Kadının Eve Dönüşü mü Dediniz? 

Tuncer Namlı yazdı…

islammmmSon dönemde sağlıklı ve dindar bir nesil yetiştirme konusunda kadının iş hayatından çekilip eve dönmesini savunan yaklaşımlar basında ve sosyal medyada boy göstermeye başladı. Her şeyden önce bunun haklı gerekçeleri olabilir ve bunları reddedecek değilim. Fakat dindarlık adına yapılan bu çağrıyı, Hz Hatice‘nin iş ortağı olarak ticaret hayatına atılmış bir Peygamber’in (s) ümmeti yapıyorsa iki kere düşünmek zorundadır. Ayrıca İslam tarihi boyunca geleneksel tarım toplumunda yaşayan kadının tarlada, bağda, bahçede çalışmış olmasının göz ardı edildiğini düşünüyorum. Dolayısıyla sorun, kadının çalışmasından çok, erkeğe muhtaçlık hissetmeyecek şekilde kendi ekonomik bağımsızlığını elde etmesi, buna karşın evde iş bölümü yapma konusunda geleneksel algıdan vazgeçilememesinde yatmaktadır.

Gelişen yeni şartlar gözden geçirilerek çözüm üretmek yerine, Kuran’daki hükümlerin hangi toplumsal şartlar gereği öngörüldüğüne bakmaksızın lafzî okumalarla ayetlerin zahirine tutuşturulan yorumlar, çoğu zaman ayetlerin indiği dönemdeki maksadını aşmakta, sağlıklı bir zemine oturmamakta ve eğreti bir görüntü arz edebilmektedir. Örneğin Kuran, erkeklerin Hakkı’nın kadınlara göre bir derece üstün olduğuna dikkat çeken ayette, buna sebep olarak erkeğin evdeki ekonomik yükümlülüğü üstlenmesini göstermektedir. Fakat günümüzde “kavvâm” (erkeğin ev reisliği) konusu işlenirken nedense bu tür sebepler görmezden gelinerek, lafızcı bir mantaliteyle kavramların taşıdığı anlam ve hükümler mutlak bir nitelik kazanmaktadır. Bugünün dünyasında kadını evin ekonomik sorumluluğuna ortak ederken, evdeki yetkiyi geleneksel mantıkla bütünüyle erkeğe hasretmek ve çocuk bakımı, yemek, temizlik gibi ev işlerini de bütünüyle kadına yıkmak adaletle bağdaştırılabilir mi?

Örneğin, çalışan eşler akşam işten çıktığında kadın eve, erkek fayans döşemeye gidiyorsa ve işte eşit, evde erkek egemenliği geçerliyse bu kavvamlıkta bir sorun yok mu? Tamam, çocuğu doğurmak ve emzirmek kadının görevi de ilgilenmek, gezdirmek, eğlendirmek de mi sadece kadının görevi? Öte yandan bazen “Kadın çalışmasın, evde çocuk baksın, erkeklere iş imkanı açılsın” denebilmektedir. Bunu teorik olarak söylemek kolay, ve hatta kendi zaviyesinden haklı da görülebilir. Ancak günümüz ekonomik ve toplumsal şartlarında çalışan eş adayı arayan erkeğe bunu nasıl anlatmayı düşünüyoruz, merak konusu? Dahası kadın üç çocuk doğurup yaşlılık belirtilerine maruz kaldığında ve Kavvam hazretleri de kasayı doldurup vefayı unuttuğunda kadının haklarını koruyacak bir ahlakın garantisini kim, nasıl verecek?

kadınBeyler, eğer İslam ahlakından ve kadının haklarının korunacağı bir hukuktan söz edeceksek bu sistemi önce bizim adam gibi yeniden okuyup öğrenmemiz, bütün toplum kesimlerini ikna edecek düzeyde sistematik bir düzenlemeye kavuşturmamız gerekiyor. Üstelik böyle bir hukuki düzeni sağlamak için benzeri bir sistematikle ortak bir ahlak sistemi geliştirmemiz ve bu ahlaki sistemi gerçekleştirmeye de  erkeğin terbiyesinden başlamamız gerekir. Çünkü Kuran ve Hz. Peygamber, bu mücadeleyi erkekten başlatmıştır. Erkek egemen toplumda güçlünün hakkı hukuku gözetmesini öğretmeden ve o gücü insani, ahlaki ve hukuki bir düzlemde sağlamadan, zayıf olan kadını hak aramak için kışkırtmak, zayıf olanın daha çok ezilmesini, daha çok dayak yemesini, daha çok öldürülmesini teşvik etmekten öteye geçmeyecektir. Kadın haklarını savunanlar kusura bakmasın ama bu gün bilinçsiz feminizmin aşamadığı kısır döngü bu noktada düğümlenmektedir.

Dolayısıyla bu gerçekleri görüp garantilemeden evinden çıkmış kadını evine döndürmeye çalışmak, akıntıya kürek çekmekten öte bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü toplumun akışını doğru yöntemlerle yönlendirmek yerine, önünü tıkamaya çalışmak toplumla kavga etmekten, toplumu germek ve karşılığında irite olmaktan başka bir anlam ifade etmeyecek gibi görünüyor. Cami önünde kendisine uzatılan mikrofona, “Tayyip bey dul kadınlara maaş bağladı, kadınlar bundan dolayı evlenmiyor” diyen yaşlı hacı emmiler gibi kadını zoraki yöntemlerle eve ve dolayısıyla kocaya itaate çağıran serzenişlerin hiçbir kıymeti Harbiye’si yoktur ve olmayacaktır. Boşanma konusu gündeme geldiğinde, evin emektarı kadından mal kaçırmaya çalışmayan Müslüman bir erkek var mı, bu ülkede? Eğer kadınlar eski kocalarından adam gibi muamele görse, el üstünde tutulmuş olsaydı, değil onlara maaş bağlamak, önüne altından dağlar yığsaydılar, kendisine değer veren eş adayını gördüğünde yine de koşa koşa evlenebilirdi. Aynı şey erkekler için de geçerli değil mi?

Babası öldüğünde mirası şer’i kurallara göre ikiye bir orantısıyla bölmeyi savunan erkek evladın, anneye bakma sorumluluğu gündeme geldiğinde, “benim hanım bakmaz” diyerek yan çizmesi, değil şeriatın, insanlığın hangi kitabında yazıyor, bilen varsa beri gelsin? Mirası ikili birli taksim etmeyi öngören ayette Allah sorumluluk farkını ve dolayısıyla hak ediş adaletini gözeterek mi bu hükmü vermiştir, yoksa erkeği doğuştan şanslı ilan eden bir dağıtıcı adalet mi öngörmüştür? Anne babaya bakma yükümlülüğünü kız evlada terk etmiş erkek evlatların, mirasa gelince şeriat aramasıyla, eşini çalıştıran erkeklerin kavvamlıktan söz etmesi arasındaki benzerlik hiç de gözden kaçmıyor! Kısacası, Bütün bunları yeniden ele alıp adalet esasına uygun bir sistem geliştirmeden kadına eve dön çağrısı yapmak beyhude gözükmektedir. Hele bir de bu çağrıyı kız kardeşinden miras, hanımından nafaka kaçırmaya çalışan erkek cinsi yapıyorsa kim dinler bu çağrıyı ve neden dinlesin?fıkıhBu kısa yazımdan hareketle ayetlere itiraz ettiğimi kimse düşünmesin. Ben sadece ayetleri anlarken öngördüğü hükümlerin sebep ve şartlarını, bu gün değişen şartlar müvacehesinde ele alıp tarihsel yorumların gözden geçirilmesini ve ayetlerin bu günün dünyasında ve bütünlük içerisinde yeniden okunup değerlendirilmesini öneriyorum. Dahası, Kur’an ve Hz. Peygamber’in kadınlara tanıdığı hakların henüz o dünyadan gittikten kısa süre sonra cahili gelenek yanlılarınca geri alındığını görmeden, geleneksel bakış açısıyla ayet yorumlamayı sünnet savunuculuğu sanmanın vebalini de göz önünde bulundursak hiç fena olmaz. Çünkü Peygamber sünnetiyle Cahiliye Arabı’nın sünneti farklı şeyler. Bunu ayırmanın vakti çoktan geldi ve geçti uyanalım.

Peygamberin sünneti gündeme gelmeden önce sünnet kelimesi o toplumun geleneği anlamına geliyordu. Örf ve maruf kelimeleri ise dar anlamda toplumun, geniş anlamda insanlığın ortak doğruları anlamıda kullanılıyordu. Bu neden Kur’an’da sünnet, ilahi ve atalar kültü gibi iki ayrı değerde kullanılıyordu. Oysa Kur’an’da örfün sahih ve fasit iki ayrı anlamı yoktur. Sünnet kelimesi Hz. Peygamberin tarz ve adeti anlamında kullanılınca olumsuz anlamını kaybetti ve tartışılmaz mutlak bir kutsala dönüşerek örfün makamına kuruldu. Örf kelimesi de gelenekle eşdeğer hale gelerek sünnet kelimesinin eski urbasını giydi ve fıkıhta iyi ve kötü örf diye ikiye ayrıldı. Sonuçta Peygamber sünneti hatırına arap geleneği dini değere dönüşürken, o dönüşmüş değerlere aykırı görülen toplumların ve insanlığın ortak tecrübesi ve değerleri (yani Kur’anın emrettiği maruf) çirkin, kerih, hoyrat, din dışı, hatta küfür olarak görülebildi. Dolayısıyla Kur’an’ı, Peygamber’in (s) gerçek tecrübesini ve insanlığın ortak değerlerini birikte ve yeniden okumaya çalışmaktan başka çaremiz yoktur.

Fıkıh kitaplarında nikah akdini kadının kadınlığını erkeğe satma akdine dönüştüren geleneksel İslam alimleri o hüküm ve fetvaları hangi ayete, hangi hadise dayandırdı? Tabi ki cahiliyeden kalma sözde İslami örflere! Kendisine reva görülen cahiliye baskısı ve şiddetine baş kaldıran Medineli kadının mücadelesini duyan Allah’ın, cehalete, berdel kurallarına mahkum edilen, kendisini boşayan eski kocası tarafından evlenmesine müsaade edilmeyen ve ölüme mahkum edilen, töre cinayetlerine kurban giden kadınların genç kızların feryadını duymuyor sanmayın. Duymayan biziz ama Allah’ı da öyle sanıyoruz (hâşâ). Geleneksel yaklaşımların mağdur ettiği kadınların haklarını savunmak yerine, savunanları ötekileştirmek ve hatta yumruk sıkıp diş bilemek İslam’ın öngörüsü olamaz. Hz. Ömer’in şu sözü, Kuran ve sünneti doğru anlamanın ta kendisi olmalı:

“Hz. Peygamber hayatta ilken eşlerimize sert söz söylemekten çekiniyorduk. Ola ki Allah’ın gayretine dokunur da ayet iner ve ilahi azarlamaya muhatap oluruz diye endişe ediyorduk. Hz. Peygamber dünyadan göçtükten sonra bu hassasiyetimiz kayboldu.”

Anlaşılan o ki; o hassasiyetten bize fazla bir şey kalmamış. Kur’an’ın resmi, Sünnetin isminden başka! Kimimiz kendini sünnetçi, kimimiz Kur’ancı sanıyor, hepsi bu! O halde şu soruyu yeniden soralım: Kadını eve mi döndürelim, yoksa biz insanlığın ortak birikimine ve İslam’ın kendisine mi dönelim? Ya da İslam’ı insanlığın yaşadığı dünyaya geri  mi döndürelim? Karar hepimizin!…

kurannn

Tuncer NAMLI

One Comment on “Kadının Eve Dönüşü mü Dediniz? 

  1. Hay Allah sizden razı olsun Tuncer bey. Bunu bir kadın olarak ben yazsam ancak böyle yazardım. Tabi önemli olan geleneksel algıda her türlü hak ve çıkarı korunmus, enesi alabildiğine ve devamlı okşanan, hazlarına göre yorumların kuşattığı erkek cinsinden birinin, bunları bu kadar açık söyleyebilmesi. Tekrar tekrar teşekkür ederim bu adil, anlamlı, akıl ve mantığın ortaya çıkardığı yazınız için…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: