“ACABA”. Gerçek adı: “ŞÜPHE/KORKU.”

Nida Öz yazdı…

sosyal medya.jpg

Şöyle kısa bir gezinti yapın kişisel sayfalarda. Birkaç lüks lokantada kadeh kaldıranlar ya da yedikleri yemekleri milletin gözüne sokanlar haricinde herkes mutsuz/umutsuz. Bir de zihinleri ile değil bedenleri ile ortalıkta dolaşanlar var ki; Pek önemsemeye değmez. İnsanız altı-üstü. Herkesin beğenilmeye ihtiyacı var. Olay teşhir boyutlarında değilse tabii ki. Bizim konumuz dışında onlar.

Elimizde bir ölçü aleti yok kimin mutlu, kimin mutsuz olduğunu ölçmek için. Böyle bir alet olsa bile pek de işe yarayacağını düşünmüyorum. Zira -özellikle de sanal alemde- artık herkesin üç-beş maskesi var. Birini düşürürsen diğerini takıyor.

Kimi partilere, kimi sevgilisine, kimi dünyanın gidişine vs. Herkes bir şeyleri suçlama modunda. Hep de haklılar (?).

Mutsuzluğun en önemli sebebi “geçmiş”i sırtımızda bir heybe gibi taşımak. İşin kötüsü, insanlar 10 tane güzel anı biriktirmişse, 100 tane de kötü anı var heybesinde. Her şeyi devamlı geçmişte yaşadıklarının süzgecinden geçirmekte. Bunu bilinçli yapanlar var, farkında olmadan yaşayanlar var. Bu karşılaştırmanın sizin tüm özgürlüğünüzü elinizden aldığınızın farkında mısınız? Ne kadar yorucu bir işi olduğunu biliyor musunuz?

Bu konu açılınca rahmetli Tayfun Talipoğlu‘nun şu sözünü hatırlatmadan geçemiyorum: “İnsanlar üzerindeki kara bulutları nereye giderlerse oraya taşırlar.”

Geçmişteki hatalar, boynumuzda bir zincir sanki. Fakat -sanırım- insan teki sevmiş bu zinciri. Buna “tecrübe” diyenler de var. Fakat dikkat edersek bu tecrübe denen olay farklı/ kötü bir şey yaşanınca ortaya çıkıyor her nedense.

mutsuzzzzzzzz

Herkes eşine dostuna yaşadığı kötü olayları anlatıyor. İyilerden bahis çok az açılıyor. Bazen düşeceksin, düşeceksin ki; bir yerlerin acıyacak. Ancak o zaman acın ne olduğunu bileceksin. Sevecek fakat terk edileceksin ki aşk acını tanımış olacaksın. Feryat figan etmenin hiçbir anlamı yok!

Yaşanmış bir mutsuzluk, yaşanabilecek bir mutsuzluğu tetikliyebiliyor.

İşte bu nedenle “güven” duyguları hırpalanmış birçok insanın aklında hep bir “acaba (şüphe, korku)” dolaşmaktadır. Bu “acaba” yarı ömrümüzü götürmekte, yaşayabileceğimiz mutlulukların önünü kesmektedir. Farkında değiliz. Sıkışıp kalmışız “acaba”ların ortasında. Nefes alamıyoruz.

İşte bu nedenle insanlar belirli bir yaştan sonra kendilerine sert taşlardan oluşan kalın bir “güven” duvarı örmeye başlıyor. Bu duvarın onları kötülüklerden(?) koruyacağını sanıyorlar. Tamam, buraya kadarı herkesin kendi bileceği şey. Fakat bir hata yapılıyor bu duvar örülürken. Ne bir pencere ne de bir kapı konuluyor duvara. Duvar da içeriden doğru örüldüğü için son taş konulduğunda anlıyor insanteki bir daha dışarı çıkamayacağını. Hapsediyor kendini. Duvar örecekseniz kapı da koyun. Kimin tıklayacağı belli olmaz.

*

Birebir yaşadığım bir olayla yazıma son vereyim. 16 katlı bir evin 13. katında oturuyorum. Her akşam ve sabah asansörde aynı konu: “Ne bu asansörün hâli?”, “bu ne pislik?” Dışarıdan başka birilerinin apartmana girmesi olası değil.

Bir gün patladım artık. “Bu sizin pisliğiniz. Zira bu asansörü sadece bu evdekiler kullanıyor.” “Tüküren de biziz, işeyen de biziz, duvarlarını karalayan da biz.”

Bu dünyayı da sadece biz kullanıyoruz. Bu kadar “acaba”yı yaratan kim acaba?

mutsuzluk-huzunlu-maske_8ebd3cadcf36f8012ad5

Nida ÖZ

One Comment on ““ACABA”. Gerçek adı: “ŞÜPHE/KORKU.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: