Bir Resmi İtaatsizlik Örneği Olarak Öğrenci Forması

Sevda Sezer Gülle yazdı…

formRahmetli babam Polis memuruydu. Halinden hiç şikâyet etmeyen tavrıyla, Ankara’nın soğuğunda parkalı ve bıyıklı, Urfa’nın sıcağında şapkasız ve gömlekli, İzmir’in neminde ise hava almayan ve de ayakta uzun süre durmaktan ayakları ağrıtan ayakkabılarıyla sevilen memur beylerdendi. Hatırlıyorum, o zamanlar -yani çocukluk yıllarımda- Devlet babamız, her yıl kendilerine diktirsinler diye fazla fazla üniformalık kumaş verirdi. Şimdilerde ise hazır dikilmişi veriliyor bildiğim kadarıyla. O kumaş bolca olmalı ki, bizim evde envai çeşit şeye dönüştürülürdü. Yılların el işlerini yeni keşifmiş gibi pazarlamaya çalışanlar, o sanat dehalarını görseler, otantik diye yaptıkları çin malı işlerden utanırlar! o derece büyük iddia sahibiyim. Paspasından tutun da battaniyesine, koltuk örtüsüne ve hatta çeyizlik mutfak önlüğüne kadar pek çok şeye… Koalisyon çalışmasının başarısıydı elbette. Günümüzde antika sınıfına giren Singer dikiş makinesini kullanan kişi babacığımdı. Kesip, biçen ve dikime hazır hale getiren de annem. Şimdiki gibi pedallı değil geçmişin emektar makineleri. Silindir biçimindeki kolu çevirip, altındaki büyükçe pedalı ayaklarınla ileri geri hareket ettirerek çalıştırabiliyorsun. Çakada çakada çakada… Bu seslerle geçiyor çocukluğum.

Yaşıtlarımın konfeksiyon ürünleri tercih ettiği yıllarda, bir memur maaşıyla beş kişilik bir ailenin geçiminin sağlanmaya çalışılması, haliyle mecbur bırakılmış bir seçilmemişe mahkum ediyordu. Her daim değerli olan el emeğinin, çocuk dünyasında ‘ kıt kanaat geçim gereği’ çok daha kıymetli olduğunu bilmemekti belki de dikilen şeyi giymeyi utanç saymak! İlerleyen yaşlarda baktığınızı görebiliyorsanız, farkındaysanız geçmişin ve şu anın, esas utanılacak olanın, bunları o küçük yaşlarda bile olsa nasıl düşünebilmişim oluyor. Ne de olsa akıl baliğ değildim fıkhına sarılınabilecek yıllar şükürler olsun. Ya ergenlik sonrası yaptıklarımız? “Artık ergen değilim ama aklım başımda değildi” desek. Kimi kandırıyoruz ki? En iyisi af dilemek. Affet bizi Allah’ım.

Yıl 1986. Babamın tayini üç sene kaldığımız Urfa‘dan İzmir‘e çıkıyor. Küçük ama sıcacık insanların yoldaşlık ettiği bir yerden, büyük ve kimsenin kimseden haberi olmadığı söylenen bir şehre gideceğini duymak bile yeterince ürkütücü. Anadolu insanın bir başka güzel olduğunu ancak içlerinde, kendi coğrafyalarında yaşadıktan sonra daha iyi anlıyorsunuz. Dışarıdan gelene evini, sofrasını ve her şeyden önemlisi de yüreğini açar. Metropol insanının ise bunları ya yapmak zorunda kalırsam diye ödü koptuğu için, dışarıdan gelecek her türlü insan faktörüne karşı kapısını bacasını sımsıkı kapar. Önce evleri apartmanlara, sonra da o apartmanları bloklara ve nihayetinde de siteleri yaşam alanlarına dönüştürüp diğerleriyle aralarına gettolar, sınırlar, mesafeler koyan hiyerarşik yapılar. Kendi sesinden başka hiçbir sesi duymayan ve duymak istemeyen, diğerinden izole edilmiş yaşamlar! Allah’ım bunun içinde çokça affet bizi.

Annemle babamın bir başlarına emanet gelinlik ve damatlıkla evlendikleri şehir İzmir. Aradan yıllar geçse de çok yabancısı da değiller. Okul arayışları başlıyor ilk iş olarak. Çağdaşlığı kimseye bırakmayan şehrimde nihayetinde, iyi bir okulda güzel eğitim alayım diye ortalama yaşamı zorlayan üst düzey bir okula layık görülüyorum. İtaatten başka şansım yok. Ne de olsa her şey benim iyiliğim için. Okulda giyilmesi gereken bir forma konsepti var ve alınmaması ya da geç alınması konusunda asla tavizleri yok. Ortalık doktor, avukat, mühendis çocuğundan geçilmezken üstelik o çocukların anne babaları da aynı kategoride çalışıyorken, hayatın zor şartlarının teğet geçtiklerinin yanında ‘bir garip devlet memurusun senin burada ne işin var be memur bey?’ diyemiyor tabii hiç kimse. Yalnız ortada başarılı bir ilkokul diploması var, bunu da es geçmeyelim lütfen. Elbette beni kaçırmak istemeyeceklerdi.sıngerNeyse ki her iki tarafta ısrarcı olunca, ortak bir çıkar yol bulunuyor. Kayıt parası almasalar da ortada bir forma sorunsalı duruyor en kaosundan. Benim dikiş ehli kendilerince çözümleyecekler meseleyi. Yorum katmadan dikilecek, buna inanmak istiyorum. Öyle olacağı konusunda iddialılar. Her iki tarafında kendi itikadı sapa sağlam. Ah keşke birde ortaya çıkan eser, ben bir yana koca okul diğer yana diye bas bas bağırmasaydı. Tüm kuşlar aynı tarafa bakarken içlerinden birinin hepsinin baktığı yönün aksine bakarak isyankar olduğu bir resim vardır hani sıklıkla sosyal medyada dolaşan. Hah işte! O çıkıntı tam olarak benim. Farklı ve çoğunluğa göre özel olan demek isterdim, süreç beni çirkin ördek yavruluğuna götürmeseydi. İleriki yaşlarda da benzer vakıalara imza attığımı hatırlayınca, ‘Kader döngüseldir’ diyen yazara katılmamak mümkün değil. Yine de düşünüyorum da, 12 yaş için hayli cesur bir hareketmiş. İlk resmi itaatsizliğim.

Şöyle ki… Beyaz gömlek okul kıyafetinin üst parçası. Açık mavi de diğer seçenek. Bir de onun kombini lacivert ceket var. Kış aylarında giymek üzere de içine lacivert renkli bir süveter. Yeküne vurunca hayli masraflı. Geride de okuyan iki çocuk olunca makine açılacak kesin de eldeki imkânlarla nasıl bir tasarım ortaya çıkacak bunu hayal etmek endişe verici. Etek için gri renkli bir kumaş alınıyor. Forma koyu gri pileli, benim ki açık gri pileli; olsun. Ceket ve süveter için lacivert yün alınıp iç dış takım örülüyor. Okulun elemanı olduğumun elbette bir emaresi olmalı diye gururla amblemler göğüse iliştiriliyor. Annemin süveteri açıklı koyulu çift renk örerek eserine imzasını atması dışında bir sorun yok gibi gözüküyordu. Erken konuşmuşum yine. Ve hala vaktinden önce konuşurum, alın size bir döngüsel kader daha. Meğerse işin sürpriz yumurtası gömlekteymiş. Evde hazır kumaş varken masraf yapmaya şimdi ne lüzum var diye düşünen sevgili ailem, ne mavi ne de beyaz olmayan grimsi polis kumaşından gömlek biçmeye karar vermişlerdi. Kaderinden kaçamazsın! Hiç kimsenin kaçamadığı gibi ben de kaçamadım.

Masalda sadece bir kişi, o da çocuktur hani kralın yüzüne “Kral çıplak” diye bağıran. O çocukların bir sürü olduğu yere atıyla giren kral gibi hissediyorum kendimi. O zamanın saflığı mı, yoksa edep anlayışımızın bugünden daha füturlu olmasındandır bilemiyorum, ne ben diğer çocuklardan farklı bir konseptle okula gittiğim için isyan ediyorum, ne de herhangi birisi parmağıyla beni gösteriyor. Kral çıplak ama çocuk patavatsız değil. Aslında çocuk doğru sözlü de, sözün söylendiği yer uygun bir zaman değil. O kadar öğrencinin arasında korkulanı yaşasaydım, savunacağım argüman bu olacaktı. Patavatsızlık ile doğruculuk arasındaki sınır çizgisi de zaten tam olarak bu değil midir? İnsaflı arkadaşlarınız olsa da yönetim aynen diğer kurumlar gibi yine merhametten yoksun. Koalisyon çalışmasının fevkaladenin fevkinde olan Haute Couture (otkutür) yani kişiye özel tasarımını takdir etmek yerine, her okul girişinde parmakla göstermekle kalmayıp, kanca yaptığı parmağını cekete takarak yanına çekiyor. Onlar ‘gel bakalım buraya’ diyor, ben bıkmadan usanmadan derdimi anlatıyorum. Ve o sözde İlim yuvasına giriş kapısını benim için Cehennem’e giriş kapısı haline getiriyorlar o üç senelik ortaöğretim boyunca.

Kış sezonu başlayınca hazır ceket yerine elde örülmüş ceket ve ona tamamlayan parçası renk ahenkli süveter de eklenince, benim efor turbo hıza dönüşüyor. Galiba anne ve babam ham başladığım çile yolunda pişmemi istemiş olacak ki, ortaokul boyunca temamı özenle koruyorlar. Sonraki sene gömlek alınsa da diğerleri aynen devam ediyor. Beden dersinde babamdan el değiştirerek bende vücut bulan, gözlere ziyafet çektiğim Şener Şen’in “Hababam Sınıfı” filmindeki Eşofmanın aynısını giydiğimden hiç bahsetmiyorum bile, şanslısınız. Liseye geçmem, bizim evin de miladına denk gelir. Artık ben de herkes gibiydim. O zaman olması istenilen bugün kulağa itici geliyor. Herkes gibi ve sıradan. Şimdilerde ise çoğunluk farklı olduğu iddiasında olduğu için vasat olmak herkesleşmemeye denk düşüyor. Demiştim, o kader etrafımda döne döne bir hal oldu.

Bir kere hayata farklı bir yüzünden bakmaya başladıysanız, bu meziyet kimi zamanda lanet olarak bir ömür size eşlik ediyor. Nasıldı sözleri? Ceza bir şarkısında şöyle diyordu yanılmıyorsam: “Ben hızlı söylemiyorum Siz yavaş dinliyorsunuz. Sanki yavaş söylesem anlayacaksınız.” Karışık anlatan ben değilim yani. Karıştıran siz olabilirisiniz… Eminim nitelikli ve doğuştan farklı olan insanlar olarak hepimiz anladık! O günler geçti. İnanması güç olsa da hala o ceketi soğuk kış günlerinde giyiyorum. Okul amblemi yok tabii. Yerine bıraktığı anısı var. Anlayışlı çocuklardık eyvallah da ne ipmiş, ne örgüymüş arkadaş! Kabus gibi bırakmıyor peşimi. Her şeyi hatırlamasak mı acaba? Kral çıplak, ben memur çocuğu, güç merhametsiz ve kaderinden kaçamazsın.

Sevda Sezer GÜLLE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: