Paris’in Orta Yeri Notre Dame-I

Alaattin Diker yazdı…

thumbnail_Notre Dame kapısı önünde.jpg

Uzun bir süre sırada bekledikten sonra Notre Dame Katedrali‘ne girebildik. Haşmetli bir kapıdan içeri girerken aklıma ne Anthony Quinn‘in başrol oynadığı Hollywood yapımı sinema filmi ne de çocuklarımla izlediğim Walt Disney yapımı çizgi film geldi. Anlaşılmaz şekilde birden, bu kilisede cereyan etmiş, iki ayrı olayı hatırladım. İlki ölümle, ikincisi tutuklama ile sonuçlanmıştı…

21 Mayıs 2013 tarihinde aşırı sağ görüşlü yazar Dominique Venner; ”Tembel ruhları karanlık uykularından uyandırmak” için bu Katedral’in içinde intihar eder. Kastettiği tembel ruhlar Avrupa çökerken seyirci kalan aydınlardır. İleri sürdüğü gerekçe ise çok farklı. O yıl yüzbinlerce insanı Paris sokaklarına döken, ‘eşcinsel’ evlilikleri yasaklayan yasanın iptal edilmesidir. Ölümünden hemen önce yazdığı son kitap ‘Batılı Samuray’ı dikkate alırsak yazarın başka bir amacı olduğundan kuşku duyabiliriz. Son kitabına göre; Venner‘in dünya görüşünün ve siyasal bakışının özeti şudur: Avrupa sonu belirsiz bir ‘kış uykusuna’ yatmıştır! Tarih ve kimlik köklerinden kopmuş bir Avrupa iç ve dış ‘düşmanlar’ ile boğuşmaktadır. Büyük nüfus göçü yüzünden Avrupalılar kendi ülkelerinde azınlık durumuna düşeceklerdir!

Keza 1966 yılında Der Spiegel dergisi ile yaptığı bir röportajda Heidegger, ”Bizi ancak Tanrı kurtarabilir” demişti. Venner de ”önce mistik, sonra politik’ açılım diyor. Böylece bir medeniyetin metafizik temeller üzerinde yükseldiğini ya da çöktüğünü belirtmek istiyor. Batı’da dini hayatı ancak Noel ya da Paskalya günlerinde sezebilirsiniz; onu da piyasanın kışkırtmasıyla. Dini ritüellerin dibe vurduğu Avrupa’da, nedense aynı günlerde satışlar hep tavan yapar… Yine onunla yapılan son konuşmada Venner; ”Nasıl Şiva‘nın, Muhammed‘in, İbrahim‘in ve Buda‘nın çocukları kendilerini buldularsa, Homer ve Odesse‘nin çocukları da kendilerini bilecekler” demektedir. Lakin ikibin yıldır Batı’nın kendini tanımlarken başvurduğu, uygarlık burcuna diktiği ‘ana figür’ bu açıklamada eksiktir: Hz. İsa.

Bugün artık Avrupa’da bir peygamber olarak Hz. İsa’nın mesajını dinleyen kalmadı! Onun en temel mesajı, Allah’ın mutlak birliğine iman ile O’nun egemenliğine girmek çağrısı olmuştur. O, yaklaşan hesap günü konusunda insanları uyarmış ve dönemindeki çarpıklıklara karşı tavır almış, hukukun üstünlüğünü ve ahlakın önemini vurgulamıştır. Ayrıca ‘Avrupa bizim mabedimiz’ diye haykıran Batılı aydınların da çağımızda nesli tükenmiştir.

thumbnail_Wasserspeier-Notre-Dame

Venner, Nietzsche‘nin eteğine tutunmuş bir müşrik. Yalnızca halkın dinine saygı duymaktadır. Afrika ve Mağrip ülkelerinden Fransa’ya göç eden mülteciler konusunda kayıtsız kalmış Kilise’ye ateş püskürmektedir. Ona göre; özünde şiddete karşı ve barış yanlısı olan evrensel bir din Avrupa’nın güncel sorunlarına çare olamaz. Dine sarılmak yerine Antik Yunan medeniyetinin manevi temellerine geri dönmeyi tavsiye ediyor Venner. Yalnız burada-hayata ve tabiata ‘sır’ üfleyen-Homer‘in Tanrılarını yardıma çağıran bir ateist konuşuyor. Zihinlerde kireçlenmiş güç ve iktidar alegorisini teyakkuza geçirmeyi hedefliyor.

O, elbette ahirete inanmıyordu. Ölürken, ”insanın özü kendi varlığındadır, başka bir dünyada değil” diye bağırmıştı. Kısaca; kader burada ve şimdi tecelli ediyor, demek istiyordu. İlahi bir dinin kutsal mabedinde –Aristoteles gibi- antik çağların sığ bir geleneğine sığınıyor aşırı sağcı yazarımız. Birkaç yandaşı bu eylem karşısında şapka çıkardı. Ama merkez medya suskun kaldı; intihar eden kişinin İslam ve yabancı karşıtı slogan atmamasına hayıflandı. Keşke Paris Belediyesi önünde şakağına kurşun sıksaydı, diyen politikacılar çıktı.

Ama Notre Dame derin anlamı olan sembolik bir seçim. Batı medeniyetinin sözde düşmanlarının eline geçmiş olan bir Kilise. En azından Fransız ırkçıları böyle görüyorlar. Batılı estetiğin en güzide ve en görkemli yapıtlarıdır katedraller. Ne yazık ki, şimdilerde turist kaynıyor ortalık, tıpkı burada olduğu gibi. Yılda yaklaşık 15 milyon yabancı ziyaret ediyormuş burayı. Kutsal ruhun bu tapınakları terk etmemesi için gerekçe kalmamış sanki. Yeni bir Ayasofya doğuyor Paris‘in orta yerinde belki…

Hamiş: Victor Hugo ünlü eseri Notre Dame de Parisi yazarken her akşam kilisenin kulesine çıkar; hızla değişen Paris şehrinin manzarasını izler ve üzülürmüş. Onun her gün uğradığı bu kilise Fransız İhtilali sırasında işgale uğramış, devrimciler tarafından yakılıp yıkılmıştır. 19. Yüzyılda Notre Dame Katedrali’nin bakımsızlık nedeniyle yıkılması istenir. Kahramanımız Victor Hugo derhal kaleme sarılır ve bir roman yazar. 1831 yılında yayınlanan, Fransız İhtilali sonrası Fransa’nın karanlık günlerinden kesitler veren, Notre Dame‘ın yıkılmasını önleyen işte bu romandır.

Devam edecek.

IMG-20190417-WA0006

Alaattin DİKER

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: