Babama Mektup

Muaz Ergü yazdı…20170419_184611_HDR-1Sana uzun zamandır bir mektup yazmayı düşünüyordum. Mektup yazmayı düşünüyordum ama her şey öyle değişti ki Baba! Artık mektup yazmak diye bir şey yok. Telefonlarda kısa mesajlaşma var,  internet var, sosyal medya var, herkesin her dakika birbirinden haberdar olması için çeşit çeşit imkânlar var… Ama iletişim yok, samimiyet yok, sıcaklık yok, insanların birbirinden haberi yok… Hani atalar “çok muhabbet tez ayrılık getirir” demişler ya şimdi muhabbetsiz ayrılıklar, hiç bir araya getirmeyen muhabbetler… Ayrılıkların da tadı yok muhabbetlerin de… Ama olan bir şey var ki o da insanın, insaniliğin yokluğu…

Evet, çok sert girdim sanırım lafa. Bilirisin ben hep böyleydim. Hep kitabın ortasından konuşurdum. Anam çok hoşlanmazdı bu yönümden. O, hep duymak istediği lafların söylenmesini isterdi. Bütün hikâyelerin güzel bitmesini… Ne yapsın çok cefa çekmiş, acıyı tecrübe etmiş Anam!… Ana karnında yetim kalmış, çocukluğunun baharında öksüz… Her şeye rağmen, yaşanan bütün travmalara rağmen sizler gerçekten iyiydiniz, iyi kalmayı becerebilmiştiniz. En çok da saflığınız vardı, safiyetiniz… Sahi siz ne güzel inanmışlardınız! Ne de güzel iman etmiştiniz Kadir-i Mutlak’a… Çok okumamıştınız ama çok imanlıydınız buna kefiliz. Şimdi bizler çok şey biliyoruz ama imanın, inanmışlığın lezzetine sizin kadar varabilmiş değiliz. Sizin kadar adanmış da değiliz. Siyasetlerden, stratejilerden, kavram karmaşasından, kavgadan başımızı kaldırıp dünyaya sizin baktığınız gibi bakamıyoruz. Yoksul ama mütevekkil, dünyalığa batmamış bir başı diklik…

Siz mütevazı neslin son güzel insanlarıymışsınız. Yaşadıkça daha iyi anlaşılıyor bunu. Bütün eksiğine rağmen geride bir ruh bırakıp gittiniz. Ruhaniyetiniz zaman zaman yüreklerimizi yokluyor. Bizden geriye sanırım bu da kalmayacak! Çocuklarımıza inanmışlığın, adanmışlığın, mahviyetin tortusu bile kalmayacak. Bizler son mirasyediler olarak geçeceğiz tarihe. Çok güzel plazalarda, ofislerde bürolarda çalışıyor, çok güzel, kocaman evlerde oturuyoruz, en güzel arabalara biniyoruz lakin eşyayla bütünleşemiyor, bir turist gibi dolaşıyoruz kendi mekânlarımızda. Evlerimiz otelleri andırıyor… Yabancıyız evlad-ü iyalimize bile…mustafafafafafafafaSen buralardan gideli yıllar olmuş baba!… Onca kış, onca bahar… Gönül kuşun havalanalı upuzun yıllar… Sen giderken gökyüzü daha berraktı, toprak bu kadar kirlenmemişti. Dünya bırakıp gittiğinden daha iyi değil. Bırak iyi olmayı daha kötü olmaması için dua etmeli! Sizin gibi adamların, âdemlerin varlığı mahalleyi mahalle yapıyormuş. Sen, Sakallı Ahmet, Mustulunun Arık, Terzi Mustuk, Bebek Emmi ve cümle yârenleriniz… Şimdi yaşadığınız mahalle gerçekten çok ıssızlaşmış. Mahalledeki küçük cami yıkılmış, yerine kocaman bir cami yapılmış. Ama çocukluğumuzun camisinin sıcaklığı kaybolmuş; Merhametin, şefkatin yerine betondan bloklar dikilmiş… Soğuk, asık suratlı…Tevazu, engin gönüllülük sizlerin en hissedilen yanlarınızdı. İhtiyacınız kadarı için çabalardınız. Şimdi her şeyin daha büyüğü, daha pahalısı, daha süslüsü, daha daha fazlası makbul. Siz de makbul olan daha fazla insanlıktı… İnsanlar her şeye sahip ama mutlu değil. Hele huzurlu hiç değil. Gönül sarayı paramparça. Aklın ve hevanın askerleri bozguna uğratmış düşleri, sezgiyi… Kendinden, hayatından haberi olmayan sınav şampiyonları yetiştiriyoruz. Sizin torunlarınız en güzel okullarda okuyor ama hepsi mekanik, makine gibi… Bütün sınavlarda birinciler ama bakkaldan ekmek almayı bilmiyorlar. Gerçi bakkalda kalmadı mahallelerde. Taşraya, köyler bile uluslararası sermayenin alış veriş merkezleri girdi. Kanaat yok artık, kazanmadığımız paraları harcıyoruz. Herkes gırtlağına kadar borca, çamura batmış durumda. Her şey işgal altında. En kötüsü yüreklerimizdeki…

