Yük Odunu ve Gelsin Artık Kışların En Çatçatlısı

Arif Bilgin yazdı…

yyyylylylyyl.jpg

Çok şiddetli kışlara rağmen fakir aileler 5 veya 6 eşek yükü meşe odunu ile idare ederlerdi. Dağ köylerinde yaşayan köylüler, çevrelerindeki ormanlardan kaçak olarak meşe ağaçlarının bir iki yıllık dallarını yazdan keserler, belli bir boya ayarlarlar, kuruturlar ve satmak üzere köylere, kasabalara getirirlerdi. Şehirlere Ormancı korkusundan gidemezlerdi. Kasabalara bile orman muhafaza memurlarına yakalanmamak için daha çok pazar günleri getirirlerdi. Sokaklarda dolaşarak satarlardı. Kaç eşek yükü odunu varsa, almak için talip olanlara hepsini birden vermeyi çok isterlerdi; hepsini almayanlara vermek istemezlerdi. Bir iki eşek yükü odunu kalırsa satması çok zor olurdu., ucuz vermek durumunda kalırdı. Bunu bilen komşular, oduncunun mesela sekiz eşek yükü odunu varsa, kendi aralarında beş dakikada paylaşırlardı:

‒ Kele anam epeydir elimiz dar da, üçünü biz alak, beşini sen al

Elbistan’ın girişinde satmaya alışanlar da vardı. İşini bilenler, sabah erkenden oraya gider ve istediği gibi seçerek alırdı. Bu kısımla ilgili hatırasını İbrahim Gövcecik’ten dinleyelim:

‒ Hocam malum, şehre dağ köylerinden gelenlerin giriş yolları bizim evin oradan geçer.  Köylerinden sabah ezanında Askerlik şubesinin karşısındaki şimdi caminin yerindeki boşlukta eşeklerinden indirmeden konaklarlardı. İşi bilen şehirliler de erkenden oraya gelir, daha şehre girmeden odunu mümkün olduğu kadar ucuza alırlardı. Oduncular, kasabayı dolaşıp satamadıkları odunları da oraya yıkarlar ve bize emanet ederlerdi. Biz de mahallenin çocukları, okul yoksa ki çoğu zaman ormancı korkusundan hafta sonu getirirlerdi. Odunları bekler, onlardan birkaç kuruş bekçilik parası alırdık. Ayrıca hanlarda yatmayıp köye dönecek olanlara da tarlalardan aşırdığımız küçük lahanaları satardık. Lahanaların kökünü eşeklerine yedirirler, göbeklerini de kendileri yiyerek yola revan olurlardı.

yyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy

O yıllarda değiş-tokuş geçerliliğini yitirmemişti. Oduncular, hatta köy köy, kasaba kasaba dolaşan çerçiler, ürünlerini para ile o yoksa çeşitli eşya ve yiyecek, giyecek ile değiştirirlerdi. Mesela üç eşek yükü odunu pazarlık sonucu bağladıkları fiyatla alım-satımı yapılır, kalan iki eşek yükü odunu da eski elbise, gömlek, bulgur, sabun, buğday gibi malzemeler karşılığında verirdi. Onun da onlara ihtiyacı vardı. Altmışlı yıllarda bile köylünün sokak aralarında sattığı ahlat armudu, alıç, dağdağan, eşkın, yemlik, çiriş, kenger gibi şeylere genellikle para verilmez bulgur, sabun ve giyeceklerle değiş-tokuş yapılırdı. Hatta para teklif etsen kabul etmeyenleri çoktu. Demek ki böylesi daha işlerine gelirdi. Onlar açısından işin kötü tarafı herkesin verdiği iri, orta ve ufak bulguru aynı çuvala korlardı…

Ormanlardan “Yük odunu” olarak meşe ağacının bir iki yıllık dallarını kesilirken, daha büyük iş yapanlar da gövdelerini keserek kamyonlarla getirirler ve Ton odunu olarak satarlardı. Kocaman kütükleri zenginler, bir ton, iki ton, beş ton aldıkları için ton odunu denirdi.

Meşe odununun özelliği çok dayanıklı olmasıdır; yani hemen yanıp geçmez, uzun süre alevli olarak sobada yanar; sonra da közü mangala alınır ve saatlerce ısıtmaya devam eder. Kok kömüründen gönüllü mü gönüllüdür. Birçok aile oduncusundan memnunsa Baa her yıl beş eşşek yükü odun getir haa tembih ederdi.

Odunları indirip gösterilen yere yığdıktan, parasını veya karşılığını aldıktan; hele bir de ev sahibi, haline acıyıp sulu ve pilav ile gannını doyurdu mu oduncunun keyfine deame getsin; tavlanırdı. Her yıl en kuru odunları ile ilk önce onların kapısına varırdı. Hatta Yunus Emre’nin Tapduk Emre’ye Senin dergâhına odunun bile eğrisi giremez dediği gibi çok düzgün olanları seçip getirirdi.

Eşeklerin sırtındaki odunları bağladıkları ipi çözer çözmez hepsi birden iki yana dökülürdü. Eğer evde kıracak biri odunu satandan rica ederler, o kısa zamanda bir kütüğün üzerinde odunun ucundan bir eliyle tutup diğer eline aldığı baltayı vurarak istenilen boyutlarda keserdi. Nasıl mutlu olurdu o aile! Odun almışlar, kırdırmışlar ve içeri dizmişler. E zaten unluk bulgurluk da aldılardı, ekmek edilmiş, erişte kesilmiş, yağ ile peynir de küplere basılmıştı.. Oh gelsin artık kışların en çatçatılısı.

yyyy

Ton odunu alanlar ise bir an önce kırdırıp odunluğa istif etmek için oduncu arardı. Oduncu yani baltacı yani odunları ücret karşılığında kıran kişi... Onlar birer, ikişer hatta üçerli gruplar halinde omuzlarında baltaları olduğu halde Oduncuuu.. diye bağırarak sokak sokak dolaşırlardı. O yılın odunun tonu kaça kırılıyorsa millet anında öğrenir ve aşağı yukarı aynı paraya kırdırırdı. Bazı oduncuların Biz daha eyi, daha güccük, daha çabık gırarık… diye üç beş lira fazla para istedikleri olurdu. Eğer evde kıracak biri varsa, ilk fırsatta kırılır, odun iyice kurumamışsa güneşe serilir ve kuruduktan sonra odunluğa istif edilirdi. Odun kırıkları bile iri, orta, küçük diye ayrı ayrı toplanır, ayrı ayrı yerlere yığılırdı. İrileri sobada yakılmak üzere kayılmış odunun önüne konurdu, daha küçüğü de onun önüne duturuk olarak yerleştirilirdi. Yakılacağı zaman duturuğun önüne ve biraz da altına kâğıt konur ve çam ile (biz çıraya çam deriz) soba tutuşturulurdu. Eh artık gel keyfim gel…

Fakir evlerin odunu az olunca, kırığı yani duturuğu da az olurdu. Kıtlıktan çıkalı çok olmamış memlekette her şeyi idareli kullanmak bir yana bunları temin edemeyenler çoktu.  Çamı hatta kibriti olmayanlar vardı. Bu durumda anneler vakti gelince örtmeye çıkar ve konu komşunun bacalarını deatlemeye başlardı. Kimin bacası yanıp da dumanı açık maviye dönmüşse oradaki soba iyice yanmaya başlamış demekti. Az sonra köz olacak demekti. Bir süre bekler ve o eve oğlunu, elinde saası (faraş) vererek gönderirdi. Çocuk kapıyı açana söylerdi:

‒ Annem ıcık köz istiyor.

Onlar da ikiletmez, kül içine yarı yarıya gömdükleri üç beş köz verirdi. O közler kayılmış, yanmaya hazır hale getirilmiş odunların ve kırıkların en önüne ve alt kısmına yerleştirilir. Üzerine bulabilirlerse kâğıt veya çok kuru küçük kırık konduktan sonra dakikalarca üfürülerek közlerin küçük kırıkları yakması, onların alevlenip daha büyüklerini tutuşturması sağlanır. Yanacağı kesin olunca sobanın kapağı sonra da alttaki küçük kapak yarı yarıya kapatılırdı. Çok geçmez sobadangürp gürp gürp… sesi duyulurdu ki oh artık bugün de ev horantası ısınacak, su gızdırılacak, yemek pişecek ve akşamları kalan közleri ile kürsüde yarenlik edebileceklerdi…

ykykykyyk

Arif BİLGİN

One Comment on “Yük Odunu ve Gelsin Artık Kışların En Çatçatlısı

  1. Bir dağ köyünde öğretmenlik yaparken öğrendim odun yüklemeyi.Dışardan bakınca bir yük odun ne var bunda derler. Bir yük odun hazırlamak,yüklemek ,getirmek her babayiğidin harcı değildir.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: