Herif O Dealden Eşine Seslenir: Irbıı Doldur Da Zobaya Goy, Belki Gerek Olur…

Arif Bilgin yazdı…soba

Geçenlerde hatıralarımızı yük odunu üzerine sermiştik. Bugün zoba çevresinde kurutalım biraz…

Ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi biz de ‘soba’ yerinezoba derdik; tıpkı Sabiha’ya Zebaha, sabaha zabah, sopaya zopa dediğimiz gibi; ama her ne hikmetse zıypağa da sıypak derdik.

Seksenli hatta doksanlı yıllara kadar Anadolu’nun sayısız köy ve kasabasında mesela emaye sobayı görmeyenler çoğunluktadır. Teneke sobalar revaçta idi. Düz kova gibi sobalar, zamanla yerini Göçmen zobasına yani kuzineli sobaya bıraktı. Öyle ya beş altı meşe odunu yakar, üzerinde hem koca bir ırbık/güğüm su ısınır, hem tıkır tıkır yemek kaynar, hem fırınında tavadan, kömbeye, kestaneden patatese kadar birçok şey pişer, hem de çevresinde bebenin bezleri kururdu; hangi ev hanımı istemez böyle kolaylıkları?

Sobanın verdiği tadı hiçbir şey veremez. Kayılmış sobanın çam ağacının yağlı bölümünden parmak kadar yarılmış paçası (ona da çam derdik) ile tutuşturulduktan az sonra odunun yanmaya başlaması, lap lap lap yandıkça alevlerin karşı duvarda oluşturduğu çeşitli gölgeler, kuvvetli yandığında sobanın kızarması, üzerine konmuş çaydanlıktaki veya güğümdeki suyun kaynaması yaklaşınca çıkarttığı cızırtı dünyadaki insanların belki yarısının hiç görmediği ve tatmadığı güzelliklerdir. Karda buzda üşümüş ve eller kartopundan veya kızak kaymaktan morarmış halde gelip sobaya sarılırcasına yakın durmanın ve yavaştan odayla birlikte vücudun ısınmasının tadını hiçbir yerde bulamazsınız. Kulakların sızısı az daha devam ederdi ama onun da hazzı bir başkaydı inanın… 

Güğüm deyip geçmeyin, içinde ısınan su ile farklı zamanlarda farklı görevler görürdü. Sabah yakılan sobanın üstünde ısıtılan su, abdest alınması, çocuklar kalkınca elini yüzünü yıkaması ve yıkanacak çocuk bezi falan içindir. Öğlen ve akşama doğru ısınmış su yemek ve çay içindir; artanı ile de bulaşıklar yıkanır. Akşam yemeğinden sonra gürül gürül yanan yakılan sobanın üzerinde güğüm yoksa, babanın da aklından bir şeyler geçiyorsa -güya kimseye çaktırmadan- hanımına seslenir:

‒ Gız zobaya şo böyük ırbıı doldurup goysene, belki gerek olur…

Aaaa

Bu dakkadan itibaren işin rengi birden değmiştir. İkisinin de birbirine davranışları yumuşamış yarı cilveli hale dönmüştür. Nitekim allem edilir kallem edilir döller erkenden yatırılır. Her gece herkes yattıktan sonraHaydin Allah ırahatlık versin sözüyle birlikte gaz lambası söndürülmeden alevi içine çekilerek iyice kısılırken bu sefer söndürülür. Yatarlar amma epeyce ses çıkartmadan uyumuş numaraları ile kımıldamaya korkarak çocukların uyumaları beklenir. (E gerisine de karışmayın artık!) Gene de en çok annelerin yüreği düşer, biri bir ses duyar da lerpede gözlerini açar diye.

Sobanın durumuna göre yaşlıların, arkasına veya yanına yerleştirilen mindere kurulup uyuklaması, hemen dibinde veya yakınında uyuklayan kedinin mırıl mırıl ses çıkartması; hatta fırınında çizilmeden bırakılmış kestanenin o dar alanda Paaaat mı deyim yoksa gümmm mü deyim arasında patlaması bile kulağa hoş gelen seslerden, görüntülerden, renklerdendi…

Artık yaşanması imkânsızlaşmış o hatıralar, kendilerini hatırlayabilenlerin hafızalarına emanet edip gittiler…

Soba altlığı olurdu. Titiz ev hanımları odun kırıkları, kül vs halıya, kilime dökülmesin diye kenarları çıtalarla yükseltilmiş, ahşaptan, ayaklı ve sac ile kaplanmış geniş altlık aldırırlardı. Onu koymadan önce de altına her tarafından yirmi otuz santim taşacak kadar büyük muşamba sererlerdi. Öyle ya sobayı yeniden kaymak için günde en az birçoğu zaman iki kere sobanın külü çekilir. Tekrar odun ve kırıklarla kayılır. Yatsı sırasında yanıp biter ve köz olduğunda mangala alınır ki çevresine oturanlar ısınmaya devam etsin. Bunlar yapılırken elbette dökülenler olacaktır. Ateş köz bile düşer; bu takdirde halı kilim yanmasın istenir. Mangalda köz ile kül arasına, soğandan patatese, kestaneden palamuda hatta pancara, şeker patatesine kadar çok şeyler gömülüp pişirilir ki tadına doyum olmaz. Çerezi, şıra çeşitleri ya da dürecek sızgıtları olmayanlar için Geberyatlık yerine geçerdi.

Soba altlığı demiştik. Oraya dökülen külü, kırıkları patates veya kestane kabuklarını temizlemek gerekirdi. Soba gürül gürül yanıyorsa altına sokulan eli yakmadan temizlemek de kolay değildir. Bu sebeple genellikle tavşanayağı kullanılırdı. Tavşanın arka ayağı, dirseğe kadar olan bölümü alınırdı; tüyleriyle birlikte harika bir fırça olurdu. Bir ucundan tutup kalan yeriyle soba altlığı tertemiz edilirdi.

kül küpü

Az daha geriye gidersek neler görürüz neler. Mesela sobaların arkasında höllük/öllük kabı dururdu. Bebesi olan aileler, kundaklarken gerekli bezleri serdikten sonra bebenin altına gelecek şekilde öllük koyacaktır, yavrusunun sıcak vücuduna soğuk toprağın değmesini, üşütüp hasta etmeyi hangi anne ister? Dolayısıyla sıcak olmasını isterdi; bu yüzden sobanın arkasında durdururdu höllük/öllük kabını. Sonra sobadan çıkan meşe odununun külü öyle götürülüp küllüğe atılmazdı; avlunun bir köşesine yapılmış helanın içinde duran sırı dökülmüş artık işe yaramaz hale gelmiş veya bir tarafı üstten kırılmış bir küpe konurdu. Bunun da adı Kül küpüydü. (Neden burada külün olduğunu anlamışsınızdır; bilmeyenler sormasa da anlatayım; şimdi meraktan çatlar bir kısmı!). O zaman her yerde hele de küçük kasaba ve köylerde kanalizasyon yoktu. Şimdi bile olmayan yerler vardır. O zaman ne yapılmalı? Hela olacak yerin dört duvarı örülmeden belli derinlikte çukur (fosseptik diyelim) kazılırdı; sonra duvarları örülür, yükseltilir ve ahşap takviyesi ile inşaat tamamlanırdı. İhtiyacını bu çukura doğru giderenler bir de -herhalde- taharetlenirdi/yıkardı kendini. Aşağıya dökülen şeylerin öyle kalması ortalığı hatta mahalleyi kokudan yaşanmaz eder diye düşünüldüğünden, üzeri kapanacak kadar kül dökülürdü. Böyle devam edeceği için hem koku pek olmaz; hem de helanın çukuru akmın (orada birikene akmın denir) ile dolunca boşaltmak, akmıncılara çektirmek icap ettiğinden dökülen külle az çok katılaşacağı için kolayca çekilirdi. Çekilenler de en kısa zamanda akmıncı tarafından  taşınırdı. O da eşeklerinin yanlarına astığı altları bağlanarak kapatılan, çözülerek açılan sandıklara yükler ve bostanında kullanmak için tembih eden birinin tarlasına götürerek dökerdi. Eğer o ara tembih eden yoksa bir yerde biriktirirdi. Hem taşıdığı için sahibinden para alırdı, hem tarlasına getirdiği adamlardan. Daha önceleri akmıncılar, helasını çektikleri adamlara para verirlermiş, yani akmını satın alırlarmış. Ticaret malı gibi düşününüz; akmıncı götürüp satacak ya, e o kazanacağına göre sahibi de ucuz-mucuz ona satarmış…

Meşe külü, ayrıca Don yumak için avluda ısıtılan suyun sertliğini almakta kullanılırdı. Don kazanında su kaynamaya başlayınca bir avuç meşe külünü üzerine atarlardı. Atar atmazhışşş…” diye bir ses duyulurdu ki böyle olunca suyun sertliği gider, yumuşayan suda daha kolay sabun köpürür çamaşırlar daha temiz olurmuş. Bu sebeple bazı hassa düşünen mahallelilerin çöplüklerinde zibillerin”, çer çöpün ve süprüntülerin atıldığı yer ayrı, küllerin fazlasının döküldüğü yer ayrıydı. Birinezibillik” denirdi, diğerine “küllük”. İhtiyaç duyanların alması için böyle düşünülürdü. Boşuna dememişler Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” diye…

Ben en çok, yattıktan sonra hava soğuksa, son bir kere daha ısı elde etmek için sobada kalan az közlerin üstüne atılan bir iki avuç irice kırıkların yanmaya başlamasıyla, karanlık odada sobanın ön ve üst deliklerinden sızan ışıkların ve gölgelerin duvarlarda, hatta mertekli tavanda oluşturduğu birbirinden çok farklı şekillere bayılırdım. Sanki çizgi filim gibi aklımla hayalimle biraz daha şekillendirdiğim, biraz daha bildik şeylere benzettiğim gölgeler, ışıklar… Tam dalmışken, o şekillere hayalimde kurduğum maceraları tam yüklerken ille annemin sesi duyulurdu:

‒ Hadi bakalım, uyumadan önce ezberlediğimiz sureyi okuyalım.

Başlardık; annem söyler biz söylerdik:

‒ Elhamdülillahi rabbil âlemin…
‒ Elhamdülillahi rabbil âlemin…
‒ Errahmanirrahim

‒ Errahmanirrahim…

Annem söyler biz söylerdik ve böyle böyle namazda okunacak çok sayıda sureyi daha okula gitmediğimiz çağlarda öğrenmiştik…ateş

Arif BİLGİN

Herif O Dealden Eşine Seslenir: Irbıı Doldur Da Zobaya Goy, Belki Gerek Olur…” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s