Aklın Sesi Habermas, İyi ki Doğdun!

Alaattin Diker yazdı…

hhaha.jpg

Habermas olmak için Almanya’da, o da yetmez Ren nehrinin geçtiği havzada, yani Rhein Ülkesi’nde doğmak gerekirdi. Coğrafyanın zihniyeti ve tini nasıl belirlediğini görmek için Alman düşünür Jürgen Habermas tek başına örnek teşkil eder. 

Habermas, tam 90 yıl önce bugün, 18 Haziran 1929‘da Almanya‘nın Düsseldorf şehrinde doğdu. Çocukluğu Gummersbach şehrinde geçti. Zira babası Gummersbach Sanayi ve Ticaret Odası‘nda müdür, dedesi aynı şehirde rahip idi. Bonn Üniversitesi‘nde felsefe eğitimi gördü. Benim 35 yıldır yaşadığım Köln, saydığım bu üç şehrin tam ortasında yer alır. Aralarında 40’ar kilometre mesafe var. Bu açıklamayı niçin yapıyorum? Çünkü bölge insanı tarih boyunca geniş ufuklu, hoşgörülü, neşeli ve aydındır. Örneğin, İslam düşmanlığının yayıldığı bir vakitte bile halkın yarısı son seçimlerde Yeşiller Partisi için oy kullanmıştır. buradaki insanlar toplumsal barışı bozacak, halkın huzurunu kaçıracak politikacılara asla yüz vermemiştir. 

İşte Jürgen Habermas’da bu yörenin çocuğu, Ren Havzasının has evladı…

64281093_383896875572319_625417963524063232_n.jpg1980’lerin başında ilk defa Jürgen Habermas‘ın ismini duyduğumda tanınmış bir Alman düşünürü idi. Bugün hâlâ o sıfatı üzerinde layıkıyla taşıyor. Üniversitede sınavlara hazırlanırken asistan hocalardan biri Jürgen Habermas‘ın iletişim teorisine dair fotokopi ile çoğaltılmış bazı sayfalar dağıttı. Biz öğrencileri büyüleyen, karmaşık bir kavram olan “aşkın gerekçelerinin pratik yansıması” nı da öğrenmemiz gerekiyordu. Ama biz eleştirel kavramlar ya da kavramsallaştırmalar ile politik bir duruşun meşrulaştırabileceğini hemen anladık. Çünkü Almanya‘da o günlerde yepyeni bir toplumsal hareket doğmuş; barış yanlısı yüzbinlerce genç atom başlıklı Pershing füzelerinin konuşlandığı kışlaların önünde oturma eylemleri başlatmış aynı zamanda Gorleben ve Wackersdorf atom santrallerini etrafına elele tutunarak günlerce, belki haftalarca kuşatmıştı. İşte o barış hareketinin içinden bugünkü Yeşiller Partisi doğdu. Meslek olarak siyaseti seçen halk temsilcilerinin aldıkları kararları gözden geçirmesini talep ediyordu bu genç insanlar. Hareketin başındaki Joschka Fischer -ki daha sonra Almanya Dışişleri Bakanı olacaktır- Frankfurt Üniversitesi‘nde Habermas‘ın derslerini dikkatle izleyen bir öğrencidir. Bu girişimi HabermasSivil itaatsizlik” ve “demokratik anayasal devlet için sınama vakası” olarak nitelemekte gecikmedi. Artık gençlerin ellerinde düzeni değistirmek için geçerli bir ‘fetva’ bulunuyordu. Dikkat buyurun; kurulu düzeni yıkmak için değil! Çünkü yapıcı olmadan yıkıcı olunamazdı!

64577073_376053029718484_1025304041829171200_nAnlaşılacağı üzere Habermas fildişi kulesine çekilmiş bir aydın değildi. Akademide ders vermeye devam ederken günlük siyasete görüşleriyle katkıda bulunmayı seviyordu. Aydın olmak onun için sadece ‘ek bir uğrası’ idi. Yeni solun neşvü nema bulduğu bu siyasal ortamda yeni sağ da tekin durmuyor; ideolojik hınçtan ötürü Almanya tarihinde ‘revizyon’ isteyen Kadir Mısıroğlu ve Mustafa Armağan ayarındaki propagandistler ortalığı velveleye veriyorlardı. Örneğin; 1986 yılında cereyan eden tartışmalarda Ernst Nolte, Nazilerin gerçekleştirdiği soykırımı komünizme tepki olarak nitelemeye, Hitler ile Stalin‘i kıyaslamaya teşebbüs etti. Yahudilere yönelik soykırımın benzersizliğini göreceli hale getirme tehlikesini Habermas çabuk anladı.

Kendilerine gün doğduğunu düşünen bizim üniversitenin tarih bölümü hocaları da (Prof. E. Jesse) bu şenliğe kendilerini kaptırmışlardı. ‘Tarihçiler Kavgası’ olarak tarihe geçen bu olayın tam ortasında yine Habermas ortaya çıktı. Durun kalabalıklar durun, bu cadde çıkmaz sokak diyerek haykırdı: “Bizi, Batı’ya yabancılaştırmayacak tek yol ‘Anayasal Vatandaşlık’ olabilir ancak.” Saplandıkları nefret söylemi yüzünden aklı dumura uğramış aşırı sağ Habermas‘ın çıkışı karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Ama bu stratejiden vazgeçmediler, yani soykırımı unutturmak için Ermeni meselesini kaşımaya başladılar…

64959798_335047020722471_2418347903710920704_nHabermas öyle kolay yutulacak bir lokma değildi. İlk uzun denemesi yayınlandığında henüz 23 yaşına girmiş genç bir öğrenciydi. O yıl Stalin Moskova‘ya tek başına hükmediyordu ve Elizabeth II Londra‘da tahta yeni çıkmıştı; Federal Almanya‘da yeni bir cihaz piyasaya çıkmış ama ismine televizyon denen o şey bin adet bile satılamamıştı. 19 Haziran 1952 tarihli Frankfurter Allgemeine Zeitung‘da genç bir öğrenci, eski bir şair Gottfried Benn hakkında bir yazı kaleme aldı. Ve makalenin tam ortasına, arsız ama ciddi bir cümle düşmüştü Habermas: “Hayat sadece orgazmlardan ve onları hazırlayan eylemlerden ibaret değil.” Herkes şaşırmıştı bu hoyratlığa ve bu hiç tanınmayan genç yazar ‘akıl ve sorumluluk’ arasındaki ilişkisiyi açık bir şekilde izah ediyordu!

Bunun bir tesadüf olmadığı geç olmadan anlaşılacaktı. Öğrenci Habermas, Heidegger‘in 1953’de yayınladığı ders notlarını eleştiren bir yazısını Almanya‘nın en ünlü gazetesi FAZ‘a gönderdi. Habermas, Heidegger‘in derslerinde bilinçdışı kullandığı ‘içsel büyüklük ve gerçek’ kavramının Nazi ideolojisinin dinamizmini yansıttığını ileri sürüyordu. 60 yıl sonra ortaya çıkan Heidegger‘in hatıratını (Kara Defterler) okuduğumuzda bu tespitin ne kadar isabetli olduğunu anlıyoruz. Habermas alçak gönüllü bir insandı. Heidegger‘i hiç bir zaman horlamadı. Fikirlerine değer verdi ama Onu eleştirmekten geri durmadı. 1959 yılında Heidegger 70 yaşına girerken o Frankfurt Okulu‘na mensup genç bir doktor olarak Heidegger‘in doğum gününü kutlamaktan kaçınmaz.

64221292_1198978886940448_5809925535450529792_n (1)Yine 10 yıl önce Habermas 80 yaşına girerken Almanya Anayasa Mahkemesi Başkanı Bayan Prof. Jutta Limbach onun hakkında şu kısa tespiti yapar: “O, kimseye kul olmadı.” Kimbilir, belki bu nedenle ayakları yere basan bir duruş sergiliyordu. Hiç unutmam. 5 Mayıs 1985 günü habersiz bir şekilde bir arkadaşımla Trier’den Köln‘e doğru yola çıktık. Çok geçmeden hayretler içinde kaldık. Güzergâh üzerinde, otoyol kenarında yüzlerce Amerikan tankı ilerliyordu. Nadiren üzerlerinden askeri helikopterler geçiyordu. Tek bildiğimiz şey yakınlarda bir askeri üs olduğu gerçeğiydi. Akşam haberlerde Amerika Başkanı Reagan ile Almanya Başbakanı Kohl‘un birlikte Bitburg Askeri Mezarlığı‘nı ziyaret ettiğini öğrendik. Bu mezarlıkta ekseriyetle Nazi subayları yatıyordu. Ertesi gün gazetelerde yine Habermas‘ı okuduk. ‘Hayır’ diyordu Habermas. Barışmak adına da olsa eski yaralar kaşınamaz, eski dosyalar tozlu raflardan indirilemezdi. “Mazinin normalleştirilmesine” ve “siyasal açılıma” karşı çıkıyordu Habermas. 

Kuşkular içinde yetişen ve aklı karışık bir neslin önünde yürümek Habermas için kutsal bir görev olmuştu. ‘Public intellectual’ olarak ülkesinde demokrasi ve hukuk devleti kavramlarının yerleşmesi uğrunda çok emek harcadı. Aklı toptan karışmış bir milletin hem vicdanı hem aklı oldu: “Şunu özellikle söylemek isterim. Anayasal devletin bir başarı hikayesi olduğunu, emekler sarfedilerek kazanıldığını öğrendik.” Habermas bu sözü söylerken Türkiye’de Özal ‘Anayasa’yı delik deşik etmenin faziletini’ ekranlarda vatandaşlarına ballandıra ballandıra anlatıyordu. Türkiyenin kapitalist sisteme entegre olabilmesi için onun iktidar olmasını kafa kafaya vererek ayarlayan Reagan ve Thatcher bu gelişmelerden hiç te rahatsızlık duymuyorlardı. Ama onların akıl hocası Hayek bu duruma şiddetle itiraz ediyor ve sol liberallerin iktidara ortak edilmesini istiyordu. 

64377897_2640251632686196_7663609703594721280_nHabermas ise ülkesinin Aydınlanma geleneğine sımsıkı bağlanmasını, sol veya sağ, totaliter bir rejimin Almanya’da doğmamasını düşlüyordu. Şiddet yanlısı sol terör örgütlerini telin ettiği gibi kaba kuvvet heveslisi sağ örgütlerin ağzının payını veriyordu. ‘Hukuka riayet, kuvvetler ayrımına saygı, anayasal düzene evet’ diye haykırıyordu. Eğer Almanya ‘zivilisation’, yani medeniyet yolunda ilerleyecekse; eğer Almanya ‘Avrupa Birliği’ni gerçekleştirecekse özgürlük kültürü de öğrenilmek zorundaydı. Ancak bu uzun ince bir yoldu. Bu yol Diyarbakır’dan değil, özgürlükçü ve eşitlikçi toplum olmaktan geçiyordu. Onun da tek koşulu bağımsız bir kamuoyunun var olmasıydı, işler olmasıydı. Kısaca, millet olmayı başarmaktı.

Yeri geldi gözü yıldı ama sözünü asla sakınmadı. Yer gök ‘tek yol devrim’ sloganlarıyla inlerken “sol faşizm” lafını kullandı. 1969 yılında proletarya devrimine karşı çıktığı için kendisine anfide sataşan solcu eylemcilere şunu anlatmaya çalışıyordu: “Düşünce, rasyonel kesinliklere indirgenemez gerekçelere de açık olmalıdır.” 1000 yıl önce Gazali de aslında farklı birşey söylemiyordu. Tek fark; yerli ve milli değerleri evrensel ilkeler içerine ustalıkla yerleştirmesiydi Habermas‘ın. 

İşte, bu yüzden bugün, tıpkı İstanbul’a girerken Akşemşettin’in arkasından yürüyen Fatih gibi, Almanya Cumhurbaşkanı, Almanya Başbakanı, Almanya Meclis Başkanı, Almanya Anayasa Mahkemesi Başkanı aydınlarla birlikte Habermas’ın arkasından yürüyor.

İyi ki doğdun, iyi ki yaşadın ve iyi ki seni tanıdık Jürgen Habermas’

Not: Bu bir dantel yazıdır! Yetiştirebilirsem eğer, Temmuz ayının ilk haftasında entel olanı fikircoğrafyası.com’da yayınlanacaktır.

jjjj

Alaattin DİKER

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s