Öznenin Diyalektiği

Orhan Aras yazdı…

“Eğer sen beni görürsen onu görmüş olursun. 
Ve eğer sen onu görürsen ikimizi birlikte görmüş olursun.”
Hallac-ı Mansur

Frankfurt’da bir toplantıya davetliydim. 1994 yılının başları olmalıydı. Bir köşede kucağında küçük bir çocukla oturan kabarık saçlı bir adam dikkatimi çekti. Yakına gidip de dikkatli baktığımda onun Avrupa’daki 68 kuşağının önemli liderlerinden biri olan Kızıl Deny (Cohn Bendit) olduğunu gördüm. Selam verdim, tanıştık. Türkiye’deki siyasi olaylardan, devrimcilerden ve Nazım Hikmet’ten konuştuk. Nazım Hikmet’in “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür” şiirini baştan sona Almanca okuyunca gözümde daha da sevimlileşti. Sohbetimiz Türkiye’deki 68 kuşağı üzerinde yoğunlaştı. Masasında duran kitaplardan birini imzalayarak bana hediye etti. Kitabın ismi “Biz Devrimi Çok Sevmiştik”di. Teşekkür ettim ve ona hangi devrimciyi örnek aldığını sordum. Gülümsedi. “Madam Curi”yi,” cevabını verince şaşırdım.

“Benim için en büyük devrimciler bilim adamlarıdır,” dedi.

Aradan 25 yıldan fazla zaman geçti ve ben bu cevabı asla unutmadım. Hatta bu cevap benim hayata bakışımı da derinden etkilemiş oldu. Bilim adamı olmak, hayatta ve zihinlerde değişiklikler yaratmak en büyük devrimcilik de değil de neydi? O günden sonra her aldığım kitapta gördüğüm bir yenilik bana bu konuyu hatırlattı.

Bu yıl Türkiye’ye gidince bir hayli kitapla dönmüştüm. Aldığım kitapları önce masamın üzerine yığar, hepsini baştan sona karıştırır, başını, sonunu okur sonra okumak için sıraya dizerim. Hatta okuma cesaretim artsın diye inceleri üste, kalınları alta gelecek şekilde dizer ve okumaya başlarım. Bu kez nedense tam tersi oldu. Masamın üzerinde duran en kalın kitaplardan bir olan “Öznenin Diyalektiği” isimli kitaptan başladım. “Başladım” derken doğrusu kitabın ilk satırları yormuştu beni. Tam “bir kenara koyayım sonra okurum,”diye içimden geçirirken kitabın 34. sayfasına gözüm ilişti. “Yaşlı bir adamın çocuğu oluyor,” diye başlayan satırlarla birden bire bir Altay masalının içine dalıverdim.

Masal Dede Yücel Feyzioğlu ile zaman zaman masalların çocuklar üzerindeki psikolojik etkilerini tartışırdık. Ona göre masallarla büyüyen çocuklar hayatı daha dikkatli ve derinlemesine gözlemliyorlardı. Hatta o bu konuda bir test geliştirmişti. Bir daire içierisine serpiştirilmiş görüntüleri ilk bakışta gerektiği kadar çözümleyebilenler çocukken masallarla büyüyen insanlardı.

Bir Altay masalıyla başladığım “Öznenin Diyalektiği” kitabı Yücel Feyzioğlu’nun ileri sürdüğü, düşünceleri doğrular savlar sunuyordu. Merakla kitabın devamını okumaya başladım. Okudukça Hegel, Sartre, Lacan’nın yanısıra kendi ruhsal dünyamızın geçmişine de yolculuk yapıyordum. Ödipal tema ile Kırgız’ların Manas destanıFin-Ugor’ların Ostyak miti ile Freud’un mitolojiye göndermeleri arasında gidip gelirken Hegel’in “Varlık, gerçek, bilinç” kavramlarının da içine dalıyordum.

Dr. Mutluhan İzmir, kitabının ilk kırk sayafasında psikanalizin etkileri üzerinde durur. Psikiyatri ve psikanaliz kuramının dille, felsefeyle, edebiyatla, sosyoloji ile ilişkilerine değinir. Lacan’ın bu konudaki çalışmalarından örnekler verir ve Hegel’in varoluşçuluğundaki izlere dikkati çeker. Bu giriş yazar tarafından oldukça ustaca yazılmış ve adeta okuyucuyu başlayacağı derin temalara hazır hale getirmiştir. Birinci bölümdeki “Felsefedeki Özne”de ise yazar üç büyük felsefeceyi (Hegel, Sartre, Lacan) varlık, hiçlik, benlik konularındaki görüşleriyle karşı karşıya getirir.

Yazar, kitabın ikinci önemli başlığı olan “Psikanalizde Özne” bölümünde insanın oluşumu, çocukluk devresindeki algılamaları, annesi ile ilişkisi ve farkındalık gibi konularla daha çok Lacan’ın görüşlerini irdelemektedir. Ama beş yüz sayfaya yakın bu kitapta Dr. Mutluhan İzmir sadece felsefi ve psikanaliz konuları felsefecilerin görüşlerini aktarmakla yetinmez. O, ileri sürülen kuramların çelişkilerine, yanlışlıklarına dikkatleri çekerek bizim kendi felsefemizdeki “bütüncül” bir sonuca ulaşmaya çalışır. Ben, öteki, bilinç, bilinçdışı, varlık, hiçlik hep bir bütünün içindedir ve ona göre “Sahnedeki oyuncu egodur, oyunu yazan ve ışıkları yönetense Öteki’dir, ancak ego da, öteki de öznenin yapısının içinde yer alırlar. Özne, bu unsurları içeren diyalketik bir bütündür.”

Yazımın başlangıcında da belirttiğim gibi elime geçen önemli bir kitap bana hemen Kızıl Deny’nin sözlerini ve bütün hayatını laboratuara gömen Madam Curi’yi hatırlatır. İnsanın hayat içindeki serüvenine dikkatli bir bakış, insanlık için sunulmuş bir katkı veya gökkubbe altında söylenmiş yeni bir söz insanoğlu için en önemli değer olmalıdır. “Öznenin Diyalektiği” kitabı da bence içerdiği konularla  kendi sahasında yeni bir anlatım ve yeni bir soluktur. Bu kitapla birlikte felsefi ve pskolojik konular ele alındığında kendi değerlerimizle yola çıkma ve geçmişten geleceği topladığımız tecrübeler zincirleri içerisinde problemlerimize çözüm bulma çabası daha da güçlenecektir.

“Öznenin Diyalektiği” Dr. Mutluhan İzmir, Genişletilmiş 2. Baskı, İmge Kitabevi, Ankara

öznenin d.jpg

Orhan ARAS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: