Benim Masalım

Sevda Sezer Gülle yazdı…

sss.jpg

Bugün kırk beş yaşına girdim. Kimse panik yapmasın, Kafka’nın Samsa’sı gibi uyanmaya asla benzemiyor. En azından hala bir hamam böceği değilim. Mutsuz olmak isteyeceğim şey arasam tonla bulabilirim fakat artık öyle bir niyetim de yok. Keder skalamı fazlasıyla doldurduğuma inanıyorum. İlginçtir, emsallerimin bir noktadan sonra durdurdukları yaş kotalarını içimden gelen nedensiz bir gururla söylemek de istiyorum. İtiraf ediyorum, kırk dört yaş için durum pek öyle değildi. ‘Bakın nasıl da ağzı dolduruyor, kııırk dööörrrt!’ yapmışlığım çoktur. Neyse ki sevdiğim ve sevildiğim biri ‘dört dörtlük yaş işte’ dedi de yersiz sevincim yerli teselliye dönüştü. Kendinizi iyi hissetmek böyle arada değil de, her zaman diğerlerinin verdiği destekle yürüyen bir şeyse, orada bir problem vardır. Kişisel gelişimcilerin kimi zaman ego şişirmeye varan telkinlerinden değil, başkalarını bahane ederek kendimizle olan savaşı bitirip barış anlaşması yapmaktan bahsediyorum. Ha arada imzayı attığımızı tek taraflı unutuşlarımız olmuyor mu? Olmaması mümkün değil. İnsanız nihayetinde.

Önemli olan şuymuş diyorsunuz yaşadığınız onca günün sonunda; siz iyiyseniz, sevdikleriniz de iyi, güzel hissediyorsanız kalbinizi, bedeninizi ve ruhunuzu, dünya da güzel. Eksik gördüğünüzü veya yanlış bulduğunuzu önce kendinizden başlayarak düzeltmeye çalışıyorsanız, işte o zaman önemsiz gibi gözükse de dünya sizin elinizle güzelleşmeye başlıyor. Şikayet etmekten çok çözüm üretmeye odaklananlardan oluyorsunuz. Gayret bizden tevfik Allah’tan ise şiarınız. Moralinizi bozmak, canınızı sıkmak, depresyonun hiçliğinde parende atmak istiyorsanız şayet, her zaman geçerli sebepler bulabilirsiniz. Sudan sebeplerden acı çekmek mi istiyorsunuz? Varlığınızı sorgulayın. Gezegendeki yeriniz, amacınız atomu neden parçalayamadığınız ya da Scoty‘nin niye ışınlamak için sizi seçmediği vb. Bu bile vurdurur dibine dibine arabeskin.

Benim de vardı. Nedenlerim yani. Çok aramama gerekte yoktu üstelik. Neden, niye, keşke’leri bağladığım ama ve fakat’lar en çok benim canımı yaktı. En devasız derdi olan ben, hiç sevilmeyen, kimsenin umrunda olmadığı, fedakârlık elçisi, yapılan iyilikleri hak etmeyen (onlar hep öyledir) sevdikleri için saçlarını süpürge eden acıların kadını, yalnızlıklar kraliçesi elbette ki yine ben… Hiçbiriniz değilsiniz, rol çalmayın sadece ben. Sonsuza kadar böyle devam etmiyor. Edemeyeceğini anlıyorsunuz daha doğrusu. Ve yönetmen tam olarak buralarda bir yerlerde kareyi donduruyor… O sırada zaman durmuyor… Akıyor… ve…“Dertler benim çile benim olurken, hayat niye beni hayallerimden vazgeçirip umutlarımı yerle yeksan edenlerin olsun ki ?” diyorsunuz. İç ses bağıra bağıra söylüyor bunu.

mamamamama

Peki anladık Onlar müebbet suçlular. ‘Belki de seçimlerini doğru ve zamanında yapamayan sendin!’ öz eleştirisi bundan bir sonraki evre. Tercihlerini yaparken ne kadar öz iradeni kullanmana izin verildi ise önceki cümlenin antitezi. Bilen bilir, Ali Şeriati’nin “İnsanın Dört Zindanı” kitabında bahsettiği zindanlar döner dolaşır hep insanın kendisine çıkar. Keza, sıkıştıldığımızı düşündüğümüz kafesten çıkmak, birinin o kafesin kapısını açmasına bağlıdır. Fakat o kafese girmemek için çoğu kez çaba harcamaz, zorlukları göze almadan teslim oluruz. Uçup gitmek değildir aslında bizi özgür kılacak olan, kafesin dışında kalmak ya da içine girmek kendi kararımız olsun yeterlidir. Kendinle de barışma bölümünü de geçtiysen, hayat ondan sonra açıyor sana kucağını, sen de ona sımsıkı sarılıyorsun. Umut ederken artık, gayrette gösteriyorsun. Parmağın hep kötüleri ve kötülükleri değil, iyileri ve iyilikleri de gösteriyor. Böylesi de varmış diyorsun.

Yalnız kalsan bile bu dünyanın sonu olmuyor. Hem yalnız da değilsin ki, bazen tek başına sadece. Seviyorsun yalnızlığında bile yapmaya çalıştıklarınla var olma savaşını ve düşlerinin peşinden gidişini. Büyük büyük ideallerin yerini bir çocuğun gülümsemesine vesile olmak alıyor mesela. Çiçekçilerde yapılan arajmanlar değil, kırdan toplanan papatyalar gönlünü çeliyor. Beklentilerin seni yorduğunu görüp beklememeyi de öğreniyorsun. Bekle diyenler hala senin hırpalandığının farkında değil. Ama sen biliyorsun artık beklenmesi gerekeni ve gerekmeyeni… Bunlar kendi masalımdan benim payıma düşenler. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ve gökten düşen elmaların en azından birine talibiz. Unutmayın.

Not: 16-02-2019 Yılında doğum günümde yazdığım bu yazıyla merhaba demek istedim sizlere. Hayra ve güzelliğe vesile olabilmemiz duasıyla. Sevgilerimle…

13083300_886788204801359_3415502757343053856_n

Sevda Sezer GÜLLE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s