Yeni Delhi, Mabetten Tapınağa

Mustafa Everdi yazdı…

Erenler, yaşadığı yeri terkedip uzak beldelere gidenlere iyi gözle bakmazlar. Her ne kadar ‘yeryüzünü gezin, ibret alın’ emri olsa da. Evimde otursam, hiçbir yere gitmesem iyi olur aslında. Kimse farkına varmaz, başkalarını ilgilendirmez. Önemsemez de. Ben evde yan gelip yatmışım, veya dışarı çıkmışım. Sanki kimsenin umurunda.

Uzak beldeleri gezmek, macera, yorgunluk, risk almaktır. Gereksiz yere para harcamak bir yönüyle. Herkes, otomobil, motosiklet, elbise, mobilyalar alır evine. Hayatın nimetlerini tadar, yaşayışı renklenir. Kimse kınamaz bu yüzden. Parasını çar-çur ettiğini düşünmez. Haberi de olmaz esasında.

Ben eşyaya, giysiye, zevklerime harcamak yerine bunlardan tasarruf yapıp gezilere çıkmışım. Sınırlı bir çevrenin haberi olur. Kimi ne gerek var diye düşünür, kimi kınar, bazısı imrenir, hatta suçlayabilir de. Bütün bunları hesaba katmalı mıyım? Yola çıkmaya, maceraya atılmaya hazırım çoğu zaman. Hindistan gezisi de böyle bir zuhuratla mümkün oldu, önüme çıkan bir fırsatla.

Gerçek bir dindar, inandığı dinin mabedinden başka tapınakları gezmeyi, nasıl ve neden ibadet ettiklerini öğrenmeyi gereksiz görür. Ben hakikati aradığım, bütün dinlerin aynı kaynaktan neşet ettiğini düşündüğüm için yollardayım.  Öteki olmamalı sözlüğümde. Her dinin bir ötekisi, kâfiri olsa da.

Eski Delhi

Yeni Delhi’den eski Delhiye geldik otobüsle. Daha doğrusu Firuzabad mahallesine. Ekber Şah, şehre Şahcihanabad adını vermişti. Buradaki camiden başladık o gün mabetleri gezmeye. Delhi Sultanlığı zamanında yapılan, İbn Battuta’nın sözünü ettiği Kutup Minar’dan sonra 1650 yılında başlanıp 1658 yılında bitirilmiş bir cami bu. Şehir surları ile dört ana caddenin ortasında kalan bir cami. Cuma mescidi olması, şehirde sadece bu camide Cuma namazı kılınmasından. Çevresindeki nüfusun yarısı Müslüman. Seyyahların anlattığına göre Şah Cihan’ın kıldığını düşündüğüm yerde namaza durdum. Nereden anladın derseniz, Sultan idi, imamın tam arkasında saf tutacağı varsayımından.

Şah Cihan’ın büyük bir törenle cuma namazlarına geldiği tarihî kayıtlarda yerini almış. Avrupalı seyyahlarla mahallî tarihçilerin eserlerinde de bu törenlerin çok canlı tasvirlerine rastlanmaktadır. Saltanat yolunun camiye ulaştığı yerde bulunan baş kapı Şah Cihan’a tahsis edilmiş o zamanlar. Bugün üç ayrı kapısı var. Sultan, sıradan vatandaş fark etmiyor, hedefimiz camii, şevkle gelmişiz.

XVII. yüzyıl içinde Delhi’yi ziyaret eden seyyahların anlatımından anlaşıldığı üzere cami, surların içinde ve şehir hayatı için büyük önem taşıyan dört ana caddenin birbirine bağlandığı meydanın merkezindeymiş o zamanlar. XIX. yüzyılda surları ile birlikte saray hastanesi, medreseler yıkılmış.  Buna rağmen camii yüksek bir platformda bütün ihtişamı ile ayakta. Saraylar viran olur, surlar yıkılır hayatın içindeki mabet dimdik ayakta. Bugün caddelerde trafiği durduran bir kalabalıkla akın eden Müslümanlar Cuma namazı kılacaklar. Biz erken davrandık, o yoğunluğa kalmadan Cuma mescidini gezeceğiz. Uymamız gereken bir program, görmemiz istenen mekanlar var daha.

Camiye girmek için sıradayız. Yanınızda cep telefonu varsa 300 Rupi vereceksiniz. Müslümanlık bedava ama cami hatırasını yanınızda götürmek isterseniz pamuk elleri cebe atacaksınız. Fotoğraf çekmekte yeteneği, sanatçı bakışı olan bir arkadaş cep telefonu ile girsin, diğerleri otobüste bıraksın diye karar verdik. Türkler her sürprize karşı bir çözüm bulurlar. Müslüman olsak, cami için olsa da fazla ödeme niye yapalım? Tutumlu olacaksın ki dünyanın görülecek yerlerine enerjin ve sermayen kalsın. O sanatçı arkadaşın 100 Rupisini ben verdim dayanışma için. Bir başkası daha katılınca üç kişi fotoğraf organizasyonuna girdik. Kurbana girer gibi. Fotoğrafları paylaşacağız sonra.

Kendi cep telefonumu unutmuşum cebimde. Camiyi görür görmez iklimine girmişim demek ki. Cezbeye kapılacağım neredeyse. Meczup değilsem de. Fotoğraf çekme niyetim yok, namaz kılayım, namaz mahallinde huzur bulayım, iki rekât (tahiyyatül mescid) namaz kılarak nirvana’ya ulaşayım. Daha doğrusu Miraca çıkmak hesabındayım. İhlasım zedelenmiş ama umudum var. Diniçeyrek olabilirim ama azmim tam. Gel gelelim kapıda araştırmacı bir görevli işi çok sıkı tutuyor. Kadınların çantasını, erkeklerin üstünü arıyor, binlerce uyanıktan tecrübe biriktirmiş şıp diye buluyor aletleri. Ya 300 Rupi vereceksiniz ya telefonu dışarıda bırakacaksınız. Meğerse telefonum pantolon cebinde buradayım diye bağırıyormuş. Anında ulaştı, doğal radara sahip, avına odaklanan kartal gibi. O hengâmede kime bırakırsınız telefonunuzu?

Kafilemizden bir kadını da kolundan tutup dışarı itekliyor görev aşkıyla. Onun telefonu da çantasına sığmamış. Kadıncağız zaten dindar değil, bize ayıp olmasın, gruptan ayrılmayayım diye nezaketen camiye gelmiş. O görevlinin kaba uyarısı üzerine sinirlenip gezmekten vazgeçti. Anında karar verdi, bizi kapı önünde bekleyecek. Onun için mahrumiyet bize bir imkân oldu. Bizim telefonlar çantasında toplanınca, yedieminlik görevi ibadet etmekten daha hayırlı. Sevabın nereden geleceğini bilemezsin. Bir mümineye yakışır fedakarlığı göze almış. Benim 300 rupilik feryadımı da sona erdirmiş.  Teşekkür ederek emanetleri teslim ettik kendisine. Görevli mümin kardeşimiz, Müslüman birinin camiye telefonla girişini önledi böylece. Ben de, çok şükür gerilimden çıkıp 300 Rupiyi kurtardım. Yoksa 300 rupi arıyorum cebimde. Cimrinin cebinde akrep var, haberi yok Hindistan’ın. Ben diyeyim güle oynaya, siz deyin ihlâs ve huşu içinde camiye giriş yaptık. Tabii kadınların başlarına örtü takması, şortlu olan erkek ve kadınların etek sarınmasından sonra. Bak tesettür malzemesinden para almadıkları geldi aklıma. Çıkışta teslim etmek üzere.

Riya olmasın, işte bu da iki rekât mescid namazı kıldığımın resmidir. Fotoğraf çekilmesinden haberim yoktu. Sonra muttali oldum. Riyaya girmez elbette. Dayanışma ikramı. Ortak fotoğraf organizasyonu işledi yani.

Kapıdaki gerilim zihnimi dağıtsa da sıcak iklimde açık alanın batısındaki ihtişama doğru yürüdük.  Camiyi sağdan başlayarak geziyoruz. Sakallı bir molla ihlas okuyor, aramızdan cömertler ihsan verdi bu kıraate. Sonra ben Yasin okumaya başladım. Baktı ki mollalar, harici bir toplayıcı var, yan bakmaya başladılar. Haşin bakışlar karşısında edebimi takınıp ‘sadakallahül azim’ deyip yürüdüm. O güne kadar hep fisebilillah okumuşum aşirleri. Bu işten bana ekmek yoğumuş, anladım. Her fani geçim hinterlandını aslanlar gibi koruyor.  Benim gibi çömez bir yabancıya kaptırır mı nasibini?

Cami zemini kırmızı kum taşı ile kaplı. İçeri girerken ayakkabıları çıkartmışlardı ama güvercin pisliği her yerde. Neyse ki ayağımda çorap var. Bu ortamda gel de Jainlerin elinde tavus kuşundan süpürge ile gezinmelerine imrenme. Gerçi onlar bunu sinek, böcek, karınca gibi bir canlıyı ezmemek için taşıyorlar. Cuma mescidinde Müslümanlar da taşısa fena olmaz. Temizliği cemaat kendi sağlar böylece. Jainler, şiddete karşılar. Onlara göre Martin Luther King, Mandela, Mahatma Gandi mesajlarını doğru anlayanlardan. Et yemeyen vegan oldukları gibi kök bitkileri de tüketmiyorlar. Her canlı kökünden ayrılınca ölür diye. Tapınaklarında pirinçleri aktarır, altın suyuna batırılmış başlıklar içinde ilahiler söylenir.  Şiddete son verme evrensel bir mesaj Jainlerin inancında.

Türklerin Hindistan’daki mimari eserlerini, şehircilik harikalarını gözlemeyi sürdürüyoruz. Camiden ayrılıp rişkolarla gezecek sonra alışveriş ve inceleme gezisine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Cuma vakti girmeden, yollarda trafik kesilip akın akın gelen müminlerin arasında kalıp ezilmekten korunmak ilk tercihimiz. Üstü açık bedesteni andıran daracık sokakları ile büyük, klasik bir alışveriş mekânı olan çarşıyı gezip çıkıyoruz. Şar anlayışı her yerde aynı. Daracık sokaklar. Sıcak iklimde içiçe binaların gölgesinde yürüyoruz, her bir malın fiyatını sora sora. Her meslek ayrı loncalar halinde sokakları paylaşmış.  Böylece mal çeşitliliğine şahit olurken fiyatlarını kıyaslamak da mümkün oluyor.

SİH Tapınağı

Hindistan’da Müslümanlık yanında diğer dinler ve tapınakları da var. Kısmetse Sih Tapınağına gideceğiz.

Çiçeklerle süslenmiş girişi ve iç süslemesi ile gelin odası gibi. Daha doğrusu düğün salonu gibi. Yalnız burada sessizlik ve huşu hâkim. Öyle elini kolunu sallayıp giremiyorsun. Ayakkabıları ve çorabı çıkaracak, başını örtecek ve arınma suyundan geçeceksin. Bir nevi abdest alacaksın yani. Takkemi getirmediğime pişman oldum. Bez mendilim her zaman yanımda. Bandana gibi bağladım düzen tutmadı. Neyse ki tapınağın girişinde başlık sepeti var. Oradan renkli bir başlık alıp bağladım başıma. Başı örtmek, kadim zamanlardan beri hemen her dinde ibadet anladığım kadarıyla. Sihler de çok önemli bir ritüel.

Sihliğin ( ki sih mürit demektir) kurucusu sayı­lan ve Kebir’den sonra bu yolun en ünlü önderi olan ‘Baba Nanak’ diye tanınmış Nanak, Pencap’lı olup 15 ve 16. yüz­yıllarda yaşamıştır; Sih dini, Müslümanlık ve Hinduluk’tan karma eklektik bir inanç. Genellikle ‘Baktî’ kavramına Ramanand’ın Kuzey Hindistan’da ver­diği biçime dayanır.

Sih dinine göre, mutlak kudrete sahip tek mâbut var­dır, ona içten ve gerçekten tapmak, iyi-ahlâklı olmak esas­tır. Tapma biçimlerinin ve şu veya bu ırmak veya göl ve ha­vuzda yıkanmanın önemi yoktur; “Kast yoktur, dul kadın­ların yakılması yasaktır, içki ve tütün yasaktır ancak bu dinde yeni bir yön vardır: “Guru, yâni “önder’ her şeydir ve kesin olarak onun her sözüne uymak gerekir. Sihler, benim sezgilerime göre hindulaşmış Türkler. Guruya bağlılık ilkesi bile Türk olduklarına delil sayılabilir. Baş başa, baş guruya bağlıdır. Başıbozuk makbul değildir Türklerde. Bu sezgilerimi doğrulayacak bilimsel çalışma bekliyoruz üniversitelerden. Belki gen üzerinden, belki tarih ve sosyoloji üzerinden gidilse varsayımım gerçeğe dönüşür. Kim bilir.

Sih Tapınağı girişi

Burada fotoğraf çekmek serbest, telefonla girmek için para da istemiyorlar. Girişteki zemzem diyeceğim sudan içip, arınma suyuna ayaklarımızı sokup tadili erkan içinde giriyoruz Sih Tapınağına. Her yer çiçeklerle ve süslerle bezenmese camiyi andıracak. Zaten Sih inancı Hinduizm ile Müslümanlık arasında bir din. Görünen en önemli şart kadın-erkek saçlarını kesmiyor ve türbanla örtüyor. Neredeyse nas, başını örtmek ve saçları uzatmak. Tapınağın ortasında müzik aletleri ile ilahi söyleniyor. Her gelen secde ediyor. Ben de yabancılık çekmeyim diye iki kere secde yapıp ‘sübhanallahi rabbiyel âlâ’ dedim. Tapınağı gezmemize izin veren engin hoşgörüye karşılık. Edebimle geziyorum. Dışarı çıkış yerinde irmik helvasına benzer bir tatlı veriyorlar, bu hakkımı da kullanıp ağız tadıyla yedim hepsini. Yemek kaşığı kadar olsa da.

Halılar bile mescitleri andırıyor. Hindistanda gezdiğimiz tek temiz tapınak da burası idi.

Amritsar’daki kadar altından kubbesi olmasa da bu tapınak Cuma namazı vakti bu ibadet ile de Müslümanlığa yakın. Cuma tapıncını yerine getiren, bağış kutusuna gönlünden kopan kâğıt paralar atarak, bu tapınağın yaşamasını, tertemiz bir düğün salonu içaçılığını sürdürmesine destek veriyor. Anlaşılan ibadet, hayatın bir sınav ölümün şeb-i arus olduğunu hatırlatıyor. Sihler oturuyor, merkezdeki ilahi ekibini dinleyip huşuya ulaşmaya çalışıyor. Biz mecburen çıkışa yöneliyoruz. Tamamlanacak program var.

Hindu Tapınağı

Hinduizm’in en eski külliyatı olarak Vedalar’da çok tanrılı bir inanç sistemi vardır. Vedalar’ın teolojisi göçebe topluluklara has bir natüralizmdir. Çeşitli tabiat güçleri, Varuna, İndra, Agni gibi ilâhlarda resmedilir. Ancak sonraki kutsal kitaplar, çoktanrılığı tek tanrı inancının sembolik anlatımı şeklinde yorumlamıştır. Upanişadlar’ın ortaya çıkışından itibaren Hinduizm tek tanrılı bir hale bürünmeye başlamış, Vedalar’da önemsiz bir tanrı olan Brahma tek tanrı haline getirilmiştir. Hindistan’ın bin tanrısı var, algısı tartışmalı bir yorum artık. İnekler doğurganlığı bereketi temsil eder. Her Hindistanlının feryat içinde itiraz ettiği gibi ineğe tapmazlar. Mecusiler de ateşe tapmadığını söylemek zorunda kalır bu nedenle. Semavi dinlerin güçlü söylemi, put yasağı ve tek Tanrı inancı onları savunmaya zorluyor çünkü. Ben de haksızlık yapmadan, önyargılarım konuşmadan önce Hinduizmi anlamak niyeti içindeyim.

İkindiye doğru Hindu tapınağına gidiyoruz. Burada fotoğraf yasak. Ancak tapınağın birçok yerinde ayna var. Aynada yansımanı görünce, Tanrının huzuruna hangi niyetle ve yüzle geldiğini görüyorsun böylece. Halini düzeltmen, niyetini temizlemen ve tebessüm ederek yürümen gerekir. Bu temrin bütün Hintlileri güleryüzlü eyliyor. Yoksulluk, zulüm, haksızlık ve uçurumlar bu tebessümü yok etmiyor.  Yoksa Tanrının iradesine itiraz etmiş, imtihanı kaybetmiş olacaksın.

Ayakkabıları ve telefonları koyacağımız emanet kutuları olan bir odaya alınıyoruz. Sih tapınağında çorabı çıkarmak da zorunluydu. Burada çorapla gezebiliyoruz. Girer girmez alnımızdaki üçüncü göze sarı boya sürüyorlar. Boya ile yeri işaretlenmezse genç kızlar gibi göbeğini açarak üçüncü gözün adresini şaşırabiliriz. Üçüncü göz sembolik olarak yüzümüzde yerini alınca, tanrılara saygı sunmaya hazır hale geliyoruz. Buraya heykellere tapınmaya değil, meditasyon, manen yoğunlaşmaya geldiklerini söyleyerek başlıyor anlatmaya yerel rehberimiz. İnançlı ve entel bir hindu. Aslında tapınağa gelmek de gerekmiyor meditasyon için. Evde bir köşeye Tanrının heykelini, önüne yiyecekleri koyup tefekküre başlanabiliyormuş.  Hinduizm felsefi düşüncelerden oluşan bir külliyat. Müslümanlıktaki cemaatle kılınan namazın daha efdal olduğu gibi elbet dört başı mamur bir tapınağa gelirse mokşaya yönelmek daha mümkün. Upanişadlar’da ortaya çıkan, insanın reenkarnasyon döngüsünden ve ıstıraptan yalnızca ferdî olarak kurtulabileceği inancı yerine cemaatin kurtuluşa ulaşabileceği inancının önem kazanması ile tapınaklar hayat bulmuş. Yoksa başlangıçta inziva önemli iken bugün tapınaklarda toplu meditasyon daha makbul hale gelmiş.

Hindu Tapınağının içi

Odalar halinde bölümler var. Her bir odada yaratıcı Tanrının bir işlevini üstlenen tanrıların heykeli var. İş bölümü var tanrılar arasında. Sümer ve Yunan tanrıları gibi.

Rehberimiz Hindu. Hinduizmi anlatırken, bütün dünyanın algısı Hindistanın binlerce tanrısı var söyleminden komplekse kapılmış. Bizim de tek yaratıcı tanrımız var, diğerleri başka görevler üstlenen alt tanrılar diye savunma yapıyor. Baktım bu algıdan çok muzdarip. İnançlı bir adam. Onu rahatlatmak ve söylediğini anladığımızı göstermek için, ‘Üzülmeyin bizim de Allahımız tek ama 99 ismi var’ dedim.

Hinduizm kadim bir din olduğu ve sözlü olarak devredilip gelirken inançları farklı kitaplardan kaynaklandığı için Tanrının sıfatlarını bölüştürüp her işlev için farklı tanrılar oluşturmuşlar. İnek, maymun, fil, hatta fare ile temsil edilen. Allahın esma-i hüsnasında (99 isminde) tezahür eden her sıfat için bir tanrı ve o tanrıyı temsilen bir heykel üretmişler. İslam daha sonra geldiği için insanlığın soyutlama yapabilme aşamasını temsil ediyor. Hindular somut tanrılara ve onları gösteren heykellere vücut veriyorlar. Yoksa zamanla tek tanrı inancına, önemsiz bir tanrı iken Brahma yaratıcı tanrılığa terfi ederken, teslis gibi Vişnu ve Şiva ile bölüşmüş güçlerini.

Özellikle Sankara (VIII. yüzyıl) adlı filozof tarafından temsil edilen Vedanta okulu Advaita olarak bilinen katı bir monist anlayış ortaya koymuştur. Bu görüşe göre kozmostaki tek varlık Tanrı’dır, diğer bütün varlıklar O’nun yansımasıdır. Tanrı’ya ulaştıran en önemli yol bilgidir. Sankara, Advaita görüşünü özellikle Upanişadlar’la temellendirmiştir.  Böylece her dinin amacı bir ama rivayetleri muhtelif, Tanrı tek ama işlevleri farklılaşmış.

Hindistanda Bahailer de etkili. Onların Yeni Delhi’de bulunan Lotus Tapınağı, dünyada bulunan yedi Bahai tapınağının sonuncusu. Onu görmek nasip olmadı. Yoksa mimariye büyük önem veren Bahailerin bu tapınağını da görmeyi çok istiyordum. Lotus şeklindeki harika ve modern mimariyi gözlemlemek çakralarımı açardı belki. Bunun yerine kırmızı, sarı, turuncu boyalarla işaretlenen üçüncü gözüm açılsın diye yoğunlaştım artık. Bu yazının satır aralarına gizlenmiş gibi kaç kere yeniden okudum, yine de bulamadım. Belki siz rastlarsınız.

Mustafa EVERDİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s