Bisiklet Tekerlekleri

Suna Kızılırmak yazdı…

bisiklet.jpg

Ön tekerin daha eski, yıpranmış, arka tekerinse dişlerinin daha yeni, jantının parlak ve tellerinde rengarenk bocuklar takılı olması bir bisikletin yönünü, kaderini, gidişatını hâsılı güzergâhını nasıl değiştirmiyorsa anne ve kızlarının kaderi de çoğunlukla aynısı gibi ya da en benzeri şekilde oluyor.

‘Amann elalem ne der, amann dul kalırsam el yan gözle bakar, amann nere sığar nere giderim, yalnız çocuk mu büyütülür, yok adın çıkar komşuya iki kere gidemezsin..’ gibi hep namusuyla korkutulup, hor görülüp bu doğruymuşcasına dayatılan annelerimiz, bunu yaşaya-göre normalleştirip erkeğin bağırıp çağırıp vurup kırıp hatta dövmesini benimser oluyorlar hatta ‘koca bu döver de sever de’ diyenler yine kendileri olmadı mı bizlere? 

Benzer şartlara bir şekilde sürüklenen kızlarına bu hayatı reva gören yine kendileri değil mi? 

‘Biz çekmedik mi, biz o yollardan geçmedik mi? Babandan dayak yedim sabah cam kırıklarını süpürüp, dağılan evi toplayıp sana yavan aşımı ısıtıp yedirip büyüttüm’lerle boynunuza bir ‘fedakârlık ilmeği’ dolamazlar mı gizliden gizliye? 

Niye topladın, neden polis çağırmadın dediğinde tek korkuları o kocaların başlarına bela oluşu, çocukları kaçırışı ya da bir gece bıçaklanıp, öldürülüp çocuklarına ölmüş bir anne bırakmak olasılığının korkusu değil mi? Hiç bitmek tükenmek bilmeyen bir ‘süt hakkı’yla atacağınız her adımda önünüze koskaca bir ket olup dikilmiyor mu bu ‘sütümü helal etmem’ cümlesi? 

Kendi onca korkup sindirilmişken neden göz yumuyor senin de benzer şeyler yaşamana peki? Çünkü ‘sinek kadar kocan olsun başında dursun namusunu evini seni gözlesin nöbetçidir o’ onlar için. Çünkü kendi kendine yetmeyecektir bir kadın ve kadının namusunu kocası gözler algısı… Gözlenebilen bir şey mi bu namus? Bekçisi olan, tepende dikilinince bacak aranı kimseye açmayınca aklın da kalbin de düşüncelerin elin dilin de namuslu kalıyor mu? Sahi hepsini gözleyebiliyor mu bu kocalar? Seni içindeki o ses tutmuyorsa kim tutar? 

Baba evine elbette geri dönülmek istenmez çünkü çıkılmıştır oradan bir kere… Tıpkı kabuk değiştiren bir yılan gibi, döndürün bakalım gerisin geriye bir zamanlar ona ev olan, deri olan, çatı olan o sıyrıldığı yere geri sokun, güzellikle ya da zorla sokun, sığar mı? 

Hele bir de o evde dayak zulüm kavga ortasında kalıp karşına ilk çıkanı adam sanıp kaçmışsa baba evinden bin kez pişman olsan dönsen geri bir kez huzurluca kalabilir misin orada? Onların hakaretinden zulmünden lafından sözünden kendini korursun belki, ya çocukların da varsa yanında, bir deriye kendi sığamazken kaç yavru sığar oraya? Yazık olur onlara düşüncesi sana kırar dizi otutturur yine kendi babalarının evi daha güvenli gelince o çocuklara. 

Kalırsın ölü bir bedeni taşımaya ama ruhun da aklın da hele bir kez farkettinse attığını kalbin de yaşar durur sızlaya sızlaya… 

Çünkü annen de böyle kaldı sen ve kardeşlerin doğunca. Ondan öğrendin böyle davranmayı defalarca karşı dursan da ona! 

Çünkü sen bacak arası her daim ve herkese açık, kadın bedenli şeytan gövdesinin! Sen bir tehlikesin sadece kadın olmakla! Çünkü kendi de öyleydi öyle denile denile başka türlüsü ne bilmedi, öğrenemedi! 

‘Özgürlük’ kelimesinden korktuğu kadar korkmaz oldu tokat yemekten küfürden, hakaretten.. Derken aynı kocası gibi bir oğlan yetiştirdi farkında bile olmadan! O kızdığı kocasına benzedikçe davranışları, hareketleri, en fazla gen faktörüne laf edebildi, ‘soyu kuruyasıya, son çektiği olasıca, armut dibine düşer…’ 

Demedi bir kez; Yemeğin etlisini babasına ve oğlana koyup kızla yavan soğanı yedik biz, ayrım yaptım ben demedi! 

kadın

Kızım cafede arkadaşlarıyla hamburger yemeye giderse ‘orospu’ olur korkusuyla olursun deyip babasına dövdürttüm ama oğlandır gider oturur arkadaşlarıyla deyip hiç karışmadım ama benim oğlanın oturduğu, gezdiği kızlar da bizim kızlarımızdır, onları orospu eden, ahlaksız, namussuz eden bizlerin oğlanlarıydı demedi! Kadına, kıza, çocuğa, hayvana taciz tecavüz eden o erkekleri de biz doğurduk, biz yetiştirdik demedi, demedik biz kadınlar, demedi o anneler! Demedik!! 

Çok ağladım, çok uzun yıllar çok ağladım ama artık daha gizli yerlerde, ortam uygunsa koyveriyorum tüm yutkunuşlarımı da katarak boşalırcasına… Yeniden dolmak için! ‘Bir’ görenin var olduğunu unutmadan hiç.. 

Ama annem bilmedi! Duymadı! Bilemezdi, duyamaz, göremezdi o da ağlıyordu geceleri sessiz sessiz kendine gizliden gizliye. Aynı benim gibi… 

Ben bu gidişat yanlış dedim diye “sen Allah’a ve kaderine isyan ediyorsun, sen kafir misin tövbe et, ateist misin Allah affetsin seni” damgası bile yedim, adım ‘asi’ oldu, adım ‘bencil’ bile oldu. 

El emeğini kazanca çevirmiş, yıllarca çalışıp evinin tüm eşyasını kendisi almış, kocasına, oğluna harçlık vermekten ikinci bir eşarbı hep erteleyen bir kadının iki çocuğundan kız olanıyım ben. Ve en büyük mücadelem aslında annemle… En çok annemle! Çünkü bir kadının inanması ve değişmesi demek etrafına elleriyle ışık taşıması demektir. Çünkü kadın anne olunca bambaşka bir varlık oluyor ve içinde müthiş bir güç buluyor. Çünkü kadın yâr için, sevdiği için dağı deler, Ferhat‘ta kim ki? Ama evlat için o dağı un ufak eler. Bunu yapabilecekken yapmayan tüm kadınlara düşmanım ben. Evvela kendime düşman olarak hem de… 

Anadolu’da çoğu kapı ardında anne kız ilişkileri hâlâ böyledir. Kader mi bu dayatılan bilmem! O bisikletten kendime dair tüm civataları söküp onunla aynı kaderden sıyrılıp uzaklaşmaya gücün yetmez! Bir teker patlarsa diğeri de durup illa onu bekliyor. Onun dünyada yokluğunu düşünmek üzüntüsü, âhını almadan duasıyla adım atayım diye diye susup oturdum elimde patlamış tekerimle… 

Ama görüyorum ki; Bu beklemek’ler ömrün vadesini doldurmaktan başka bir işe yaramıyor.  Kadın en çok anneyken güçlü evet… Bir çift lafıyla kardeş kavgasını bitirmeye gücü yetiyor, başındaki beyaz tülbentini çıkarıp kavga ortasına atsa put gibi olur o kardeşler daha söz söylenmez ananın üstüne! 

Sağdığı bir inekle evini geçindirip çocuklarını okutup büyüten anneler, tarlalarda, fabrikalarda, tekstil işçisi olarak, ev temizliklerine giden… türlü türlü sektörde hatta kadının yapamaz dendiği erkek kuvveti beklenen ne çok alanda çalışan okuyamamışsa bile alın teriyle kazanıp parasını kazanan ne çok kadın ne çok anne var ve ne güzeldir onlar. Kazancınızı ne bencillik edip ‘benim param’ demek için, ne de çalışabilir haldeyken eve ocağa çokluğa çocuğa size bakmayan puşt kocalarınızı beslemek için harcamayın ama… 

Ben annemin kendi korkularını üzerime bir ok gibi fırlatıp dört bir yanımdan yolumu kapamasından bıktım usandım. Kalsam; Sevgiyi, aşkı, huzuru, güveni, merhameti bulamadım! Gitsem; Tek tekerlekli bisiklet yol almaz ancak palyaço oyuncağı olur o bunu da biliyorum.

Rabbim bu bir feryattır ve de duadır yine sana sığınıyorum.

Peki bunları buraya niye yazıyorum? Benzer hikâyeler içinde olanlar var biliyorum ve biz kadınlara sesleniyorum; Yalnızca tek bir canımız var ve gün günden eriyip tükenip ölüyoruz zalimlerin ellerinde. Yapılacak şey ne? Yol ne, nere? 

Karnın tok önünde çorban başında çatı deyip susup katlanmak mı doğru olan hep aynı huzursuz mutsuz içinin almadığı hikâyeye? Yoksa sonu ne olacağı meçhul, bir bilinmeze adım atmak mı kırk kırıklı onurunu kimselere bırakmadan satmadan yanına alıp da?  Anlatın duyayım sizden diye seslenirim size kendi dilimle, içimle… 

Söyleyin ‘sabır’ demek ne demektir Rabbin dediğince?

nuri

Suna KIZILIRMAK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: