Anadolu’nun Mahzun ve Şerefli Sesi: Mahzuni Şerif

Muaz Ergü yazdı…

mahzuni.jpg

“Bunca pervâne misali Şem’e yandın Mahzunî
Hangi Pir’e ikrar verdin, kime kandın Mahzunî?
Sen ki bir Evlâd-ı Zeynel Ağuçan’dın Mahzunî
Amma bî-nesilsin şimdi cahil cühelâ için…”

“Önce söz vardı” diye başlar kelâm-ı kadimler. Söz vardı… Olduran, onduran, yakıp kavuran, yangına su olan, güldüren, ağlatan… Gönle dokunan, gönlü darma dağın eden, dağılmış bütün parçaları toplayan, yalımıyla eriten, şifasıyla yürek sızısını sağaltan, varlık yaralarına merhem diye sürülen…

Varlığın dolaysız, bağlantısız, arasız, aracısız dile geldiği, dile getirildiği söz. Modern zamanlardaki gibi varlığa yabancılaşmamış, mekanik süreçlere hapsedilmemiş, kirlenmemiş, kirletilmemiş… Teknolojik bir metaya dönüştürülmemiş…

Söz vardı Anadolu’nun uçsuz bucaksız coğrafyalarında. Varlığın acıda ve sevinçte, hüzünde ve tebessümde meskûn olduğu, hakikatin söyleştiği, hakikatin söylendiği… İnsanlığa dair bütün hallerin (aşkın, sevdanın, bulmanın, yitirmenin, ayrılmanın, kavuşmanın, gurbetin, sılanın, yokluğun, yoksulluğun, yaşamın, ölümün, yitip gitmenin, vuslatın) söylendiği duru sözler. Dupduru göğün altında, mahşeri bir yürekten çıkan… Âşıkların dilinden uçsuz bucaksız yüreğe dökülen…  

mahz

Sözden örülmüş bir kale gibiydi Anadolu Coğrafyası. Burçlarında bayrak sallardı Yunuslar, Pir Sultanlar, Âşık Paşalar, Hoca Mesutlar, Hacı Bektaşlar, Hacı Bayram Veliler, Karac’oğlanlar, Dadaloğlular, Nesimiler, Erzurumlu Emrahlar, Bayburtlu Zihniler, Köroğulları, Âşık Veyseller, Davut Sulariler, Muharrem Ertaşlar, Hacı Taşanlar, Neşet Ertaşlar, Daimiler, Âşık Mahzuniler…

2002 yılında Ankara‘da askerlik yapıyordum. O yılın Mayıs Ayı’nın onyedisinde çarşı iznine çıkmıştım. Bindiğim dolmuş Kültür Bakanlığı binasının önünden geçiyordu. Bakanlığın önünde kalabalık toplanmıştı. Kalabalığa biraz dikkat ettiğimde insanların yakalarında Mahzuni Baba’nın fotoğrafı vardı. Dolmuştan indim. Sordum neden toplanmış insanlar diye?Mahzuni Şerif ölmüş” dediler. Hatırladığım kadarıyla Almanya’da tedavi görüyordu. Onun öldüğünü söylediklerinde o an çok yakınımı, yıllardır birarada olduğum birini kaybetmiş gibi hissettim kendimi. Oysa, Onu canlı olarak bir kere Adana‘da görmüş ve dinlemiştim. O zaman dersaneye devam ediyordum. Etkinlik afişini görür görmez Onu dinlemeye gittim. Çocukluğumdan beri onun türkülerini dinlerdim. Onu dinlerdik… Neredeyse ezberimdeydi bütün türküleri.

Evet, Anadolu söz kalesinin burçlarında bayrak sallayan son ustalardan Âşık Mahzuni Şerif de gidiverdi o sonsuz âleme.. 17 Mayıs 2002’de… “İşte gidiyorum çeşmi siyahım” diyerek… Bir usta daha göçüp gitti sermayesi dert, serveti ah olan dünyadan. “Gene yükseklerden uçarsın gönlüm” diye seslenirdi ya “Zamansız Bahar” türküsünde, bir bahar mevsiminde turna olup uçtu yücelere. Zaman Bahar zamanıydı aslında. Zamansız olan kendi gidişiydi belki de. Ah-u zar ile geride kalan, geriye kalan yaşamdı. “Dünya gözü açtım yerim gurbettir” derken ne de güzel söylemişti hepimizin gurbetliğini. Dünya hepimiz için upuzun bir gurbet değil mi? “Ben sılaya sıla bana hasrettir” diyerek en derin hasrete dokunmuştu. Burnumuzun direğini sızlatan hasret.

Âşık Veysel’den el almıştı Berçenekli Mahzuni. Mızrabını, Zülfikar’ı sallar gibi sallardı sazında. Upuzun seferlerden çıkar gelirdi Ali bir Duaz-ı İmam’la. Sonsuz semaha dururdu cümle kâinat. Mızrabı sazına vurduğunda paramparça olurdu gönül iklimi. Sazının döşüne vurdukça gâh bir gam gibi çökerdi duman yüce dağların başına gâh ince ince bir kar yağardı… Kanadı kırık turnalar Kerbela göklerinde kanat vururdu hüznün ve acının en koyusunda.

Adına dünya denen yokluktan müteşekkil uzun ince yolda bir seyyah olup dolaştı Mahzuni Şerif. Bir yolcu gibi dolaştırdı bizi varlığın, yokluğun kıyılarında. “Boşu boşuna” dedi. Boşu boşunaymış her ne var ise, her ne yapılıyor ise. Boşu boşuna!…  Süleyman’ın saltanatı, benim diyen Nemrut’un kibri…

“Benim deme dostum sen de gidersin/Sultan Süleyman’ın gittiği gibi/Âdem Peygamber’in Havva’sı için/Arasat Dağı’nda yittiği gibi.” diye feryat ederken hepimize bu âlemden gideceğimizi hatırlatıyordu. Kimse kendini buralarda kalıcı görmesin diyordu.

“Sen kimsin?” diye soranlara: “Beni merak edip şüphe duyanlar/Kendin bilmezlerin telaşıyım ben/Aslım Horasan’dan toprağım Afşin/Elbistan düzünün bir taşıyım ben/Bir gün Âşık’ların kara gününde/Ah çekip dolaştım sevda çölünde/Kur’an da okudum mürşid önünde/Hak çalıp söyleyen Bektaşi’yim ben” cevabını verdi.  

“Aslım Horasan’dan toprağım Afşin/Elbistan düzünün bir taşıyım ben” diyen Mahzuni dağların karından, yaylaların hüznünden, hurman çayının akışından, bin boğaların baharından söyledi. Anadolu’nun binlerce yıllık yoksulluğunu, unutulmuşluğunu, okulsuz köylerini, susuz mahallerini, yolsuz beldelerini haykırdı. Acı gerçeklerden bahis açtı çokça. Memleketimizi kan gölüne çeviren siyasetsizliklere isyan etti. Siyasetçi kılığındaki dalkavuklara, sahtekârlara, yalancılara, düzenbazlara… Cesurdu Mahzuni, sözünü daldan budaktan esirgemedi. Siyasetçi kılıklı hırsızlar soyarken memleketi “kardaş defineyi nerden buldun” diye sordu. Bütün sağcılar, dindar görünümlü menfaatçiler Amerika’yı Kâbe’ye çevirirken “Amerika Katil” deme yürekliliğini gösterdi. Memleketin her tarafı NATO üssüne çevrilirken “Defol git benim yurdumdan Amerika katil” dedi en yürekten… 

şerifff Âşık Mahzuni Şerif insani trajedilerimizi, varoluş kaygılarımızı, hayat muammasını, insan denen gizemi en yalın şekliyle çaldı, söyledi. Anadolu’nun yüreğindeki derin felsefeyle, kadim ışıkla yürüdü. Yalnız aşkı ve sevdayı söylemedi. Dertlerimizden, yüzlerce yıllık sefaletimizden de söz açtı. Haksızlıklar karşısında isyanın sesi oldu. Yiğit muhtaç olurken kuru soğana, ince ince bir kar yağarken fakirin üstüne, susuzluktan kururken yeşil bağlar, bin bir türlü dalavereye yataklık ederken Ankara

En çok ta Kerbela’ya yakıldı bütün ağıtlar. Kerbela’yı söyledi, Hamse-i Âli Aba’yı… Muhammed Ali’nin yürek dağlayan destanına ağladık kederin en dipsizliklerinde. Gözyaşları suladı Kerbela Çölü’nü. “Bir değil yarem” türküsüyle yaralarımızı yokladık. Binlerce yaremizi…

Selam olsun Mahzuni’ye!…

Muaz ERGÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s