“Öncüt” Eşek İle Getirilen Çarpı Toprağı İle Badana

Arif Bilgin yazdı…

thumbnail_ÖNCÜT EŞEKLE ÇARPI TOPRAĞI.2.jpgEvleri badana etme düşüncesi bile küçük kasabalara yavaş yavaş gelip yerleşti. O dönem hangi köye gidilse, belki ağa yapılı zengin birkaç kişinin evinin ön kısmı ve bir de misafiri ağırlayacağı odasının badanalı olduğu görülürdü. Bugün bile birçok yerde böyledir. Diğerleri saman karıştırılmış çamurla sıvandığı gibi dururdu. Böyle bir geleneğin oluşmaması bir yana kireç bulunmazdı. E zaten niye bulunsun, kimse almıyor evini badana etmiyorsa? Kireç bulunsa ‘fırça’ nedir kimse bilmezdi, gören bilen insan sayısı iki elin parmaklarını geçmezdi…

Küçük, yol üstünde olmayan, komşu il ve ilçelere bağlayacak yaya ve hayvan ile gidip gelinecekleri hariç yolu bile olmayan kasabalar nasıl gelişebilir? 50, 60, 70 yıl öncesinde böylesi köy, kasa, hatta şehirler o kadar çoktu ki…

Gazeteler yazları iki üç günde bir, kışları haftada hatta on günde bir gelir o kasabalara… Doğrudan gazete merkezlerine abone olanlara kışları postacı sekiz on hatta on beş gazete birden getirip verirdi. Yollar kapanmış günlerle açılamamış, dolayısıyla postalar bir yerde birikmiştir. O kasabaların otobüs yolculuğunun tadılmadığı zamanlarıydı. Kamyondan, sonraları cipten başka taşıtı görmeyen insanlarla dolu kasabalar… Uzak yollara zenginlerin cip ile fakir fukaranın, katırlarla, at arabaları ile hatta yaya gelip gittiği kasabalar… Son aşamasına gelmiş veya illa ameliyat olması gereken hastaların, askerlik, tüccarların ve az sayıdaki memurların başka il ve ilçelere gittiği, diğer insanların yaşadığı yerde ve yakın çevresinde dönüp dolaştığı kasabalar… Kaymakam, rütbeli subaylar, baş komiserler şöyle dursun bir bekçinin bile gelip giderken yerleri ve çoklarının yüreklerini zangırdattığı kasabalar… Okuyanı az, küçük esnaflıktan öte, birkaç terzinin dışında makinenin bilinmediği, en çok da fakir ve orta sınıf ailelere mensup çocukların ilk veya ortaokuldan sonra “Aman bir meslek edinsin de ekmeğini kazansın düşüncesiyle çırak verildiği kasabalar… Bir an önce askere gidip gelsin de evlendirelim diye hayallerin kurulduğu zamanlardaki kasabalar. Ataerkil aile anlayışıyla büyük dede ve ninelerin temelini oluşturduğu, sonra evlenen erkek çocuklarla oluşmuş yeni yeni çekirdek ailelerin galle bir kazan bir anlayışı ile aynı evde birlikte veya onlar için sadece birer oda eklenerek büyütülen evlerde yaşanan kasabalar. Kimler olmazdı ki dede vardı, nine vardı, bekâr kız ve erkek çocuklar vardı, evlenen büyük ağabeyin eşi ve çocukları, sonra öteki ağabeyin eşi ve çocukları, sonra öteki ağabeyin eşi ve çocukları vardı ve bunların hepsi kazançlarını bir ederler, babaya verirlerdi. Tek kazan kaynar, hep birlikte yemek yenirdi. Birlikte yemek yerlerdi deyince beş metre çapında sini denilen büyük tepsinin etrafına dizilerek yenildiği sanılmasın; önce dede yerdi, eğer buyur etmişse evlenen ve askerliğini yapıp gelmiş bekâr ağabeyler/amcalar yerdi; sonra hanımlarla çocuklar… Bir yanıyla karman çorman ama bir yanıyla çocukların eğitilmesinde, geleneklerin, dini ve kültürel bilgilerin, aynı zamanda el becerilerinin, tarla tapan işlerinin hayvanlara bakım işlerinin öğretilmesinde her biri bir okul olan evlerdi bunlar…

Derken evlenen çocuklar aynı ev tutmaya veya yapmaya başladı. Böyle ayrılanlara bazı aile büyükleri küstü, dışladı, konuşmadı uzun yıllar. Yaşlı konu komşunun bazıları da Amanıızın bu nasıl iş kele, başımıza daş mı yaacı gıyamat mı gopucu ne, utanmadan baba evinden ayrılıp başga eve getmişler tama! gibi şaşkınlıklarını, hayretlerini, kınamalarını belli ettiler.

Yavaş yavaş badana etmeyi kabullenen kasaba halkının çoğu, bugün bile pekmez (şıra) yapımında kullanılan beyaz bir toprağı kireç yerine kullandı. Badana demezlerdi çarpı derlerdi; o toprağa da Çarpı toprağı

Komşudan alınan öncüt eşek ile bu topraktan getirmeye gidilirdi. Evde delikanlılar varsa onlar, yoksa baba giderdi. Torbalara doldurup getirirdi akşama doğru. Badana etmek için gerekli olan fırçayı çokları pahalı olduğu için veya ona verecek parası bulunmadığı için satın almazdı. Çökelek derisi boşalınca atmazlar, bir yerde saklarlar, baharla birlikte badanaya hazır olması için uygun yerlerinden açarak karesel bir tahtaya, tüylü kısmı dışarı gelecek şekilde katlayıp çakarak, bitince de bir uzun sap takarak elde ederlerdi.

Toprak önceden ıslatılır, sonra azar azar su katılarak belli bir kıvam elde edilirdi. Tuz da katılırdı. Tuz onun (ve kirecin) elbiselere bulaşmasını engellermiş. Kimileri kireç de olsa, çarpı toprağı da olsa içine ille birkaç paket çivit attırırdı. Çivit badananın rengine hafif mavilik katardı. Birçok kadının tülbendini her yıkamasında hafif mavilik olsun diye suyuna bir paket çivit attığı gibi…

O pöstekiden yapılma fırça, teneke içindeki hazır olmuş beyaz suya batırılır ve tıpkı fırça gibi duvara sürtülürdü. Çoğu zaman iyi çakılmamış çivileri duvarı çizse de dikkat edilerek bitirilirdi. Badana için hazırlanan sıvıdan kalan ile de önce evin örtmesi badana edilmek istenirdi; yetmeyecek gibiyse sadece eve giriş kapısının çevresi yapılırdı. Artmışsa buralardan sonra cümle kapısının çevresi, hatta bulunduğu duvarın tamamı özenle badana edilirdi. (Fotoğrafa bakınız). İş bitince o pöstekiden yapılma fırçayı ille bir komşu ister, ondan da sonra öteki komşuya doğru dolaşmaya çıkardı ki derinin tüyleri bitince ancak geri gelebilirdi.

thumbnail_ÖNCÜT EŞEKLE ÇARPI TOPRAĞI.1.jpg
 Eski Elbistan konaklarından birinin cümle kapısı (2006-Arif Bilgin arşivi)

Arif BİLGİN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s