Hangi Yöne Gitsek Sonu Ayrılık

Orhan Aras yazdı…

58376516_2810436685848821_230453995049582592_o

Daha yola çıkmadan içimi heyecan bürümüştü. İstanbul, Ankara akıp giden birer tren vagonları gibi gözlerimin önünden akıp gitmişlerdi. Gözlerim hep oraya dönüktü… Köye… Orada daha yeni yeşeren otlar, daha yeni çiçek açan ağaçlar, güneşten kavrulmuş tanıdık yüzler beni bekliyorlardı. Aslında her adımda beynime hücum eden hatıralar beni çoktan oralara götürmüştü. Uçakta da, arabada da koşan, yorulan bendim. 

Akşam üzeri vardım Iğdır’a… Ağrı Dağı zirvesini nedense bu defa bana göstermedi. Hava bulutlu ve soğuktu. Oysa her zaman nisanın ortasında buralarda havalar ısınmaya başlardı. Üşüyerek paltoma sarıldım. Soğuk dudaklarımdan soğuk mısralar döküldü:

Hasretinden soğuk rüzgar esiyor
Geldim baba, niye soğuk bu ocak?
Gittiğinde güneşi mi götürdün?
Geldiğimi belki annem duyacak!

ığdır

Annemin mezarının baştaşına elimi sürdüğümde beni duydu mu bilmem ama kısa da olsa bulutların arasından güneş kendisini gösterdi ve adeta bana annemin-babamın dilinden, “hoşgeldin oğlum, hoşgeldin” dedi.

Köy… Köyüm… Tozlu yollar, yeni dikilen beton evlerin arasından sırıtan yıkık kerpiç duvarlar, tanıdık, tanımadık yüzler, etrafı saran beyaz kavaklar ve koyun, kuzu, köpek sesleri… Burası benim köyüm işte! On iki yaşına kadar içinde yaşadığım, acıyı, neşeyi, dostluğu, vefayı, insanlığı öğrendiğim yerler… Karşıma çıkan genç simalara dikkatle bakıyorum. Bazısını tanıyor gülümsüyorum… Bazısını ise boş gözlerle süzüyorum. Babam, annem, onların arkadaşları, komşuları, dostları, anneleri, babaları azaldıkça azalmışlar…

Amcam oğlu Ekber’i görüyorum, Sonra Mehmet Abi’yi… İkisi de candan ve sıcaklar… Eski günlerden konuşuyoruz. Kimi zaman hüzün çöküyor içimize, kimi zaman neşe… Sonra bu yıl ölenleri anıyoruz. Sebreli Amca, Zöhrap, Molla

58378150_2810435052515651_5911050849672495104_o

Dayım Kenan da İstanbul’dan gelmiş… O da benim gibi kendi ayak izlerini arıyor köyde… Garagızın Oğlu Hüseyin’i görünce ikimiz de seviniyoruz. Hüseyin daha 65 yaşında ama halsiz, yorgun, hasta… Almanya’da senin yaşındakiler daha emekli olmadılar,” diyorum acı acı gülüyor. 

Köyde üç tane kahve var. Biri Öztürk’ün, biri Oruç’un, biri de Adem’in… Oruç hastaymış, bilinçsiz Diyarbakır’da hastanede yatıyormuş. Daha gencecik adam. On dokuz yaşındaki oğlu kederli gözlerle gözlerime bakıyor. Gözlerim doluyor. “Çabuk dön gel Körük” diyorum içimden. Çocukken ona herkes Körük Oruç diyordu. Güler yüzlü, dünya iyisi kardeşim benim! Sana hasta olmak yakışır mı?

Yeni seçilmiş muhtar İnanç’ı görüyoruz. Gencecik, enerji dolu. Sonra Hacı HüseyinDen Haag’dan dayanamamış gelmiş. Her baharda o da hasretle köye koşuyor. Köyün içinde niye fazla insan göremiyorum diye hayıflanıyorum. Karşımıza Hasan çıkıyor. Köyün hafızası, dili bir ozan dili gibi akıcı ve bilgi dolu…. Yine eskileri anlatıyor… Göçüp gidenleri, iyileri…

Babamdan hatıra anlattıkça gözleri doluyor. “Onsuz köyün tadı kalmadı” diyor. Babası Hamdullah Amcanın on parmağında on marifet vardı. Köyün duvarlarında hâlâ onun izleri vardır. “Askerde bir bulut vurdum, aynen sünger gibiydi” der biz çocukları güldürürdü. Ruhlarınız şad olsun güzel insanlar! Türkülerinizle, masallarınızla, fıkralarınızla beraber göçüp gittiniz. Hasan’la Kâh İran’a gidiyoruz, kâh Turan’a… Onun hikâyeleri de kendisi gibi ilginç ve değerli… Gittiği, gördüğü, duyduğu yerleri yazsa onlarca cilt kitap olur. Onu her dinleyişimde böyle insanların kaybolup gitmesine hep hayıflanırım.

Ertesi gün tarlalara bakmaya gidiyorum. Aslında bakmak bahane… Babamın eliyle diktiği ağaçları ziyaret edeceğim. Ama o ağaçlar da tanıdığım insanlar gibi azalmış, hatta yok olmuşlar. Sitem ede ede eve dönüyorum. 
Hava hâlâ ısınmadı. Hatta gece yükseltilere kar bile yağmış. Herkes çiçek açan meyve ağaçları donmasınlar diye dua ediyor. 

Iğdır’dan arkadaşım Mehmet Irmak arıyor. Onun da Iğdır’da oluşu biraz olsun keyfimi yerine getiriyor. Akşam beraberce Gönüloğu restorana gidiyoruz. Hüseyin Aksoy’un davetlisiyiz. Hüseyin Bey dünya tatlısı bir insan… Hastalığına aldırmadan bizimle ilgileniyor, sohbet ediyor, yüreğimizi ısıtan hikâyeler anlatıyor. Bembeyaz sakalı, sürekli gülümseyen yüzü, melodili sesi ruhumuzu okşuyor, yalnızlığımızı gideriyor.

58707953_2810435712515585_4335774424524390400_o

Son gün annemin arkadaşı, komuşumuz Nermin Ablaya gidiyoruz. Eşi, Bayram Amcamı kaybedeli tam iki yıl olmuş. Tertemiz, hüzünlü bir gülüşle karşılıyor bizi. Hâlâ genç, hâlâ güzel, hâlâ umut doludur Nermin Ablam! Bir iki saatin içine bütün geçmişi ve sevdiklerimizi sığdırıyoruz. O yoksul kerpiçten evlerimiz, sımsıcak yüreklerimiz, yalansız ve riyasız sohbetlerimiz gözlerimizin önüne geliyor.

Annemin yüzünü onun gözlerinde görüyor seviniyorum. Oğlu Baycan, gelini Filiz arada bir sohbete karışıyor, sohbetimize heyecan katıyorlar. Onları dinledikçe döneceğim yollar gözlerimin önünde Kaf dağına dönüşüyor. “Bütün bunları geride bırakıp nasıl giderim buralardan?” diye soruyorum kendi kendime. Ama gidiyorum. Hüzünle, kederle ve umutla…

Yunus’un mısraları ile kendimi uğurluyorum.

“Bu dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun!”

kuzugüden
Kuzugüden Köyü

Orhan ARAS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: