Bir Başka Paris

Alaattin Diker yazdı…IMG-20190610-WA0002Sıkı bir Paris hayranı olan Alman şair Heinrich Heine, hayatının yarısını hayallerini süsleyen bu şehirde geçirdi. Paris, onun için “büyülü bir şehir”, “Avrupa’nın başkenti”, “devrimler başkenti“, evet, hatta “yeni Kudüs” idi: Paris sadece Fransa‘nın başkenti değil, tüm medeni dünyanın başşehridir… Burada harika olan her şey sevgi ve nefret aracılığıyla, duygu veya düşünce yoluyla, bilgi ya da yetenek vasıtasıyla, mutluluk ya da mutsuzluk sayesinde, gelecek ve geçmiş sayesinde derlenmiştir.”

Heine‘nin anılarında anlattığı 1830’lu ve 1840’lı yıllar Paris‘in modern çehreye büründüğü bir devirdir. Aynı yıl İngiltere‘deki sanayi devrimi yüzünden karın tokluğuna çalışan Alman dokumacıların isyanı bastırılmıştır. Paris‘te sürgünde yaşayan Heine‘nin yufka yüreği bu çığlıya sessiz kalamaz ve şu şiiri yazar onlar için:IMG-20190610-WA0010Silizyalı Dokumacılar

Gözler kupkuru, yaş yok gözlerde bir damla.
Oturmuşlar tezgâhları başına, diş bilerler. Dokuruz kefenini senin, hey Almanya, Almanya,
dokuruz sana bir yuf, bir yuf daha, bir yuf daha,
dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha!

Yuf o tanrıya, tapındığımız tanrıya,
soğuk kış gecelerinde biz, aç çıplak yalvardık yakardık, umutlandık, bekledik boşuna,
komadı bizi insan yerine, aldattı bizi, alay etti acımızla.
Dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha!

Yuf o krala, zenginlerin adamına,
halkın yoksulluğuna hiç aldırmayan o krala, bir de soyar bizi varana dek son kuruşumuza,
kurşunlatır köpekler gibi sokak ortasında bizi.
Dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha!

Yuf o anayurda, bağrımıza bastığımız anayurda,
yalnız alçaklığın, utancın çiçeği yetişir üzerinde,
ve çiçekler soluverir, çiçekler açar açmaz, anide,
solucanlar büyür ve kurtlar, kokuşmuşluğun kucağında.
Dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha!

Dokuruz ha dokuruz, senin sonunu dokuruz, gece gündüz,
inleyen tezgâhlarda mekiklerimiz savrula savrula,
sana kefen dokuruz, ey koca Almanya, sana kefen dokuruz,
dokuruz sana bir yuf, bir yuf daha, bir yuf daha,
dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha!

Bu şiir ilk kez “Yoksul Dokumacılar” ismi altında Karl Marx‘ın çıkardığı Vorwärts (Temmuz 1844) dergisinde yayınlanır. Ve bildiri olarak 50 bin adet Paris Ayaklanması sırasında halka dağıtılır.IMG-20190610-WA0007Karl Marx, işte tam bu sırada, 1843 yılının Aralık ayında uzaktan akrabası olan Heine ile Paris‘de buluşmuştur. Zira Köln‘de yayınlanan Rheinischen Zeitung‘un baş redaktörü iken gazete sansür idaresi tarafından kapatılmıştır. Daha doğrusu; Köln şehrinin liberal ve demokrat yurtdaşlarının kurduğu gazete, Karl Marx‘ın yayın politikası yüzünden rejimin hışmına uğramıştır. Marx‘ın Paris‘e kapak atmasının asıl sebebi budur. Marx’ın komünizmi keşfetmesi de Paris yıllarında gerçekleşmiştir. Yine Heine‘nin şiirlerini ezbere okumasını akşamları şairle birlikte geçirdiği işret meclislerine borçludur bir bakıma.

O günlerden kalma Heine‘nin Marx‘a yazdığı bir mektup günümüze ulaşmıştır. O mektup örneğin ilginç bir satırla biter: “Birbirimizi anlamak için uzun söze gerek yok, sevgili Karl. Yürekten selamlıyorum seni.Heine, başka hiç bir mektubunda kimseyi bu derece içten selamlamaz. Ancak Prusya hükumetinin yoğun baskısı üzerine Marx Fransa‘dan sınırdışı edilecek ve ilişki kopacaktır. Heine‘nin ise özel ikâmet izni bulunmaktadır. Ne de olsa ünlü bir şairdir…

Şair Heine elbette marksist değildi. Bir Cumhuriyetçi olarak Kral Louis Philippe‘ye hayranlık duyuyordu. ‘Halka güvenilmez’ yaklaşımı ilerde şairi Nazi Almanyası‘ndan kaçan aydınlar gözünde bir hayli popüler kılacaktır.IMG-20190610-WA0011Alman tarihinde bu ortak çizgi “Heinrich Heine’den Heinrich Mann’a” uzanacak şekilde tanımlanır. Thomas Mann‘ın kardeşi Heinrich Mann, Nazizme karşı sürgünü tercih eden Alman aydınların tavrını kısaca şöyle özetler: “Heine, intikamını bizden erken aldı. Ülke hakkında söylenecek şeylerin çoğunu – muktedir olmadığımız – bir dilde çok önceden söyledi.”

Heine bir arkadaşına Paris‘teki özel hayatı hakkında şunları yazar:

Biri size benim nasıl olduğumu sorarsa, şunu söyleyiniz: Sudaki bir balık gibi, ya da deyin ki, denizdeki bir balık diğerine onun nasıl olduğunu sorduğunda şöyle cevap alırmış: Paris’te yaşayan Heine gibi.

O yıllarda Paris, bir milyona yakın nüfusuyla adeta ‘dünya başkenti'(Goethe) sayılıyordu. Yine yaklaşık 70 bine yakın Alman Paris‘te yaşamaktadır. Yazarlar, sanatçılar, gazeteciler ve tabii işsizler… 1830 ve 1848 yılları arasında Almanya‘da hüküm süren siyasal kargaşa göçün ana nedenidir. Örneğin, Heine‘nin Hıristiyanlığa geçmesi bile muarızlarını teskin etmemiştir. Nedendir bilinmez; Alman aydını bugün hala kendini Paris‘te bulduğunu söyler. 25 yıl sürgünde kaldığı Paris‘te ölen Heine vasiyetinde bu durumu; ”Paris, her Alman’ın kalbinin bir köşesindeki Almanya’dır.” cümlesiyle özetlemektedir. Gerçekten de Almanlar II. Dünya Savaşı‘nda Paris’i bombalamaya kıyamaz… Alman savaş uçakları Paris semalarında gelincik edasıyla salınır geçer.IMG-20190610-WA0012Heine Paris’te beş kez -çoğu gürültüden- ev değiştirir. Onlardan bir tanesi de Cité Bergère. Bu otelde 4 yıl kalır ünlü şair. O günlerden kalma bir anekdotu Paris‘te iken öğrendim. Bana ilginç geldi. Size de aktarayım: Yayıncısı ile Cafe Panoramas‘da buluşan şair, onunla konuşurken karısı Mathilde ile ilgin(e)mez. Yan masada oturan Fransız öğrenciler karısına kur yapmaya başlar. Tam bu sırada olayın farkına varan Heine ayağa fırlar; onlarla kavgaya tutuşur. Gençlerden biri [eski] asilzade çıkar ve Heine‘yi düelloya çağırır. Teklifi kabul eden Heine, Polonya asıllı bir arkadaşını şartları konuşmak üzere görevlendirir. 1 Mayıs sabahı kaldığı Cité Bergère‘den alınarak düellonun yapılacağı meydana götürülür. Heine hem neşeli hem cesurdur o gün. Genç bu arada ünlü bir şair olduğunu öğrendiği Heine‘ye ateş etmek istemediğini iletir. Heine‘de attığı tokadın nezaketsizlik olduğunu kabul eder ve olay kapatılır. Ancak ertesi gün Paris gazeteleri rakibinin kurşunuyla vurulan iyi yürekli şairin silahını havaya doğrulttuğunu yazar!

Anlaşılan ünlü olmak için iyi şiir yazmak yeterli olmuyor, kahraman olmak da gerekiyor. Kısaca; Almanların zihnine yerleşmiş Paris imajı -bizdeki gibi- şairlerin eseridir…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alaattin DİKER

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: