Yasak Ağaç Altında Verdiğim İlk Poz

Erdal Çakır yazdı…

yasak

Gün boyu huysuzlandım durdum. Neye huysuzlandım, niye huysuzlandım bilemedim. Rahatsız eden bir şey ya da şeyler vardı muhakkak. Doğrusu sebebini sormak da istemedim. Tadını çıkarmalıyım dedim bu uğursuzun. Hem sebebini bulmak beni rahatlatacak mıydı ki. Belki de bu sefer hiç istemeyeceğim başka bir huysuzluk yapışacaktı yakama. En iyisi mi çek bir pasaj hayatından keyfine bak.

Huysuzlanmak iyidir aslında diye düşündüm bir ara. İçinin toprağını kabartır, höllük höllük atar. Bereket getirir. Havalandırmış olursun kalbini, zihnini, melekelerini, yeteneklerini. Duygularının, ruhunun, düşüncelerinin güneş görmedik yeri kalmaz. Daha ne istiyorsun. Daha ne istemiyorsun ki.

Aklıma, kalbime vuran ilk ide, ilk imge neydi acaba. Hayatımın ilk düşünce eylemi, ilk duyuş… Bi dakka bi dakka, bir şeyler hatırlar gibi oldum. Dört-beş yaşlarındaydım galiba. Teyzem, anneannem ve ben ayaklarımızın altına gelecek şekilde beze sarılı kızdırılmış taşlarla aynı yatağın içindeydik. Üşümeyeyim diye beni ortalarına almışlardı. Kışın ortası, soğuğun zemheri olanı… Üçümüz de ayak altlarımızdaki taşlardan azami istifade edebilmek için sırt üstü yatıyorduk.

Teyze dedim, kafamı ondan yana devirerek,

Biz ölünce cennete mi gideceğiz.

İnşallah dedi teyzem

Peki cennet hiç bitmeyecek mi.

Bitmeyecek.

Nasıl bitmeyecek yani ölmeyecek miyiz.

Hayır ölmeyeceğiz.

Olur mu, ölmeden olur mu hiç dedim.

Sus dedi teyzem, Allah şimdi ikimizi de çarpar.

öfffff.jpg

Soruyu soran ve irdeleyen bendim. Çarparsa beni çarpardı, teyzemi niye çarpsındı ki. Ama sustum. Gözlerimi tavana diktim ve öyle kalakaldım. Teyzem son cümlesini o kadar emin bir tonlamayla telaffuz etmişti ki, ne yalan söyleyim korkmuştum.

O günden sonra tek başıma kaldığım her an cenneti düşünmeye başlamıştım. Çok hoşuma gidiyordu. Cennet… sonsuzluk, istediğin her şey, mutluluk, huzur, şu kuşu istiyorum diyorsun anında pişmiş olarak önüne geliyor, neler neler ve ölmüyorsun üstelik. Ama beni en çok cezbeden şey, cennette istediğim kadar sigara içebileceğim hayaliydi. Babam rahmetli, tütünü öyle bir çekerdi ki ciğerlerine, en az bir paragraflık konuşma süresince ağzından burnundan dumanlar fışkırırdı. Ne imrenirdim ne imrenirdim. O vakitler sigara, sadece erkeklerin dudağında görülen bir keyif maddesiydi. Kadınlar içmezdi. Dolayısıyla çocuk dünyasında sigara, adam sayılmanın, erkekliğin, otoritenin, kudretin nişanelerindendi. Nasıl imrenmeyecektim ki.

Yine o vakitler çocuklarını sigara içerken yakalayan babalar, kesinlikle müsamaha göstermez, basarlardı sopayı. Şimdi düşünüyorum da o dayaklar, acaba baba otoritesinin zaafa uğratılma endişesinden mi kaynaklanıyordu, törenin çiğnenmesinden miydi yoksa çocuklarını zararlı bir akışkanlıktan koruma sebebiyle miydi. Doğrusu ben otoriteyi koruma saikinin ağır bastığını düşünüyorum.

Unutmadan hemen not edeyim: Çocukluktan yeni yetmeliğe adım attığım zamanlardaydı sanırım, sigara içen ilk kadını gördüğümde nasıl şok olmuştum, anlatamam. Kadın alenen yıllarca sigara dumanından harç taşıyarak ördüğüm o muazzam eril kubbeyi yerle bir etmişti.

Nerde kalmıştık. Cennette. Kalalım efendim. Aksi tercih kullanacaklarla ne işimiz olur.

muuu

Erdal Çakır

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s