İnsan Hikâyelerinden Batı’ya Bakmak

Fatma Yılmaz Göybulak yazdı…

kanada.jpgAynı zamanda Kanada vatandaşı da olan eşimle evlenip Kanada‘ya geldim. Yıl 1999. Eğer 28 Şubat sürecinde, Türkiye‘de inancım gereği başörtüsü kullanmayı tercih ettiğim için eğitim, çalışma ve hayallerimi gerçekleştirme hakkım elimden alınmamış olsaydı, belki de Kanada gibi çok uzak bir ülkeye “gelin” olarak gelmeye cesaret edemeyecektim. Şartlar mı beni zorladı yoksa burada yaşamak kaderim miydi bilmiyorum ama 21 yıllık bir yaşanmışlığın sonucunda rahatlıkla diyebilirim ki; iyi ki buraya gelmeyi “seçmişim”.

Türk, Kürt ve Arap Müslümanların çoğunlukta olduğu bir sitedeki apartmanda başladı yabancısı olduğum bir medeniyete adapte olma serüvenim. Site; küçük bir “göçmen köyü” havasındaydı adeta. Nereye baksam feraceli, peçeli ya da farklı biçim ve renklerde tesettür kıyafeti giyen Müslüman kadınlar görüyordum. Özellikle Arap erkekler de kendi geleneksel kıyafetleriyle günlük yaşamlarını sürdürüyorlardı. Coğrafya ve medeniyet olarak Batı’da yaşıyordum ancak oturduğumuz bölge Orta Doğu’nun küçük bir prototipiydi diyebilirim. Helal yiyecek satan dükkanların Arapça, Farsça tabelalarını gördükçe, “beyazların” ülkesi Kanada’da değil de mozaik halkların birarada var olabildiği bir ülkede yaşıyor olduğumuzu hissediyorduk hâlâ da öyle hissediyoruz…

Kanada’nın bir göçmen ülkesi olduğunu bilirsiniz. Öyle ki, sokağa çıktığınızda dünyanın dört bir yanından insanla karşılaşabilirsiniz. O yüzden devlet tüm etnik unsurlara eşit mesafededir. Devlet kadrolarında yer alabilmek için liyakat esastır. Kişinin ait olduğu milliyet ya da sahip olduğu dîni inanç herhangi bir rol oynamaz. Örnegin, Göçmenlik Bakanı, Somali kökenli bir Müslümandır. Konunun uzmanı, eğitimli bir insandır. İşini iyi yaptığı sürece “koltuk” onundur.

somalili
Kanada Göçmenlik Bakanı

Bu noktada, 1998 sürecindeki Türkiye’ye gidelim. Çoğunluğu Müslüman olan Turkiye’de , dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başörtüsü problemine dair şöyle bir tavsiyede bulunmuştu: “Eğer başınızı örtmek istiyorsanız, Arabistan’a gidin.” Sağ oylarla siyasette tutunabilmiş bir devlet adamının(!) çözümden anladığı şey, oylarını aldığı vatandaşlarına bu kadar saygısızcaydı işte. Gelin görün ki; özgürlüğüne düşkün, insan hak ve onuruna önem veren hiç bir Müslüman Arabistan’da yaşamak istemez. Hele bir kadın olarak hiç yaşamak istemez.

Ortadoğu’dan buraya göç etmiş bir çok tanıdığım geri dönmek istemiyor. Hatta Türkiye’den de Batı’ya göç etme isteği bir hayli revaçta. Geçenlerde Facebook’da bu konu tartışılmıştı. Çoğunu yakından tanıdığım, ülkesini seven, özveri sahibi, eğitimli, ufuk sahibi Müslümanlar bile daha iyi yaşam koşullarına kavuşabilmek ümidiyle göç etmeyi düşündüklerini yazıyordu. Bu hakikati kabul etmek ve nedenleri üzerinde çok ciddi zihin yormak gerekiyor: Biz Müslümanlar neden “kendimizden, ülkelerimizden” uzaklaşmak istiyoruz acaba?

**
Batı medeniyetini, tarihini az çok bilenler teslim eder ki, Batı “sütten çıkmış ak kaşık” değildir. Bu konunun ayrıntısına girmeyeceğim. Meraklısı açar okur. Sadece şunun altını çizmek istiyorum: Yirmi yıl önce kitaplardan okuduğum ve damarlarıma kadar kin ve nefretle baktığım Batı şablonuna uymayan bir yirmibir yıllık “insan hikâyeleri” biriktirdim burada. Bir kaç örnek vereyim:

8. sınıftaki oğlumun öğretmeninin, sosyal bilimler kitabındaki İslam’a dair yanlış bir bilginin, oğlum tarafindan kendisine iletildiğinde, kitaptaki yanlış bilginin düzeltilmesi için harekete geçtiğine şahit olduk mesela.

Sonra, altı yaşındayken apandisti patladığı için ölümden dönen oğlumun lunapark gibi dizayn edilmiş çocuk hastanesinde kaldığı sürece, ücretsiz harika bir bakım yapıldığına, hemşire ve doktorların adeta akrabalarımız kadar yakın ilgi, sevgi ve saygı gösterdiklerine şahit olduk. Ve bunun gibi daha pek çok güzel şahitlikler.

Ayrıca, Müslüman olduğum için -bir iki ufak tefek talihsizlik hariç- hiçbir zaman kendimi buraya ” yabancı ya da asimile” olmuş hissetmedim.

kanada kudüs günü
Kanada’da Kudüs Günü

Şimdi de 15 Mart 2019’a gidelim. Bir Batı ülkesi olan Yeni Zelanda‘da, 200 küsur farklı milliyetten oluşan, 60 farklı dilin yaşadığı bu ülkede aşırı sağcı, ırkçı, kalbi ve gözü kararmış 28 yaşındaki bir teröristin Cuma namazını eda eden Müslümanların kadın ve çocuklarını da hedef alan insanlık dışı eylemine şahit olduk ne yazık ki. Suriye‘deki ölüm çemberinden kaçan Suriyeli Müslümanların ve çocukların da olduğu 51 Müslüman Yeni Zelanda‘da şehit edildi. Vahşetini böyle bir eylemle kusan insan kılığındaki bu beyaz ırkçı, faşist mahlukata karşı çok öfkeliyiz. Olabilecek en ağır şekilde cezalandırılmasını, yaymaya çalıştığı hastalıklı düşüncelerin(!) taraftar toplamaması için hem sivillerin hem de tüm dünya devletlerinin önlem almalarının gerekliliğine inanıyoruz. Peki bu nasıl olmalı? Düşünce özgürlüğü kavramı bağlamında konuyu ele alırsak, akla cevaplanması gereken şu sorular geliyor:

Bu durumda; “Zararlı bir eyleme dönüşmeyen her düşünce konuşulabilir, tartışabilir” önermesini nasıl anlamalıyız? Fikir özgürlüğü bağlamında düşündüğümüzde bu önermenin doğruluğunu kabul etmek zorundayız. Ancak, örneğin, ırkçı, faşist ideolojinin temsilcisi olan Avusturalyalı bu teröristin eyleme dönüşen “düşünceleri” sonucu masum insanlar yaşamlarını yitirdi. Bir düşüncenin insana ya da doğaya zarar vermesinin önüne nasıl geçebiliriz?

Batı’da özellikle Avrupa’da hızla taraftar toplayan aşırı sağ, faşist ideoloji zaten hali hazırda ciddi bir güce sahip olan beyaz ırkın elinde palazlanmaya devam ediyor. Donald Trump göçmenlere özellikle Müslüman göçmenlere yönelik “nefret söylemi” üzerinden beyaz ırkın üstünlüğüne atıf yaparak Başkan seçilmişti. İktidara geldiğinin haftasında da 7 tane Müslüman ülkenin vatandaşlarının Amerika’ya girişlerini engelledi. Bunlara uzun yıllar önce Amerika vatandaşı olmuş insanlar da dâhil edildi. Ancak adaletten uzak bu uygulama, kurumsallaşmış, siyasî erkin üzerinde olan Hukuk kurumunun engeline takıldı ve geri adım atmak zorunda kalındı. Kanada Başbakanı da dahil bir çok ülke bu uygulamayı kınadı. Hatta Kanada Başbakanı, Amerika’ya giriş yapamayan Müslümanlara “Eğer Kanada’ya gelmek isterseniz, size kapılarımız sonuna kadar açıktır” mesajını verdi.

Aşırı sağın bu denli ivme kazanmasının sebepleri neler olabilir? Böyle bir trend uzun vadede Christchurch katliamı gibi katliamların habercisi olabilir mi? Bu tarz olayların yaşanmaması için barış yanlısı dünya halkları olarak neler yapılabilir?

Bu sorulara cevap verebilmek için konuya dair sağlam kaynaklardan okumaların yapılması, üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Umarım bir sonraki yazıya kadar tatmin edici cevaplar bulabilirim.

kanada başbakanı
Kanada Başbakanı Suriyeli Mültecileri Karşılıyor

Fatma Yılmaz GÖYBULAK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: