamına yakınının çatısız olmasına, hiç anlam veremezdim. Daha çok köy ve kasabalarda evlerin birbiri ile bitişik veya aralarına dar sokaklar bırakarak ayrılmış olmasına da… Birer duvarı ile bitişik yapılmış evlerden birinin damına çıkan aynı anda sekiz, on hatta yirmi evin damına çıkmış olurdu.

Hadi fakirler bir yana zenginler neden çatı yaptırmazlardı? Gelenekse bunu önlemek bu kadar mı zordu veya ne zararı vardı?

Neden her yıl, kar yağınca damlarını küremekten, damın akmaması için sonbaharda özel toprak ve tuzla destekleyiploğlayarak” sertleştirmekten, vaktinde iyi loğlanmamış damların karda yağmurda odalara akmasından kurtulmak istemezlerdi? Ayrıca damın yağmur ve kar suyunun akışından dolayı aşınacağından oluklara yakın kısımlarını ve süvüklerin her yıl bakımdan geçirilmekten zevk almıyorlardı herhalde!

Toprak damlı evlerde oturan babalar ve daha sonra aile kuracak, ev yaptıracak olan oğullar, askerlik, tahsil, ticaret ve hastalık gibi sebeplerle çevredeki illere, büyük şehirlere gidip gelirken çatılı evleri gördükleri halde çatının evi ne kadar koruduğunu, ev sahibini nice zahmetlerden kurtardığını anladıkları halde neden etkilenip kendileri de yaptırmazlardı?

thumbnail_2-DAM LOLANIYOR

Hele o orman köylerinin veya göçmenlerin yaşadığı köylerin içinden gelip geçtikçe, alış veriş yaptıkça hepsinin de çatılı olduğunu görenler nasıl olur da “Ben de çatı yaptırayım” diye düşünmezlerdi?

Derken daha sonraki yıllarda nedenini anladım:

Mesela Elbistan’ın Selçuklularla birlikte ilk yerleşim yeri, Ceyhan ve Ceyhan’dan şehre girmeden ayrılıp şehri çıktıktan sonra anasından ayrılan yavrunun geri birleşmesi gibi birleşen Küçük Ceyhan’ın çevrelediği küçük bir adaydı. Ahali bu alan darlığı yanı sıra özellikle son iki üç asır boyunca çevrede bela gibi esmiş eşkıya çetelerinden korunmak, gerekirse dayanışma sağlamak, daha olmazsa damdan dama kaçmak, ötekine sığınmak veya yardıma gitmek amacıyla evlerini bitişik veya dar sokaklarla ayrılacak kadar yakın yapmayı seçmiş. İnsanlar hemen hemen 70’li yıllara kadar bu yerleşimi pek bozmamışlar. Evleri bitişik olanların çoğu birbiri ile yakın akraba idi. Alanın çok küçük olması nedeniyle dar sokaklar ve ancak bir at arabasının geçebileceği genişlikteki caddeler (sokaklar mı deseydim) ve çarşı, pazar yerleri dışında neredeyse hiç boşluk kalmamıştı. Mecburen sokak bırakılan yerlerde eğer dar sokağın iki yanı da bir kişiye aitse ve ancak ikisi birden ev olacak büyüklükte ise sahibi iki yana da temel atıp evini yapar, birinci kattan sonra altta geçit bırakarak üstten iki tarafı birleştirirdi. Bu birleşen kısmagabaltı denilirdi ve sık sık rastlanırdı. Biz gabaltı derken başka yerlerde geçit veya örtme de diyen de vardı…

Adanın dışında ama nehrinöteaçesinde” olanlar hariç hiçbir evin ahım şahım bir bahçesi yoktu; sadece yirmide belki otuzda bir evin el kadar avlusu vardı. Birkaç kişi de avlunun ortasına bir dut veya kenarına iki üç kavak ağacı dikerdi. Böylece bahçe olmazdı; ama bir yüksek damdan ve özellikle şehrin batı ve güney tarafını yakından çepeçevre sınırlayan Şardağı’ndan bakınca o ağaçlar bulunduğu yeri ve hatta çevresini farklı bir görünüme sokardı. Dikkat çekerdi; “Aa orada iki ağaç varmış!”

Evler bitişik. Önünde bahçe yoksa ve ancakhayat denilen avlu bile olsa ev halkının özellikle hanımların ve çocukların çeşitli ihtiyaçları için kullanabileceği sadece DAM kalıyordu. Konu komşu birlikteerişte ve tutmacı nerede keseceklerdi; kaynatılan bulguru, don kazanında ısıttığı su ile don ileaninde” veya bir tek ağaç oyularak yapılmış özel teknede yıkadığı çamaşırı, dolmalık kurutlarını, salçasını, tarhanasını nereye serecekti? Yorganın döşeğin yününü güç bela yıkadıktan sonra nerede kurutacaktı? Böyle imkânı olmayan nice aileler, derelerin uygun yerlerine at arabaları ile giderler, oralarda yıkayıp kuruturlardı.

1-DAR SOKAK

Yazları kalabalıktan dolayı “örtme” yetmezse, çocukların ve gençlerin yatağını nereye yapılacaktı? Tabii ki dama! (Hımmm bu noktayı üstünde çizgi varmış da ünlem olmuş gibi görmek gerek.) Kış boyu ana babanın canına bağrına tak diyen meseleler vardır. Tek odada üç beş çocukla birlikte yatarken birbirine melül melül bakmaktan öte gidememekten bıkıp usanmışlardır. Ya zaten yorgun argın iken herkesin uyumasını beklemekten, ya soğuk “hazındamına” hatta “aşşadaki” odunluk mu desem, ahır mı desem işte eyle bir yere razı olmaktan birbirlerine doğru dürüst gece hikâyeleri(!) anlatamamışlardır! Oh yaz gelmiş, artık geceleri yatmaları için damlar çocukların, gençlerin kışkışlanacağı yerler olmuştur. “Gedin de ıcık ırahat edek kele!..”

Çocuklar ve özellikle sokağa salmaktan çekinilen kızlar, damlar ve avlular olmasa nerede ip atlayacak, top sektirecek ve evcilik oynayacaklardı; konu komşu kızlarıyla nerede Laalek gıyması yoğuracaklar, analarının yaptığı Pisoomacını kendi âlemlerinde nerede yiyeceklerdi? Damlar bir hayata açılan kocaman kanatlardı adeta, soluk alırdı aile fertleri, sosyalleşirdi bile… Erkek çocuklar uçurtma uçururdu. Akşama doğru yemek hazırsa ezan okununcaya kadar veya iftar topu bekleniyorsa ana babalar damdan damla sohbet bile ederlerdi. Ah bir de şu dikkat etmeyen çocukların damdan gürbede düşmesi olmasa!

Kısacası damlar aile hayatının önemli bir parçası durumundaydı. Çatı ile kapatılırsa kar küremeden ve damın akmasından kurtulmak mümkündü; ama bunca gereksinim nerede, nasıl karşılanacaktı?

Anadolu’nun bir iki asır öncesinde orta, doğu, güneydoğu bölgelerindeki küçük ilçelerini, hele köylerine bakılsa hemen hepsinin çatısız evlerden oluştuğu görülür. Çatılı ev çok azdır. Daha çok resmi daireler çatılı olurdu.

Bir esnaf dostumu ziyaret ettiğimde babası da oradaydı. Akrabalar olarak şehrin dışında, her biri geniş arazilerinin ve bahçelerinin içine birbirine yakın olarak yaptıkları evlerinden oluşmuş kümede yaşarlardı. Konu bir zamanlar damların çatısız olmasına gelince babası şunu anlatmıştı:

‒ Yaşadığımız yerde ilk çatılı evi ben yaptırdım. O zaman oradaki her evin önünde arkasında bahçesi vardı, bahçesinin çevresinde de sayısız kavak ağacı vardı. Bizim de çoktu. Evin sergi,kurutluk vs ihtiyaçları bahçede veya balkonda görülüyordu. Dam yapmakta bir beis yoktu. Kar küremekten, akmasın diye bakım yaptırmaktan bıkmıştım. Anlaştığım ustaların isteğine uygun olarak kavaklardan yeteri kadarını kestirip biçtirdim, kuruttum. Ustalar çatıyı inşa etmek üzre gelip de işe başlayınca, hayret edilecek şekilde konu komşu beni kınamaya başladılar. Kimi “Bu nasıl iş yav, eski köoye yeni adet getirmek saa mı galdı?” kimiDam dururken çatı yapmak hangi akla hizmet ola? bir başkası Ne gerea var; dama o gadar yükü yükleyicin, garı kürümeye mi eriniyorsuuz? dedi. Daha neler. Babamın bile gönlü olmuyordu. Zorlandım; ama kimseyi dinlemedim, yaptırdım. Bir müddet sonra faydasını herkes anladı. Benden akıl alarak yaptırmaya başladılar; şimdi birkaçı hariç hepsinin evi çatılı…

Dlwb_5zX0AAbhRX.jpg

Arif BİLGİN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: