Sevgi Lisanı

Hüzeyme yeşim Koçak yazdı…

sevgi çiçeği.JPG

Günümüzde en çok kullanılan kavramlardan biri, sevgi, aşk. Ama en çok da istismar edilen, kendimizi kandırdığımız, üzerimizde iğreti kalan, içselleştiremediğimiz değer.

Nedir sevgi. Sözlük anlamı kısaca, “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşılık beklemeden yakın ilgi, dostluk, bağlılık göstermeye yönelten duygu”. Daha geniş çerçevede bakarsak Kâinatın yaratılış dili. Gönül lisanı, yüce kalplerin lügati. Dünyanın, varlıkların hareket merkezi, gelişim sebebi sevgi, yürüyüş modeli, azık, pusula. Bizim kültürümüz, inançlarımız insana en üstün anlamlar yüklüyor. Ve büyük sorumlulukların, vazifelerin içine itiyor.

Sevginin şuuruna ermek; insan olmanın bilincine ermekten geçiyor. Ancak, insan olarak yaratılmanın önemini kavramış kişiler, yaşamı da “sevgiyle” saygıyla, bir güzelleştirme faaliyeti halinde değerlendirirler. Kendilerinden başlayarak, dünyayı da güzelleştirirler. Sevgi, güzelleşme güzelleme. İnsan ki kendini geliştirebilen bir varlık. Bizi sadece ailemiz, eğitimciler, toplum değil; tümünden aldığımız bilgiyi değerlendirip, kullanmak ve yükseltmekle, biz ilerletiyoruz. Bir bakıma kendimizin çocuğu, ömrümüzün sonuna kadar öğrencisi, hatta öğretmeniyiz.

Daha üstün bir insanı hedeflemek, bu yolda azmetmek, hayret ve hayranlıkla dünyaya bakmayı öğrenmek elimizde. Israrımız, kararlılığımız bu içsel çocuğu, kalp çocuğunu büyütüp, yüceltecek. Onu ihmal edip geriletebilir, büyümesine fren koyabilir yahut kötü alışkanlıklarla yanlış gidişatla, cehaletle, bağnazlıkla öldürebiliriz de. Herhalde yaşadığımız sürece, bu öğrenciyi şekillendirmeye, irtifa kazandırmaya, donatmaya çalışıyoruz, bununla yükümlüyüz.

Sevgi neden çok önemli?  Bir kere Hayat sevme ilişkisi üzerine kurulu, Yeteri kadar seveceğiz ve kendimizi sevdireceğiz de. Çünkü “sevilmemek”, bazen de bizim çabasızlığımız, tembelliğimiz ve donanımsızlığımızdan ileri gelebilir. Sevgi, iyi, kaliteli yaşamanın da bir kuralı. Mesela ilk etapta, bizi her zaman her yaşta sevgiyle destekleyen, yetiştiren ailemize kalbimiz açmalıyız. Çünkü bazı istisnalar dışında, tüm  ailenin ve fertlerinin üzerimizde bir hakkı, gayreti vardır. Ailemizi, evimizi sevmezsek; en azından çocukluğumuz olumsuz şartlarda geçecek demektir. Okul, öğretmenlerimizden çok değerli olanları vardır, bizi şekillendirirler. Mektep kaçkınları, Hayat Mektebi’nde de onları daha zor günlerin bekleyeceğini bilmeliler.

Dünyaya karşı yaklaşımımız sevgiyle temellenmelidir. Mesleğimizi de sevmeliyiz; kuracağımız yuvaya da sıcak nazarlarımız olmalı. Gençlik ve yaşlılığımızı, mazimizi, bugün ve yarını. Acılarımızı, dertlerimizi; eninde sonunda aşacağımız problemleri. Çünkü bizi büyütebilirler. Sonra “küçük şeyleri”… Gülümsemeyi, bir buket çiçeği, muhtaç ellerle birleşmeyi. Hayata bir buseyi.

Hayatı sevmek en mühimi. Çünkü ne yapacaksak, bütün faaliyetlerimiz, sermayemiz burada. Olgunlaşmamız, izler ve sesler bırakmamız bu mekânda, bu dünyada olacak. Ahret inancımızın şekillenmesi, imanımızın güçlenmesi yerkürede oluşacak. Sevgi bazen; görmemek, işitmemek, söylememek, incinmemek; bağışlayıcılık ve affetmek. En kıymetli bilgi. Hayat Bilgisi. Büyük romancı Cengiz Aytmatov’un diliyle “emek”. Sevgiyi bir çiçek gibi özenle, ihtimamla beslemek.

 Sevgi aynı zamanda belki de yemek. Hem sizin yaptığınız ve hem de çevrenize, dünyaya sunduğunuz. Mayalayıp yoğurduğunuz. Ruhunuzu doyurduğunuz.  Bizzat kendinizin seferber olduğu; malzemesini, ölçüsünü, öz beninizin koyacağı bir inşa eylemi. Bir arınma, temizlenme işi. Benci(l), adi çıkar hesaplarından, kalabalıklardan, sayılardan kurtulmuş kalp hareketi. Gönül ışıklarını yakmak ve yürekten yüreğe akmak. Aynı noktaya bakmak.

Bir dava. Halk oluş davası; paylaşma, bölüşme, cevher aşk elmas’ı. Severek, sevilerek tamlanma. Sevgi, duygu kadar akıl, muhakeme. Salih akılla güzelleşen, yerini bulan değer. Sevgilerimiz akıllı olacak. Yalan, verimsiz, bereketsiz, yapay, bizi tüketen sevgiler yerini bulmayacak. Sevgi mesuliyet, sınır, ölçü, edep, vicdan. “Kimi istersem severim. Sonuna kadar giderim” fütursuzluğu, maymun iştihası yok. Sevgi bir baskı.

Sevgi sabır. Peygamberlerin sabrı; “GÖNDEREN’İ unutmayan ve her halde selâmlayan.  Âşık’ın Hakk’a kavuşma sabrı. Biz sıradan insanlar da irili ufaklı sabır imtihanlarına tâbi tutulmaz mıyız? Dünya sabır taşlarıyla döşeli. Sevgi adalet, samimiyet. Kaderle geçinme yolu; denge; umudun soluğu. Sevgi uyum, âhenk, iç huzuru. Tek kalp, tek nabız gibi atmak. İnsanlığa, şahsına, eğitime, bilime verilen önem. Kavrama, hem akıl olarak, hem de tutma, dayanak. Bir biliş. Sevgi iletişim, köprü. Hem zırhımız, hem silahımız. Sevgi diğerkâmlık, YÜCELME. Merdiven basamakları.

Hazreti Ebubekir’e atfedilen: “ Yarabbi! Bedenimi o kadar büyüt, o kadar büyüt ki, sadece benim gövdem doldursun. Başka kimseye yer kalmasın” diyen seciye. Sevgi kahramanları ayrı bir konu. Herkes bu seviyede, mertebede olamaz ama güzel örnekleri de görmek lâzım. Yahut bazı eski âşıklar gibi: “Keşke yaşamış bütün âşıkların karşılaştıkları zorlukları tek başıma ben göğüsleseydim… Böylece bütün aşkların lezzetini (azabını) ben tatsaydım da, önce de sonrada onu benden gayrisi yaşamasaydı.”  diyen şair gönüllü sevenlerin meydan okuması.

Sevgi bir talep: “Aşkın pazarında bazen peygamberler de satılırdı; Hz. Yusuf gibi. Ve alıcılar da sadece Züleyha değil; aşk ehli, dünyaca buruşmuş kadınlar olabilirdi. Hz. Yusuf’u manevî güzelliğin sembollerinden biri olarak da alabiliriz: “Satın alıcılar çoğalmaya başlayınca satıcılar beş misli ağırlığınca misk istediler. İhtiyar bir kadının elinde bir kaç tane iplik yumağı vardı. Bağırarak halkın arasına karıştı. Dedi ki: “Ey (Yusuf’u) satan tellal! Ben bu çocuğu çok sevdim. Bunu almak için on yumak iplik eğirdim. Bunları kabul et ve çocuğu bana sat, hiçbir şey söylemeden çocuğun elini elime koy.”

Adam gülüp dedi ki: “Ey saf kadın! Bu eşi bulunmaz yetim senin harcın değil. Bu cemiyette bu çocuk için yüzlerce hazine verecekler var. Sen nerede, yumaklarınla bunu satın almak nerede.” İhtiyar kadın dedi ki: “Kimsenin bu çocuğu bunlara satmayacağını çok iyi biliyordum. Ama şimdi ister dost ister düşman, herkes bu kadın da onun alıcılarındandı diyeceklerdir. Bu bana yeter.” (Feridüddin Attar, Mantıku’t-Tayr)

Taleplerimiz çok önemli. “Neyi arıyorsan sen osun” diyor Hz. MevlânaTabii, baş belası alıcılar, türlü alışverişler de vardır. Hakk Teala Şeytan’a dedi ki: “İsteğini kabul edip sana mühlet verdim. Ama lanet halkasını da boynuna geçirdim. Kıyamet gününe kadar itham edilmen için adını Kezzab (yalancı) olarak yazacağım.”

İblis de dedi ki: “(…) Eğer benim kısmetime lanet düştüyse bundan korkum yoktur. Âlemde sadece panzehir olacak değil ya zehir de olacak. İnsanların lanetten kaçtığını gördüm ve edepsizlik edip laneti aldım.”  Sevgisizliğin lanetini. En görkemli “sevgisiz” İblis.Sevgi bir hedef, bakış açısı. Eşyanın yok olmaya mahkûm yüzüne değil, Allah’ın âyetleri olarak Varlığa sevdalanmak; “ Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü” deyişi. “Gayesine ulaşmış sevgi; sonsuzluğun sevgisidir.” diyor Nurettin Topçu; Ebedî Sevgi. Yoksa bütün sevgiler sonlu, bitimli, hazin nihayetlere eğilimli.

 Sevgi; vatan, yurt. Hep konaklamamız, biricik mekânımız olması gereken yer. Sevgi, içinden inciler devşirdiğimiz deniz. Sevgi iman. Rehberimiz. Halkalı hürriyetimiz. Sevgi, dil. Zamanın üstüne çıkanlar, ötesine geçenler. Sevgi lisanını konuşanlar; peygamberler, bilgeler, gönül adamlarının sesi bugünlere kadar geldi.

Gönül Çalabın tahtı

Çalap gönüle baktı

İki cihan bedbahtı

Kim gönül yıkar ise” dersem, kimi hatırlarsınız?

Sevgi, kurtta da kuşta da olan, âşıklık mevcut istidadı.  Hannane direği.

Mescid-i Nebî’deki Efendimiz’den ayrıldığı için ağlayan inleyen hurma kütüğü Hannaneyi’de, oldukça yetenekli sayabiliriz mesela. Cansızlar da Hak’ça, sevda diliyle konuşur. Sevme kabiliyetleri ise farklıdır. Sevgiyi “aşk” boyutuna taşıyanlardan bir şairin seslenişine kulak verelim şimdi. Sevginin aşk hâli. Bahaettin Karakoç’tan:

“And olsun bütün örtülere, andolsun bütün örtünenlere ki,

Kar altında terleyerek uyanmaktır aşk

Yaratmaktır ya da sevgilinin toprağından yaratılmak,

Her nefes alış verişte yanmaktır aşk.

İsmailî bir gönüle teslim olmaktır bıçağa,

Birini kandırmak değil, bilerek kanmaktır aşk.

Diline arılar konar, koynunda karıncalar gezer,

Sevgilinin ölçeğiyle her zaman sınanmaktır aşk.

İsrafil’in Sur’unu ruhunda duymaktır aşk,

Suyu suyla yumak gibi aşka inanmaktır aşk.”

Sevgi, kulluk ve kulluk şuuru. Yalnız Allah’a kul olmak ve en büyük, en müstesna sevgiyi O’na duymak manasında söylüyorum. Bizi yarattığı, dünyaya getirdiği, bize öğrettikleri, ufukları gösterdiği, zirvelere işaret ettiği; sadece yeryüzünde sıkıştırıp bırakmadığı, toprağa bağlamadığı için değil, bize sema kapılarını da açtığı, bizi beslediği, bizi sevdiği, bizi çok sevdiği ve sevmeyi öğrettiği için de.

 Büyük bilge İbn-i Arabî Haz. anlatıyor: “Babası bir gün ormanda bir avcı görür. Avcı, dişi bir kumruyu takip etmektedir. O anda aniden kumrunun erkeği çıkagelir. Dişisine bakar. Tam o sırada avcı dişi kumruyu vurur, öldürür. Bunu gören erkek kumru çaresizliğinden kendi etrafında fır dönerek havaya yükselir, yükselir, gözden gaip olur. Gözden kayboluncaya kadar kuşa baktık” diye devam eder babası; sonra o kuş dilediği yüksekliğe varınca kanatlarını kapattı, başını toprağa çevirdi ve çığlıklar atarak yıldırım gibi uçarak, kendini yere sapladı, paramparça oldu, ezildi kaldı. Bizse hâlâ bakakalmıştık” diye anlatmıştı. Pederinin öne çıkardığı sual, hayatının sorgusuydu: “Ey âşık, bahsedilen garip bir kuşun, kuş beyniyle yaptığı harekettir. Pekiyi, Allah aşkı uğrunda senin tavrın nicedir?”

“Bugün Allah için ne yaptın? Kâinatın Fahrine, Sevgililer Sevgilisi Efendimize muhabbetini nasıl gösterdin? Ecdadına, vatanına, yol gösteren rehberlerine şükran borcunu nasıl ödedin.” Sevgi bir eylem, tatbikat, delil, gösterge, sergileme. İspat. Peygamber Efendimiz’in(sav) ayak izlerini takip etmek sevgi. En Üstün İnsan’ı örmek almak. “Allah ve melekler, Resûlüne selât ve selam ederler” ayetinin davetine uyarak, O’nu sevdiğimiz söylemek. Kuru kuruya bir selâm göndermek değil, Prof. Mahmut Erol Kılıç’a göre; “siz eğer bir insanı seviyorsanız ben seni seviyorum demek suretiyle o insanla aranızda o sözler üzerinden bir link, bir hat açmaktasınız.” Efendimiz’le böyle bir bağlantı kurmak. Sevgi bir arayış; fark ve ayırt ediş, tercih. Hz. İbrahim’in sevgisi. Gökyüzüne yönelen; kirlenmeyen, yere batmayan sevgi.  Semadaki varlıklar, ay, güneş, yıldızlar bile kayboldu. Eskiyip, pörsümeyen, parlaklığını yitirmeyen, gönlü tüketmeyen, süflileştirip eksitmeyen muhabbetleri arıyoruz anıyoruz.

Oysa öyle sevgiler bağlılıklar var ki arkasında bir insan enkazı bırakıyor. Dinî, millî değerlerimizden, kültürümüz ve kimliğimizden, medeniyetimizden, önderlerimizden hız ve ilham alan sevgiler. İlimle, irfanla şereflenmiş, müjdelenmiş, taçlanmış sevgiler. ASLÎ VE ASÎL SEVGILER. Sevgi fedakârlık, vefa, adanmışlık.

Başta Peygamber Efendimiz(SAV), cefakâr diğer nebilerin ümmetleri yüzünden karşılaştığı zorluklar.  Ama onları asla bırakmayışları, bağışlayıcılıkları. “Ümmetim!” haykırışları ve çağırışları. Sevgi bir davet. Sevgi pranga, bukağı, sırat köprüsü aynı zamanda. Karardığında, yerine göre deli gömleği. İşte bu yüzden İNANCIMIZ istikametinde, İlâhî Ölçü nispetinde yaşandığında manalı ve güzel.

Sevgi bir lezzet… Meşhur kıssadır, Leyla’nın kepçesi: “Leyla yemek dağıtıyormuş. Sıra Mecnun’a gelmiş. Kabına tın tın vurmuş kepçesiyle. Demişler ki; Leyla sana yemek koymadı. Sevseydi bol bol verirdi. Ama Mecnun demiş ki; Niye bana da sizler gibi davransın, onun sevgi gösterişi farklı davranmaktır.” Kahır ve sıkıntılarda da, her daim “Sevgi lezzetini, tadını hissedenler”; “Bana Seni gerek Seni” diyenler. Farkı fark edenler. Hz. Hacer’in fışkırttığı “Muhabbet Suyu Zemzem”dir Sevgi. Hz. Hatice’nin Resûl’ün kervanını görünce dudaklarına kondurduğu şarkı, İsa’ya yüklü Meryem. Kâb bin Züheyr’e hediye edilen hırka. İsmail Aleyhisselam’a indirilen koç.

Kızıldeniz’deki Sevgi Yolu. Hz. Musa’nın asasının işaret ettiği hedef; yılankavî şerleri yutan asa. Mağara’nın kapısındaki örümcek. Hira uyanışları, yanışları. Mekke’nin Medine’nin taşları. Sevgi kalkış noktası. Nirengi noktası. Kalbe yolculuk, bakış açısı. Sevgi bin bir çiçeğin açtığı bir gülistan. Bir ağaç ki gölgelendiğimiz, serinlediğimiz; meyvelerini devşirdiğimiz. Bir liman ki huzur ve sükûnete erdiğimiz. Bir tohum ki bahçıvanı olmakla neşelendiğimiz.

Sevgi yürüyüş. El, ayak ve baş. Ama aynı zamanda içsel bir gövde; kap, kadeh… İçini muhabbetle dolduracağımız. Sevgi bir ruh, kanatlanacağımız. Kalbin koşusu, mümin ahlâkı. Mutluluğun resmi çizilebilseydi herhalde “sevgiyle” çizilirdi. Sevgi aşkla karışık, dipsiz mutluluk…

birlik

Hüzeyme Yeşim KOÇAK                                                                                                                     

                                                                                                                     

                                                                                                                    

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: