Nedir Bu Tarihselcilik?

Aliye Çınar Köysüren yazdı…

xsaxasacac

Müslüman aydınlar ve özellikle modernistler, sekülerizmin yükselişi ve modernitenin galibiyeti karşısında özellikle İslam dinin hüküm ayetlerini yorumlama konusunda, çözüm arayışına girmişlerdir. Onlara göre tarihsellik; olaylar ve hükümlerin her zaman tarihsel seyri içerisinde görülüp, evrensel bir seviyede değerlendirilmemesidir. Tarihselliğin başka bir tanımı da şöyledir: Hukûkî bir hükmün belirli bir tarihî, coğrafî ve sosyal ortamda var olması, onun varlık ve devamının bu şartların varlık ve devamına bağlı olmasıdır. Kısacası tarihselcilik, ilkeleri kültürün belirlediğini savunur. Yani, tarihin bir diliminde meydana gelen bir olay o zaman dilimindeki sosyal, siyasal, ekonomik, coğrafî vb. şartlar tarafından oluşturulduğundan, söz konusu olayı anlayabilmek için adı geçen şartları özümsemek şarttır. O dönemi, kendi yaşadığımız ortamda hâkim ve geçerli olan kıstaslarla kıyaslayamayız, her dönem kendi toplumsal ve kültürel dinamikleri içerisinde doğrudur.

Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, tarihsellik, tarihselcilik gibi kavramlar özellikle Alman idealizminin pozitivizme bir direncinden çıkmıştır. Bizde ise tarihselcilik, vahyin nazil olduğu dönemi evrenselleştirmeye bir direnç olarak görülmektedir. Bu kavram ilk defa 1649 yılında Henry More tarafından; daha sonra da E. Bayer ve Hegel tarafından kullanılmıştır. “Geçmişte olup biten her şeyin geçmişte kalmasına rağmen etkisini sürdürmesi hâlini ifade için kullanılır.” Bu damardan daha sonra, anlamacı ve rölativist akımlar doğmuştur.

axaxaxaxacxac

Hıristiyanlığın dogmatik çerçevesinin 16. yüzyılda ortaya çıkan reform hareketleriyle birlikte kırılmaya başladığını görüyoruz. Önce kilisenin yorum üzerindeki otoritesi kaldırıldı. Kartezyen düşüncenin teolojiye yansıtılması ile bazı teolojik düşünce hareketleri de başladı. Bu aydınlanma süreciyle birlikte Batıda akıl ön plâna çıkmış, dini dogmalar tartışılmaya, hatta reddedilmeye başlanmıştır. Sekülerleşme bir trend olarak varlık göstermeye hatta hakimiyet ilan etmeye başlamıştır. Kilise, otoritesini yitirmeye başlamıştır. Bundan dolayı kimi dogmaları rasyonelleştirmek zorundadır. İşte bu durum, Hz. İsa ve İncilleri tartışmaya açmıştır. Hz. İsa’nın kimliği neydi? İnsan mı, ilâh mı? Tercüme olan bu İnciller Hıristiyanlığı gerçekten yansıtıyor muydu? İsa ne demek istemişti? Tercüme mahsulü olup birbirinden farklılıklar da arz etmekte olan bu İncillerin lâfızlarından çok, Hz. İsa’nın ne demek istediğini tespit etmek gerekiyordu. İşte bu ve benzeri sorulara cevap aramak için Hz. İsa’nın dönemine gitmek ve söylediklerini o günün konjonktürü içerisinde anlamak gerekiyordu.

Bu bağlamda ilk girişim 16. yüzyılda bir Fransız rahibi olan Richard Simon tarafından yapılmıştır. 17 ve 18. yüzyıllar akılcı ve tarihselci okuma metotlarının geliştirilmesi süreci başlamıştır. Salome Semler tarafından geliştirilen tarihselci-hermenötik (yorum bilim) programı kutsal metinlere ve dogmaya karşı yeni bir bakışı ortaya koyuyordu. Bu, gerçekten de Protestan teolojide yeni bir dönemin başlamasına yol açacaktır.. Semler ilk defa Kitab-ı Mukaddes’e bir dinler tarihçisi ve tenkitçi bir tarihci gözüyle bakıyordu. O, müfessirin bakış açısını öne çıkaracaktı. Semler, bunun için iki hermenötik kural geliştirmiştir: Bunlardan birincisi, tefsircinin kendisi ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki tarihsel mesafenin farkında olması gereğidir. İkincisi ise, Kitab-ı Mukaddes tefsirinin, metin tefsirinin evrensel ilkelerine uyularak yapılmasıdır. Semler’e göre kutsal metinler Allah kelâmı değildir. Sonuç olarak Semler’in çabası, akılcı ve tenkitçi bir tefsir metodu ve bilimsel bir teoloji ortaya koymak olmuştur (M. Soysaldı).

xsaxaxaxa

Tarihselcilik Descartesci rasyonalizm üzerinden Katolikliği yüceltmenin yerine, rölativizmi öne çıkaracak Protestanlığın işini kolaylaştıran bir araçtır. Bu rölativizm, sekulerleşmenin lehine, kutsalın aleyhine işlemiştir. Felsefede Descartes`in izdüşümünü fizikte Newton sürdürürken, Kant ile yeni bir dönem başlayacaktır. Nitekim Kant dünyayı inşa eden benim zihnimdir diyecektir. Oysa Descartesci düşüncede nesnel gerçeklikler ve Dünya vardır. Kuantum fizikte, Kant`ın dönüşümünü yansıtmıştır. İşte tarihselcilik ilk akıma itiraz ederek, Kant ve Kuantum çizgisinin bir yansımasıdır.

Batıda geliştiği şekliyle seküler tarihselci yaklaşım daha sonra oryantalistler tarafından Kur’an’a uygulanmıştır. Aslında, modernist-hümanist tarihsel bakış açısıyla ilk İslam çalışmalarına başladıklarında, mevcut birikimi akli manipülasyona tabi tutmuşlardır. Bu çabaların tipik örneklerini, örneğin Montgomery Watt’ın “Hz. Muhammed’in Mekkesi”nde görebiliriz. O zimnen sunu diyecektir: Kur’anî anlatıları genel-geçer mutlak ifadeler olarak kabul etmemek gerekir… Tarihselcilik tartışması deyince akıllara geliveren Fazlur Rahman’ın da bu çizgide olduğunu anımsayabiliriz.

xaxaxaxaxa

Tarihselcilik, gerçekte rasyonel bir manipülasyon projesinin devamıdır. Kutsal metni lafızcı ve akılcı bir yöntemle anlama girişimidir. Oysa sembolik ve metaforik anlam ağı, imana kapı açar, varoluşsal gelişme imkan verir. Sembolik anlatım, gerçekte dinin lehine bir savunudur. Örneğin, Kabe`nin bir sembol olması onun gerçek olmadığını değil; bilakis her zamanın insan ve kültür profilinin kendi durumuna göre onu anlayıp yorumlayacağı ve bu sembolde, aidiyetini farklı şekillerde görebileceği anlamına gelir. İman da buraya organik bir bağ ile bağlıdır. Yine aynı örnek üzerinden bakarsak, Kabe Hz. Muhammed döneminde inşa edilmiştir, o kültürün bir ürünüdür. Her ne kadar tarihselci metot hukuki konulara uyarlandı dense de, biz bunu tarihin ve kültürün belirleyiciliği bağlamında misal olarak verdik. Diyebiliriz ki tıpkı İslamcılığın son kertede inanç manzumesine kilitlenip, iman kanallarını tıkadığı gibi, tarihselcilik de rasyonellik tekelinde inançlılığa bağlanmıştır. Allah`a inançtır. Hatta tarihselcilik onu kültüre ve topluma da indirgeyebilecektir. Böylece tarihselcilik tam olarak bir inanç ve akideler dini ile varoluşun bütün boyutlarına dokunamaz. Zira inanç eksenli kabuller, dini salt zihinsel bir dogmaya indirger. Bu da yavaş yavaş deizmi besler gerçekte. Böylece günümüzdeki deizm tartışmasının köklerinin, rasyonel manipülasyonlara kadar geri gittiğini söylememiz gerekir. Tarihsellik kısaca, iman konusunu rasyonalize edip, salt akılla anlama ve anlatma isteğidir. Bu bağlamda yapılan Kur’an’ı anlama ve açıklama çalışmalarını anımsayabiliriz. Zira Kur’an’ın dünyasına hazırlık için bilgiler verilebilir ancak 7 ayetlik temel ve anlaşılması apaçık olan bir sure için (Fatiha) 300 sayfa izah yapmak, önce tarihselliğe kilitleyip sonra çilingirciyle uğraşmak demektir… Bu zihin dünyamızın durumunu beyan ediyor. İşte bu tam olarak kast ettiğimiz, imandan inanç eksenine kayıp hatta rotayı oraya kilitlemedir.

İster tarihselciliğin hararetli konuşulduğu zamanlarda isterse de şimdilerde olsun, bu kadar rağbet görmesi, gizli bir itiraftan başka bir şey değildir. Bu itiraf da şudur: Müslüman aydınlar! Kavram geliştiremediği için, hem tarihe gidecek kategorilerinin yokluğunu, hem de somut olguların rölatifliğini tarihselcilikle ifade etmeye çalışmışlardır. Esasında farkında olunmadan indirgenen tarih yüceltilerek, ‘tarihi materyalizm’e pirim verildiği unutulmaktadır.

mamama

Aliye Çınar KÖYSÜREN

Nedir Bu Tarihselcilik?’ için 2 yanıt

  • İslamiyetin rasyonalite ile ilişkisi konusunda yanlış bilinenlere dair bir kaç yorum yapmam gerektiğini düşündüm bu yazıyı oluyunca, lakin Kabe’nin Hz. Muhammet tarafından inşa edildiği iddiasını görünce bütün ciddiyetim kayboldu gitti tabiki Oryentalist bir yaklaşımla anlatılmak istenen düşüncevari yapının da…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s