Seninle çok zaman geçirdik. Yaylanın cılga yollarında yürürken ne güzel türküler söylerdin. En çok da “Gara gözlüm gar yağdırdın” türküsünü… Şimdi babaların çocuklarına türkü söyleyecek vakitleri de yok. Zaten babalara türkü deyince çoğu boş boş bakıyor. Sen, çok iyi bir dosttun aynı zamanda. Seninle geçen zamanlar ömrümün en müstesna zamanlarıymış. Doğanın, tabiatın kalbine dokunduğumuz zamanlar… Susamış toprağa su verirken ki toprağın suyu hasretle içmesi, ağaçların çiçeğe durması, kuzuların analarının ardından melemesi, bahar gelince çiğdemlerin rüzgârda sallanması, karlar eriyince sümbüllerin boy vermesi, ekin biçme zamanı başakların altın sarı bir renge bürünmesi… En çok da bir gün bizim elma bahçesini beklerken gece uyanıp çardakta görememenin korkusu, hüznü… Evet, bunu hiç unutmuyorum. Bozkırın en güzel gecelerinden, ay damlıyor gökten, yıldızlar ayrı bir şarkı tutturmuş, cır cır böceklerine inat… Uyandım, sağa sola baktım sen yoksun. Baba, baba! Diye korkuyla seslenip sonra o senin bütün geceyi yırtan, korkulardan emin kılan sesini duymak. Buradayım dediğinde cennete düşmek!…

Şimdilerde tabiatın, doğanın keşfedilecek bir sırrı kalmadı maalesef. Doğaya korku ve hayretle bakan; Oradaki mucizeleri tecrübe eden bir bakış kalmadı. Doğayı tahrip eden, onu metalaştıran ve ondan azami faydayı sağlamayı tek gaye haline getiren bir canavarlaşmış anlayış hâkim. Her şeyin üzerindeki sır perdesi, gizem, efsun kaldırıldı. İnsan yıkıcı, tahripkâr… Yalnız bu sır perdesinin aralanması, her şeyi bilme saplantısı yeni ufuklar açmıyor insanın önünde… Bir sizi düşünüyorum bir de şimdiyi. Medeniyet de medeni olmak da güçle, parayla, makamla değilmiş. İyi olmakla, iyilerden olmakla mümkünmüş medenilik. Hani ahlaksız, kötü, kavgacı insanlar için “yüzünün suyu dökülmüş” derdiniz ya işte tam da bu günlerde dünyamız korkunç bir çirkinlikte. Yüzünün suyu dökülmüşlerle dolu arz…

Muaz ERGÜ

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: