Müzik, En Sahici Yurdu İnsanın…

Alaattin Diker yazdı…

IMG-20190420-WA0000

Şarkılar insanın evi gibidir. Sıcak ve huzur dolu. Dün akşam ‘Vatanım Avrupa?’ konserinde romantik ve modern çağda yaşamış Batılı bestekârların şarkılarını dinledik. Kimi sürgün kimi gezgin kimi yurtsuz birçok sanatçının vatan hasretini derinden hissettik. Çünkü aynı duyguyu biz de yaşıyoruz hergün. Aralarında kimler yoktu ki! Özellikle Brahms, Schubert, Schumann… müzikle ilgili kimselerin hemen tanıyacağı isimler. Başka sanatçıların eserleri de icra edildi tabii. Yıllarca dikkatimden kaçmış: Alman yazar Herder (1744-1803) Avrupalı şairlerin gurbet şarkılarını 18.yüzyılda bir kitapta toplamış. Herder, milliyetçilik akımının en ünlü simalarından biri. Onu anlamadan milliyetçiliği yorumlamak günümüzde bile imkansız. 

Konserde beni en fazla etkileyen parça Robert Schumann‘a(1810-1856) ait ‘Gurbet’ şarkısı oldu ki ‘Ben gurbette değilim gurbet benim içinde’ şarkısı aklıma geldi birden. İnsan ve duyguları her çağda ve her ülkede demek ki aynı. Değişen yalnızca ifade biçimleri ve teknikleri. Hepimiz bildiğimiz ya da sevdiğimiz bir parçayı çalıyor veya söylüyoruz ama aslında yeni bir yorumla o şarkıyı ‘genişletiyoruz’. Ve böylece kendi müziğimizi tasarlamış oluyoruz!

Dinlediğimiz Batılı bestekarlar da “vatan” kavramını dinamik manada anlıyorlar: Müziği hem korumuş hem de yenilemişler. Ancak gerçek bir sanatçının yerli olmak ihtiyacı yoktur. Onlar vatan duygusunu hem millet hem de insanlık ile buluşturabilirler çünkü. Asya ve Avrupa kültürleri arasında köprü olabilirler. Sanat ve sanatçı doğası gereği yerli ve evrensel olan ile uyumludur.

Mesela; Vatan kavramı duyularımıza hitap ediyor. Duygusallık yaratıyor içimizde. Vatan denilince sadece siyasal olan aklımıza gelmemelidir. Değişik veçheleri bulunmaktadır. Bu kavramın kültürel ve toplumsal yönleri aynı potada eritmesinin sırrı şudur: Memleket sevdası geleneği yaşatır ve geliştirir. Peki, bunu nasıl başarır ?

IMG-20190420-WA0001

Hayata tutunmak için mutlaka bir unsura/bir ideale dayanmak ihtiyacı duyarız, yani muhafazakârca bir tavır sergileriz. Örneğin; sevdiğimiz bir şeyi almak, saklamak ve dokunmak istiyoruz. Diğer yandan, yeni bir ürün ya da eser ortaya çıktığında ona karşı da duygu ve akıl kapımız açık. Bu nedenle toplum olarak dipdiri bir vatan anlayışına sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu hissiyat aynen türkülerde olduğu gibidir: İyi bildikleri bir konuyu ele alan besteciler, ona kendi duygusunu, kendi dokunuşunu, kendi tasarımını ekler. Buradaki inkişaf; bilincimize, deneyimlerimize ve işleyiş biçimimize dayanmaktadır. 

Sonuç; Geçmişin humusunda büyüyen yeni bir eserdir. Bach için Monteverdi vatandır. Mozart için Bach, Beethoven için Mozart vatan idi. Aynı şekilde Dede Efendi için Şeyh Galip vatandı. İsmet Özel için de Mehmet Âkif bir vatandır. Onların kaynaşma noktası şudur: Geleneği nasıl geliştiririz ve sürdürürüz kaygısı. Bu yönüyle müzik işlevseldir. Yalnızca eğlendirme amacı gütmez, insanı aynı zamanda eğitir de. 

Bugün her millet bir başka millet tarafından tehdit ediliyor. Yerellik ise içten gelen tehditler ile yok oluyor. En azından kültürel kimlik ve egemenlik kaybı toplumu zayıflatıyor.

Özetle, ulusal kimlik bize dışarıdan öğretilir ama yerel kimlik içerden gelen unsurlar ile tahkim edilir. Müzik, o yapı taşlarının en mühimidir.

Alaattin DİKER

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s