Hindistan Gezisi-I

Mustafa Everdi yazdı…

zzzzzzAdsız

Ülkelerin Çekim Gücü

Seyahati benim gibi kültürleri anlamak, medeniyetlere dair bir iki cümle kurmak  olarak anlayınca Hindistan, çekim gücü kuvvetli bir ülkeydi. Kaldı ki İbn-i Battuta okumuşuz. Babürnamede hatıralar. Gidilmez mi Hindistan‘a? Böbürlenme kelimesi de kendini ‘kaplan’ sayan Babür Şahın adından türetilmiş zaten. Tevazuyu Melamilik sanınca biraz özgüven gelmesi de yararlı olur bana. Yoksa ülkemde Hint fakiri sayacaklar beni. Oysa Hinduizm dâhil anlamam, öğrenmem gereken birçok esaslı konu var. Sihlerin farkına varmak gibi mesela. Gerçi Salah Birsel’e göre ‘Fransız yazarlarından Lanza Del Vasto Hindistan‘a sevgisi yüzünden gitmemiştir. 0 eski bilgelik memleketinde aradığı, Modern Batı sorunlarının, yani savaşla adaletsizliğin çözümüdür. Ona göre paryaların babasıdır Gandi.’ Ben de içimdeki paryanın Sahip ya da Raca gibi bir ruhu olduğunu ispatlamak peşindeyim. Piri Reis‘in 1551’de otuz parçalık bir donanma ile çıktığı ikinci Hint seferinde uğradığı başarısızlıktan dolayı idam edilmesi gibi bir tehlike sözkonusu bile değil benim için. Devlet görevi ile gitmiyordum. Turistik bir seyahat nihayetinde.

Türküler Seni Söyler

Hindistan deyince aklımıza ilk gelen ‘Gittim Hint elinden kumaş getirdim’ türküsü. Sonra ‘bulunmaz Hint kumaşı’ deyimi var ve bir de Hint fakiri. İneklere taptıkları ayrı bir hikâye. Bin Tanrısı olduğu da. Kimi Brahman’ın çocukları diyor çoğu zaman da Şiva’nın Çocukları. Kimmiş şu Şiva? CERN’in önüne heykelini koydular diye kıyamet kopartılan.

hint
Dünyanın yaratılışını ve yıkılışını gösteren Shiva W. O. Simpson’un Moor’s Hindu Pantheon’undan

Ya bu çekim gücüne kapılır ayrı bir seversiniz Hindistan’ı ya da dinden imandan soğur hepsi afyon deme noktasına varıp dayanırsınız. Bütün dinlerin aslında birbirinin devamı olduğunu da idrak edersiniz birden.  Ülkeler arasındaki mesafelere, birbirinden habersiz insanlara bakınca mitlerin kadim bir kaynaktan geldiğini kabullenirsiniz artık. Bu yansımalar, dünyanın gizemi, dinlerin kökeni, evrendeki dünyanın küçücük bir inançlar havuzu olduğunun delili de diyebilirsiniz. Herkesin avcunu açıp duaya yöneldiğinde niçin öteki yarattığına bakınca, insanlığın çocukça bir çekişmeyi sürdürdüğüne şahit olursunuz. Onbinlerce yıl geçmesine rağmen hala çocuk kaldığına. Çocuktum ufacıktım, Hindistan’a gittim acıktım.

hhh

Evren Tasavvuru Mabetle Başlar

Mabedlerde hakikate yaklaşmak, büyük huzuru bulmak için ibadete yönelenler, su ile arınmaya,  secdeye kapanmaya hazırlar. Alçalan (tevazuya bürünen)  yüceleşir, yücelik taslayan alçaltılır.  İnsanın yükselmesi, güç zenginlik şöhretin tadını çıkarmak la değil yoksulluğu, zayıflığı, güçsüzlüğü hazmetmekle ilgili olduğunu kavrarsınız. Sefaletin içinde bile tebessüm yüzlerde nasıl yer bulur? Hindistan bunu öğretir en başta. Bir kaos, kargaşa, pislik, dilencilik, alışverişte aldatılma endişesi yaşarsanız, doğuya gitmeme kararı alanlara saygı duyarsınız.

Adsız
 Altın Kubbeli Sih Mabedi
aaaaAdsız
Altın Kubbeli Şam’da Zeynebiye Camii

Altın ve değerli eşyalarla, ziynetlerle Tanrının evini donatmak, dindarlığın tezahürü müdür?  Ha Şam’da Zeynep Camisi ha Yeni Delhi’de Sih Tapınağı. Hele yaklaşın bakalım, belki birlikte bulabiliriz cevabını.

ssssAdsız
Sih Mabedinde

Yeni İstanbul Havaalanı

Başkentten seyahate çıkmak yorucudur. Dış ülkelere direk uçuş yoktur Ankara’dan. Genellikle İstanbul’a ulaşır oradan dünyanın dört bir yanına dağılırsınız. Bu bakımdan gül gibi ‘eskisi’ kaderine terk edilir ve İstanbul yeni havaalanını ilk defa temaşa edersiniz. Her yer ışıl ışıl ancak daha tam kıvamını bulamamış hizmetler. Erken açmak bunu bir başarı göstermek de doğuya özgü. Açılan havaalanı batılı olduğumuzu bağırsa da.

swswAdsız
İstanbul yeni havaalanı nasıl dersiniz?

Her şeyin en büyüğü en güzelidir gibi bir anlayış var. Ancak binaları aydınlatmayı, tavan süslerini, kontuar ve iç bölmelerin dizaynı beğenilmeyecek gibi değil.

Teraslar her bölümde mevcut… Sigara içenlerin tek millet olduğunu söyleyebilirim. Tiryakiler olarak duman odalarına takılıyoruz. Farklı milletlerden rafine, zengin, güzel ve sağlığına düşkün insanlar kitap gibi düzgün yürüyüp geçip gidiyorlar. Ancak benim gibi eciş bücüş eğri, farklı, cins insanlar sigara odalarını dolduruyor.  Burada bütün renkler cinsler cinsiyetler milletler rengini kaybediyor. Her birimiz bir an önce sigara yakıp dumanı çekmek ve havaya üfürmekle tek bir edimde ve eylemde buluşma telaşındayız. İnsanlığın ulaştığı son nokta –herhalde- havaya duman savurmak. Yeşilaycı olup tertemiz hayatlarına is bulaştırmayanlar insanlığı kurtaracak bir söylem sahibi değiller, bir eylemleri de yok. Bu kederle bir nefes daha çekip hayat belirtisi gösteriyoruz. Kimileri tabutlarımıza çivi çaktığımızı düşünse de.

Havaalanı çok geniş ve uçaklara kapı sayısı artmış. Bu nedenle seferlerde rötar yaşanmaz herhalde. Ankara uçağı körüklü kapılara yaklaş(a)madı. Yine otobüslerle taşıdılar.  E, ne anladım o zaman? Gidiş yolcularını kapılarına bir saat önceden göndermekle körükler işlevsel mi kılınacak?

Rötar yok neyse ki uçuşumuzda. Pasaport noktasından geçip uçağa bineceğimiz kapıya yöneliyoruz. Önceki havaalanında uçaklar dolmuşlar gibi peşpeşe takılıp uçuş izni bekliyorlardı. Uzun bir kara yolculuğundan sonra ulaşılan pistte kalkışa geçti bile uçağımız.

Biz Ankara’dan gelmiştik. Kocaeli‘nden sonra önce Karadeniz kıyılarını, sonra aşağı inip Boğazın 3 Köprüsü’nü birden seyrettik. Eski havalimanının altından geçip İstanbul’u çepeçevre dolandıktan sonra tam Bulgaristan‘a girmek üzereyken yeni havaalanına indik.

Havaalanı içine girince eskisi ile yenisi arasında bir fark yok gibi geliyor insana. Havaalanları hep bir telaş, koşuşturma, ayrılık ve özlem getirir akla. Dış hatlar yolunda Duty-freelerde alışveriş. Çeşitli milletlerin bir aradaki kaosu insanı şaşırtıyor doğrusu ama bir yandan da insan böyle kozmopolit olabilir. Farklı milletleri aynı davranışlar içinde görünce bütün farklılıklar kayboluverir. Küresel ve evrensel bir insan olduğunu anlar birden. Marka olsun, pahalıyı biraz indirimle ucuz alalım, şişeleri paketleri özel kutularında göstere göstere taşıyalım.

İstanbul‘dan çıkan ve Türk Hava Yollarının sefer yaptığı şehirleri görünce  gerçekten İstanbul dünyanın merkezi herhalde, diye düşünürsünüz. Jeostrateji dedikleri böyle bir imkânı her şehre vermiyor. Bütün önemli şehirlerin aynı eşitlikte uzaklığında. Türkiye olarak, dünyanın merkezi olmayı, sadece havaalanı, uçak seferleri, çeşitli milletlere mensup insanların gelip gitmesi ile mi sürdüreceğiz? Yoksa her gelen insana Türkiye’nin sunabileceği bir mesaj var mı? Eğer varsa bunu nasıl anlatacağız? Gerçi gezgin ve zengin olanların mesajla ne işi olur? Onların bütün dikkatleri anonslarda. Her şey planlı programlı bir hayatın koşuşturması içinde kaçırmamak üzerine kurulu.

Havaalanında o kadar çok lüks iş yerleri var, duty freelerde her çeşit mal bulunur. Sigara içki, parfüm başta olmak üzere. Çikolatalar, ünlü lüks markalar…  Her gelip geçene bu lüks pahalı mallarını satmak için promosyon diye sundukları sadece lokum. Turkish Delight diyerek…  Bütün çağrışımlar arkaik bir ağız tadı üzerinde.

İşte sonunda gelip dayandığımız yer: babalarımızdan bize kalan lokum.

Mustafa EVERDİ

One Comment on “Hindistan Gezisi-I

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: