Fikrimin İnce Gülü

Ergür Altan yazdı…

Canım,

Bu gece yine uyuyakaldın kitabını okurken koltukta. Uyuyakalışlarını seyrediyorum senin, doluyor gözlerim. Evet, seyrediyorum seni ben; dalgınlığını, yorgunluğunu, bir bardağı iki elinle birden sarıp sarmalayıp, suyunu öyle içerkenki çocuksuluğunu…

Ne zaman, “aç avucunu” diye fısıldasam sana, gülümsüyorsun ve avucunu usulca uzatıyorsun bana. Bazen bir tutam kekik, bazen birkaç leblebi, bazen de bir çocuk mendili bırakıyorum o güzelim avucuna. Ah, bir tutam kekik kokusuna büyümek seninle, birkaç leblebiyi bölüşmek, ya da bir mendile parmak uçlarımızla dokunuvermek, incelikli bir mutluluk bize, tarifsiz bir huzur…

Hoyratlıkların kutsandığı bir zaman dilimindeyiz bir tanem; sevgisizliklerin, bencilliklerin, kibirlerin kutsandığı bir zaman diliminde, sen benim yaralı ruhuma bir ferahlıksın, ben senin incinmiş ruhuna bir duruluk…

Nice yaralı ruhlar var dünya üzerinde, nice incinmiş ruhlar; ama bizi yalnızlaştıran, ayrıksılaştıran ne biliyor musun? Yaralarını ve incinmişliklerini yarıştırıp, nezaketsizleşen, şefkatsizleşen, vicdandan uzak düşen çoğunluğun içinde değiliz. Ah, inan bana can parçam, iki parça can‘ız birbirimize tutunan ve biz böyle çok güzeliz…

Günümüzün yarısı dışarıda geçiyor; hırslarla, telaşlarla, kabalıklarla örülü bir dünyada, bir güvercin gibi veriyoruz ekmek kavgamızı. Sabah ayrılırken de sarılıyoruz birbirimize, akşam kavuşurken de; ben ne zaman tanığı olsam bir kabalığın, diyorum ki kendime, “az kaldı, ah, çok az; sarılacağım can özüme…”

Kimse bilmiyor, sevgiliyle aş hazırlarken, sofra kurarken, ya da bulaşık yıkarken bile duyumsanabileceğini mutluluğun. Ruhumuzun yorgunluğunu dindireniz biz, bedenimizin yıpranmışlığını hafifleten. Yorgunlukları çamaşır ipine dizerken sen, yıpranmışlıkları ütülüyorum ben de. Ev işi değil yaptığımız; can evimizde mutluluk oyunları oynuyoruz dilimize dolanan şarkılarla…

Canım,

Sana isminle değil, bir şarkıyla sesleniyorum bazen; “Nazende Sevgilim” oluyorsun benim, “Aşkımın İlk Baharı” ve “Fikrimin İnce Gülü…”

Sen de bana kitap isimleriyle sesleniyorsun gülümseyerek; “Şeker Portakalı” oluyorum, “Martı Jonathan” ve “Küçük Prens…”

Başka bir dünya kurduk seninle can yoldaşım. Fikrimin İnce Gülü‘nü söylerken Martı Jonathan, Nazende Sevgilim de Şeker Portakalı‘nı okuyup uyuyakalıyor koltuğunda gece yarıları…

Başka bir dünya mümkün sevdiceğim, aşk‘a bir dünya mümkün; umutsuz olmak ne mümkün, aynı gökyüzünün altında bağrımıza basarken doğayı, çocukları ve aşıkları…

Ergür ALTAN

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: