Pisoomacıynan Hedik Yesinler Boön De

Arif Bilgin yazdı…

‒ Ana gı, ne yiicik gı? Acıktım tama!..

Akşama doğru sokaktan/oyundan gelen çocuğun serzenişine gezmeden geç gelen anne, için için suçluluk duygusuyla ve en çok da çocuklarını aç bırakmış olmanın acısıyla burkulan yüreğini alıp aşganaya girer. Bir yandan ne ‘bişireceani’ düşünmekte; diğer yandan da eve böyle geç geldiği için kendi kendine sokranmaktadır:

‒ Ne vardı ölüde de bu gadar oturacak! Başıız sağolsun de, üç gulhü bir elham oku gel. Ocaa geçesice… Hep Emiş’in çanesi geç goydu beni… Kele, ölüde de mi gonuşulur beeyle? Şinci herif gelirse ne deeycim ben?

Birden aklına herifinin sevdiği Pisoomacı gelir. Çocukların da yok demeyeceğini emindir, neye yok diyorlar ki zaten. Kısa zamanda hazırlayacağını bildiği için keyfi yerine gelir. İşe koyulurken çocuklarına seslenir:

‒ Icık daha durun, babaazın gelmesine az galdı, barabar yirik.

Aşgana/mutfak ile oturma odasının arasındaki birbirine geçilebilen odaya (buraya aralık derler) bir sofra açıp ortasına büyükçe bir tepsi kor. Daha sofranın uçları havadayken Seardip, hazındamına koşar ve gevrek/açık ekmek yığınından beş altı tane aldığı gibi sofraya kor ve diz çöküp başlar kırmaya. Ekmekler, küçük küçük oluncaya kadar (-zevkle- kırar. Yufka ekmeği kırmanın zevkini çok insan bilmez) ve tepsinin içine tepeleme yığar. İri baş iki kuru suvanı hemen soyup küçük küçük doğrar. Koca bir demet maydanozu alelacele yıkadıktan sonra saplarını kesip atar ve kalanını doğrar. 

Pisoomacı.jpg
Pisoomacı

Tekrar hazındamına koşarken, fistanının sağ kolunu çemrediği gimi pendir küpeciine daldırır. Parmaklarını hatta tırnaklarını geçirerek, zorla da olsa, sıkı sıkı basılmış peynirden üç dört baş söker ve peynir suyu bulaşan koluyla birlikte çeşmenin altına tuttuğu gibi rendeyi alır ve gibi sofraya döner. Soğan ve maydanozu doğradığı küccük tepsinin içine peynirlerin hepsini de iri delikli tarafıynan rendeler. Sonra da bu tepside ne varsa, kırdığı ekmek yığınının üstüne döker.

Tekrar aşganaya girip, gazocağını önüne alır ve başlar pompalamaya.. (Öyle yapılırdı. Üst taraftaki özel bölmeye, deposundaki gazdan biraz çıkıncaya kadar ocağın memesi gevşetilir ve pompalanırdı. Çıkan gaz yakılır ve bir müddet ocağın başının ısınması sağladıktan sonra, memecik sıkıştırılır ve tekrar pompalanırdı. Bu pompala ile alttaki depoya yani gazın bulunduğu hazneye hava doldurulur ve böylece elde edilen basınç ile gazocağının memeciğinden gazın fışkırması bağlanırdı. Fışkırır fışkırmaz da yakılırdı. Gözle görülmez zerrecikler halinde, incecik püskürerek çıkan gaz kendine has bir foşurtuyla yanmaya başlar ve pompaladıkça da yanmanın şiddeti artırılırdı.)

Yaktığı gazocağının üstündeki tavaya şöyle tepeleme doldurulmuş iki kaşık tereyağı koyar ve erimesini beklerken, iki üç tane iri ve yassı, bazıları pespembe, içleri düğür düğür olmuş ve yenilmeye doyulmayan tomatisi yıkayıp ince ve küçük doğrar; yeteri kadar biber, tuz, karabiber ve hatta çaman ilave edip biraz kavurur. Belli bir kıvama geldikten sonra saçakla kulpundan tuttuğu tavayı getirip ekmek yığının üzerine döker. İki elinin parmaklarını açarak daldırır içine ve iyice alt üst ederek karıştırır. Artık ‘pisoomacı’ tamamlanmıştır. Acele etmese ceviz içi de katardı, ama şimdi zaman kalmadı…

Herifinin, hemen her yemekte istediği ekşi öteki adıyla turşu aklına gelir. Aklına gelir gelmez de kapı açılır ve herifi eve gelir. Gelirse gelsin, bu hamarat annenin pisoomacını karıştıran ellerinden biri çoktan hazındamındaki turşu küpüne dalmış ve öteki elindeki tabağın içine sivri biberden, salatalık, acur, lahana, dolma biberi, sarımsaktan ne yakalarsa doldurmaya başlamıştır bile…

Hep birlikte otururlar ve iştahla, ekmekten yapılmış bu yöresel yemeği, yine ekmekle yemeye başlarlar…

thumbnail_Pisoomacı-Hedik
Hedik

Çocuklar da zaten bir süre sonra yine acıkacak, ya dün pişirilen nohut, tatlandırılmış kaysı çekirdeği ve mayana karıştırılmış buğday hediğinden veya önceki gün kavrulan, melengiç ve haspir karışımı ile apayrı bir lezzet kazanan kavurgadan isteyeceklerdir. Kim bilir belki de ailenin keyfi yetecek ve uyku saatini biraz daha geciktirerek, ceviz içi karıştırılmış kuru üzüm, sucuk, bastık türü tatlı bile yedirecektir.

thumbnail_Pisoomacı-Kavurga
Kavurga

O bizleri terk eden vakitlerde, kendine has yemekler vardı; tür ve kullanılan malzeme bakımından pek zengin olmasa da belli bir damak tadına kavuşturulan güzel yemeklerdi onlar. Belki üç beş tanesi malzeme yokluğundan veya kültürümüzden düştüğü için unutulmaya yüz tutmuştur; ama birçoğunu bugün de sofralarına getirenler vardır. Mesela ‘pisoomacı’ (pisik omacı) denilen bu yemeğimiz, yığın yığın yapılan yufka ekmeğin, gevrekliğinden dolayı, yığın yaparken veya sulamak için alırken kırılan ve küçük parçalara bölünen ve sofrada kırıntı olarak kalan ekmek parçalarının değerlendirildiği bir yemektir. Adı da belki, kedilere verilmek amacıyla suda ıslatılmış ekmek ve yemek artıklarının karışımından alınmıştır.

Arif BİLGİN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s