Ben ve Öteki

Mustafa Küçükhüseyinoğlu yazdı…

BEN VE ÖTEKİ

Julie: Glaubst du an mich?

Danton: Was weiß ich! Wir wissen wenig voneinander. Wir sind Dickhäuter, wir strecken die Hände nacheinander aus, aber es ist vergebliche Mühe, wir reiben nur das grobe Leder aneinander ab, – wir sind sehr einsam.

Julie: Du kennst mich, Danton.

Danton: Ja, was man so kennen heißt. Du hast dunkle Augen und lockiges Haar und einen feinen Teint und sagst immer zu mir: lieber Georg! Aber er deutet ihr auf Stirn und Augenda, da, was liegt hinter dem? Geh, wir haben grobe Sinne. Einander kennen? Wir müßten uns die Schädeldecken aufbrechen und die Gedanken einander aus den Hirnfasern zerren.

(Georg Büchner, Dantons Tod)

Julie: Bana güveniyor musun?

Danton: Bilmem ki! Birbirimiz hakkında [çok] az şey biliyoruz. Kalınca derilerimiz var bizim, birbirimize uzatıyoruz ellerimizi, fakat nafile, sadece kaba derimizi birbirimizde inceltiyoruz, – [yalnızız] biz, çok yalnız.

Julie: Sen beni tanıyorsun, Danton.

Danton: Yani, tanımak ne demekse o işte. Koyu gözlerin, kıvırcık saçların ve tatlı bir yüzün var ve bana sürekli sevgili Danton diyorsun! Fakat onun gözlerine ve alnına işaret ederek orda, orda, onun arkasında ne var? Bırak, kaba duyularımız var bizim. Birbirimizi tanımak mı? Kafa taslarımızı kırmalı ve düşünceleri birbirimizin beyin liflerinden çekip kopartmalıydık.

Read more

‘Üçüncü Taraf’ Kazandı ve Biz Kaybettik…

Adnan İslamoğulları yazdı…

YENİLGİ

“Üçüncü taraf kazandı ve biz kaybettik. “

Yukarıda, söylenmesinin ve yazılmasının üzerinden artık çok uzun yıllar geçen sözler merhum Gâlip Ağabey’e ait, Gâlip Erdem’e….

Evet, bahsettiği ‘üçüncü taraf’ kazandı ve biz kavga eden iki taraf kaybettik, hem de fena kaybettik…

O zamanlarda bilmediğimiz o ‘üçüncü taraf’ kazandı…

O ‘üçüncü taraf’ kavga eden iki tarafa da düşmandı, hâlâ da düşman…

O ‘üçüncü taraf’ın bizler gibi bir vatan telâkkileri hiç olmadı, bugün de yok ve olmayacak. Ayakları bu toprakla basmadı, bu topraklardan kuvvet bulmadı, bulmayacak… 

O ‘üçüncü taraf’ yani kavga etmeyen taraf, biz kavga ederken de İstiklâl Marşı’na saygı duymadı, yere oturarak protesto etti, biz kavga ederken de Türk kelimesine alerjileri vardı, bundan sonra da saygı duymayacaklar, alerjileri hep devam edecek…

Read more

Bir Masaldır Yaşar Kemal…

Yücel Feyzioğlu yazdı…

61456441_825147077857597_3665842200173871104_o.jpg

Türkiye’ye yeni dönmüştüm, yıl 1992. Bizim köy muhtarı ile başaza, “Seni Çıldır’a götürelim, hem de göl kenarında bir balık yeriz,” dediler, arabaya bindik. Çamurlu bir gündü. Gölün güzelliğini tadarak Çıldır’a vardık, kapıyı açtım, esnaf kapıda güneşleniyor, ayağımı nereye basayım diye düşünürken baktım karşıdan pırıl pırıl bir çift ayakkabı çamura batmadan geliyor. “Allah Allah!” dedim kendi kendime. Gözlerim pantolona kaydı, ütülü tertemiz. Derken kim bu diye sahibine kaydı gözlerim. Aaa! Ziyaeddin Korkmaz. Sınıf arkadaşım. Yirmi yıldır görmemişim. Uzun boylu, yakışıklı bir adam. Ünlü Prof. Ramazan Korkmaz’ın abisi.

Read more

Hüseyin Atay’ın “Ben” Adlı Eserine Dair…

Tuğba Günal yazdı…

hüsssssss.jpg

Hem bir birey olarak insan hem de toplumlar, kendilerinden önceki tarihî mirasın olumlu ya da olumsuz eklerini, zorunlu olarak beraberlerinde taşımaktadırlar. Bu miras; kimi zaman hazır bulunmuş sağlam bir zemin, kimi zaman ise aşılması gereken zararlı bir yük demektir. Bu anlamda Hüseyin ATAY, geçmişin birikimini yok saymamakla birlikte, onun zararlı bir yüke dönüşmemesi için mutlaka eleştiri süzgecinden geçirilmesi gerektiğini söylemekte; bunun da ötesinde, Müslümanların içinde bulundukları olumsuz hâlin sebebini; düşünme, sorgulama, eleştirme ve temyîzden uzak kalmaya bağlamaktadır. Ona göre bu uzak kalış, taklit üzere eylemde bulunmayı, ‘geçerli doğru’ seviyesine taşıması sebebiyle İslam dininin iki kaynağı olan akıl ve Kur’ân’ın değersizleştirilmesi; yani “Ben”in eğitilememesi sonucunu doğurmuştur.

Read more

Müslüman Dünyasının Acınacak Durumu

Güngör Gökdağ yazdı…

islam.jpeg

Müslüman dünyasının ahvâli gerçekten içler acısı bir durumda.

Her tarafta zulüm, her tarafta kan ve gözyaşı. Müslüman coğrafya, küresel emperyalizm ve Siyonizm karşısında işgal altında bulunuyor. Adeta etrafı çepeçevre sarılmış ve ateş çemberine dönüştürülmüş.

İslam ülkelerinin haritaları, demografik yapısı sırayla değiştiriliyor ama Müslümanlar bu değişime karşı direnemiyor.

İslam ülkeleri, toprakları üzerinde sahnelenen oyunlarda, reji tarafından kendilerine verilen rolün dışına çıkamıyor. 57 İslam ülkesi küfrün karşısında tek ses ve tek güç olamıyor. Yaklaşan tehlikeler sezilemiyor, gereken tedbirler alınamıyor.

Yine Müslüman ülkeler; Avrupa Birliği devletleri ve Amerika ile yaptıkları anlaşma ve ittifakları, aynı tevhid inancına sahip olduğu kardeş bir Müslüman ülkeyle yapamıyor.

islamiyet

Gayri müslimler çok rahat dost ediniliyor ama Müslümanlar, hasım ve rakip olarak görülüyor. Araya girmiş olan düşmanlık ve fitne tohumları, yapılacak işbirliğini de engelliyor.

Öte yandan Şii’si, Sünni’si, Alevi’si, Selefi’si ile aynı ümmetin bir parçası olunduğu ve el ele vermenin zorunluluk ve vücubiyet olduğu anlaşılamıyor.

Read more

Hadi Oolum, Şu Emmiye Bir Söov Bahim

Arif Bilgin yazdı…

elbistan.jpg
Eski Elbistan

Kemal Ağa, hanımı ile birlikte akşam yemeğinden sonra Cuma Edelere giderler. Vetsizliğinden/olur olmaz sulu laf söyleyip davranışlarda bulunmasından dolayı Cuma Efendi’den pek haz etmezdi, ama hanımının akrabası olduğu için ayağını sürüye sürüye gitmek zorunda kalır. Sevmemesi şöyle dursun, on-on beş gün önce sünnet olan oğullarına ‘hayırlı olsun’ diyecekleri için bir de çeyrek altın almak zorunda kalması onun burnundan solumasına yetmişti. O zamanlar zaten akşam yemek ve namazından sonra gidilir, en geç yatsı namazı fazla kocamadan dönülürdü. Birlikte merdivenleri indiler ve hayat kapısını açmak için arkasındaki kös demirini kaldırırken uzun süredir evde kapalı kaldığı için ‘Dışlığının geldiğini’ de fark etmişti.

İçeri girdiklerinde, ‘Meamet Ağagilin’ de geldiğini görünce sevinmişti. Onu severdi, sessiz, sakin, dürüst bir insandı; ağzı var, dili yok denecek kadar sükûnetini hep korurdu. Kemal Ağa oturup da ‘marhabalaşmalarından’ sonra ‘o dealden’ konuşmalar hal hatır sormalar başlarken çocuklar bir kenara toplanmış ‘aşık’ oyununa başlamışlardı bile.

Read more

“Suskunluğa Mahkûm Edilmiş Çocuklar”

Muaz Ergü yazdı…

thumbnail_IMG_20190529_130118.jpg

Şiddetin, kaba gücün, otoritenin kutsandığı bir toplumsal yapımız var. Eleştirinin,sorgulamanın olmadığı ve bunların hoş karşılanmadığı bir yapı… Ezberlerle yaşayan ve ezberlerinin bozulmasından korkan kurumsal yapılar ve kitleler… Demokrasi, insan hakları, çoğulculuk, çocuk hakları, hukuk herkesin ağzında sakız ama o herkes eline geçirdiği ilk fırsatta insanlığın bu değerlerini darmadağın ediyor. Sivil toplum kuruluşları, sendikalar, dernekler, legal veya illegal farketmiyor her yapının değiştirilemez amentüler mevcut. İnsan elinden çıkma kurumlar, örgütler, oluşumlar dinsel bir havaya bürünerek üyelerini, bağlılarını âdeta bir kul olarak görüyor. Sonuna kadar, sorunsuz itaat…

Read more