Bir Portre: Kül

Gürgün Karaman yazdı…

ihtiyar

Tüm duyularını dünyaya kapatmış bir görüntü veriyor. Bir mütevekkil mi, münzevi mi olduğunu anlamak için onun simasının derinliklerine inmek gerekiyor. Gençliğine ait tek bir resmi yok elimde. Nüfus kayıtlarının dahi askerlik dönemlerinde yapıldığı bir mahrumiyet bölgesinde yaşamak, bir gençlik portresinin neden olmadığını anlatmak için yeterli sanırım.

Kara bulutların üzerine çöktüğü esmer simasındaki kırışıklıklar, hayatında yaşadığı tüm yıkımların derin yarıklarını barındırıyor. Kıvırcık, siyah, küçük lüle lüle saçları, adeta her biri bir girdaptan, dipsiz bir kuyudan çıkan günlerini andırıyor. Sert kaşlarının altındaki göz kapakları olabildiğince kısılmış, hayata küsmüş, hayatında mutluluk payı olmadığı için geriye çekilmiş yüzündeki derisi çekiç darbeleri yemiş, çifte su verilmiş kor ateşten çıkan çeliği andırıyor. Takma dişleri, takma bir hayatı ele veriyor hemen. Bu takma dişleri çıkardığında, hayatın çekiç darbelerinin neye mal olduğunu içe çöken çenesinden anlamak mümkün. Yanakları iyice çukurlaşmış, sanki iki dipsiz kuyu arasında kalmış.

Hayatın ağırlığı nedeniyle sırtı kamburlaşmış, maddi yoksunluklar nedeniyle sağ ayağı hafif aksak kalmış. Topal bir hayatın, biyolojik bedeni topal bırakması işten bile değildir. Kambur ve topal bir hayatın bütün olumsuzluklarını göğüslemiş, bu da ona hiçbir zaman huzur vermemiş. Bu kül olmuş hayatta ona teselli veren, ruhsal gerilimini dindiren tek şey ibadetleri olsa gerek. Felçli bir hayatı yaşayan biyolojik bedenin felç geçirmemesi mümkün değildir. Altmış yaşına kadar iyi dayanmış. Yüksek tansiyon nedeniyle geçirdiği felçten dolayı iki gözünü de kaybetmiş. Karanlık yaşadığı bir hayata açılan iki penceresi de kırılınca, hayatı iyice tuzla buzla olmuş. Fakat tüm bu olumsuzluklara rağmen on iki yıl daha dayanmış. Çifte su verilmiş çelik bir iradesi olmalı ki bu kadar dayanmış. (Birgün olsun bile ibadetlerini aksatmadı.)

Keskin bakışlara sahip, kızdığında kaskatı kesilen yüzündeki damarları her an volkanik bir patlamayla içerdeki tüm kanı dışarıya püskürtebilir. Damarları, kanın ve yüksek sinirsel basınçların şiddetine iyi dayanıyor. Şahin bakışlarıyla etrafa savurduğu küfürleri olmasa damarların bu basınca dayanacak kapasitesi yok. Bu patlamayı engelleyen içsel mekanizması çok iyi olacak ki bir denge sağlıyor. Sinirleri gerildiğinde karşısında durmak mümkün değildi. Volkanik bir dağın tepesinden püsküren lavlar misali karşısındaki her şeyi küle çevirirdi. Beynindeki tüm sigortalar attığı için, içindeki yangının tüm kıvılcımlarını ağzındaki köpürmelerden çıkan ruh verilmiş sert sözcüklerden anlamak mümkündü. Volkanik patlamalar ruhundan dışarıya taşar, taşan bu lavlardan kaçıp kurtulmak mümkün olmazdı. Öfkesini en berrak, en ilkel, en basit, en net kelimelerle kusardı. Ağzından çıkan kelimelerin şiddetiyle takma dişleri ağzından balistik bir füze gibi çıkardı. Ya da derinlerde birikmiş olan basıncın yarattığı patlamalar yerkürenin en derinlerinden gelen lavları andırırdı. Ağzını açtığında yerin derinliklerinden başını göklere uzatıp kocaman ağzını açmış, biriken tüm lavları gökyüzüne püskürmek için yüzyıllardır öfke biriktiren volkanik bir dağ gibiydi.

volkanik

Kardeşlerinden ve akrabalarından her türlü haksızlığı görmüştü. İlk eşini kaybetmiş, ondan sadece bir çocuğu olmuştu. Mecburen ikinci evliliğini yapmıştı. Babasından kalan mirastan kendisine pay verilmediği için her gün isyan ediyordu. Bu isyanını son nefesine kadar korudu. Bazen günlerce sessiz kalır, bu öfkenin tohumunu besler, atacağı çığlıkların daha şiddetli çıkması için iyice bilenir, adeta bir öfke enerjisi depolardı. Haksız mıydı bunda? Yedi çocuk babasıydı. Onları binbir yoksulluğun pençesinde büyütüyordu. Onların bir isteğini yerine getirememenin verdiği güçsüzlüğü kabullenemiyordu. Her türlü işe de koşturuyordu ama yetiştiremiyordu. Çocuklarına olan düşkünlüğünü, her türlü zorluğa karşı beş bin yıllık bir çınar gibi korumuştu. Onların büyüyüp kanatlanması için her türlü fedakârlığı yapmıştı. Nadiren de olsa, çocukları da onun bu öfke patlamalarından nasiplerine düşeni alıyorlardı.

Her ne olursa olsun, bastırılmış olanın sınırları vardır. Bastırılmış bir duygu, özlem, beklenti vs. sınırı, şişirilen bir balonun sınırlarına vardığında korkutucu ve ani bir şekilde ve en ufak bir dokunmayla patlaması gibi patlar. Bu şişirme arttıkça genleşme azalır, esneklik yok olur. Kırılma seviyesi o kadar hassas olur ki hafif esen bir rüzgârda hiçbir iradesi olmayan kurumuş bir yaprak gibi içsel olan da hemen kırılır, patlar, isyan eder. Son sınırına kadar şişirilmiş bir balona, en ufak bir dokunuş, onun patlaması için nasıl ki yeterliyse, bastırılmış olanın patlaması da bunun gibidir.

Özellikle dış saldırılar karşısında kendisini korumaya alan benliğinin bu kadar içe doğru yüklenmesi onun açısından bir avantajdı. Yoksa yetmiş beş yaşına kadar dayanabilmesi mümkün değildi. Herkes hayatı dışardan bükerken ya da bileylerken, o, hayatı içerden bükmüş ve bilemişti. Bu içsel yoğunlaşmanın, bastırılmış olanın zaman zaman dışarıya püskürmesi gerekiyordu.  Patlamasıyla birlikte etrafındaki her şeyi küle çeviriyordu. 

İşte yarım yamalak da olsa anlattığım bu portre sensin baba… Tendürek Dağı’nın dibindeki mezarından yedi yüz kilometre uzaklıkta, elimdeki vesikalık resmine bakarak portreni yazdım. Daha fazla yazmaya takatim yetmedi. Buna da patlayacaksan, lavlarından kül olmaya hazırım. Çünkü nasıl olsa “her nefis ölümü tadacaktır.” Ama söz veriyorum, ömrüm yeterse senin romanını yazcağım.

yaşlı adam

Gürgün KARAMAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s