Süs Cinayettir

Mustafa Küçükhüseyinoğlu yazdı…

Adolf Loos‘un bir kitabının ismi: ”Ornament und Verbrechen”, yani ”Süs ve Cinayet”. Aslında ben genelde bir adım daha ileriye gidiyorum ve süs cinayettir diyorum. Süs neden cinayettir? Çünkü süs ontolojik olarak bir başına ayakta duramaz, kendi kendine, bir başına yoktur o. Süreki bir şeyin süsüdür, bir şeyin sırtında varolur, bir şeyin kanını emerek yaşar. Süs cinayettir, çünkü sömürür. Süslü bir koltuk, süssüz bir koltuktan daha az rahattır. İşlevden çalar süs; iyiden çalar güzel, faydadan, yarardan çalar. Süs örter ayrıca, kendisini öne çıkartır, süslediğini arkada bırakır. Öne çıkmak, görünmek için sürekli bir şeye ihtiyaç duyar kendisi ve kendisiyle birlikte kendisini hizmete alan kafa. Süslü kelimeler anlamdan çalar. Süslü cümleler anlamı boğar, içine sıçar. Süs cinayettir. Karl Marx dini afyon olarak tanımlarken, çoklukla anşalıldığı anlamda negatif, o anlamda negatif bir anlam yüklemiyor bu söylemine. Kant‘ın aydınlanma tanımında, yani insanın kendisini kendi kendine Allah’ın belirli önşartların yerine gelmesi durumunda onun için hazırladığı ve ğırtlağına kadar içine batırdığı boktan çıkartması ifadesinde kendisini dışa vuran içeriği farklı bir şekilde tekrarlıyor sadece. Kant aslında sıcağa ve kokuya alışan insanın rahatını bozmayı pek sevmediğini söylüyor. Mağaradan çıkmak zor iş, en azından oldukça yorucu ve tehlikeli; nitekim sonunda ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Aynı şekilde Marx‘da da öyle. Bir ufakla kafayı bulan akşamcıyla, yarım saat vaazla birlikte, ya da güzel bir şiirle, bir hikayeyle, belki de güzel bir doğa manzarasıyla, felsefeyle hatta, iç çektiren ve hasret kokan her hangi bir başka bir güzelle, artık neyse o güzel, kafayı ve kafayla birlikte huzuru bulan dindar, edebiyat, sanat ve düşünce aşığı aynı kategori. Marx için bıçağın kemiğe dayanmasının önüne geçen her şey afyondur; bir şiir dahi, sosyal devlet dahi. Acıları dindiren her şey afyondur, ki acı nedir ki? Bir şeylerin yolunda gitmediğinin, bir şeylerin eksik olduğunun işareti, en azından içinde sürekli kalmak istemediğimiz bir durumda olduğumuzun belirtisi. Brecht‘in dediği gibi, eğer gerçekten üzerinde konuşulacak şeylerin üzerinde konuşamadığımız için üzerinde konuşuyorsak, bir ağaç, bir çiçek, bir şiir üzerinde konuşmak dahi büyük bir cinayettir.

Anlamak, sebebleri bilmek aslında, ki anlamak sebebleri bilmekten başka nedir ve ne olabilir ki zaten, özgürleşmektir diyorya Hegel. Marx‘ın karşı çıktığı, fakat Hegelin onay verdiği bu anlamaktan söz ediyorum felsefe derken. Anlamak sakinleştirir, korkularımızı alır, aydınlatır aslında. Ayadınlanmanın diyalektiğinde söylenildiği gibi; efsaneler de aydınlatır, hikayeler, masallar, hurafeler de aydınlatır, çünkü sebeb üretir. Güneşin sıcağında buharlaşan suyun yükselerek ve soğuyarak donması, ardından küçücük damlalar halinde bir araya gelerek bulutları oluşturması ve sonrasında ve belirli bir ağırlığa ulaştıktan sonra tekrar yere inmesine yağmur diyoruz. Fakat yukarda oturan bir Tanrının göz yaşları da diyebiliriz. Sonuçta olup biteni bir şekilde açıklamış ve yukarda neler olup bittiğine bir açıklama getirerek korkularımızı yenmiş oluruz. Nitekim aydınlanmanın hedefi, yine aydınlanmanın diyalektiğinde söylenildiği gibi, insandan korkularını alarak onu dünyaya ve dünyayla birlikte kendi üzerinde hakim kılmak değil midir? Öyledir.

Evet, süs gerçekten cinayettir. Acımızı unutturacak her şey cinayettir. Hiçbir şeyin başka hiçbir şeyin arkasında saklanmadığı, hiçbir şeyin başka hiçbir şeyi taşımadığı, hiçbir şeyin başka hiçbir şeyde durmadığı bir dünyayı bir anlığına durdurarak -ki buna ‘an’lamak diyoruz- nefes almak, o dünyayı çekilir, tahammül edilir, katlanılır kılmak için işlenen bir cinayet. Bu bağlamda Kant, Hegel, Marx, Brecht ve diğerleri; hepsi bir şekilde bu cinayete ortak muhtemelen, çünkü hepsi bir şekilde süslemekte ortak. Hepsi yaparsan olur diyerek ortak, öyle değil şöyle yaparsan olur demekte ortak; olabileceğini söylemekte ortak, cinayete ortak yani. Nietzsche ayrı. Çünkü olmaz, olmayacak. Ne aklımız, ne kalbimiz; ne kalın kalın kitaplarımız, ne koca koca fabrikalarımız; ne uçaklarımız, ne de arabalarımız; gözyaşlarımız dahi değil ve sevgi ve aşklarımız; ne türkülerimiz, ne şiirlerimiz; ne minberlerimiz, ne kürsülerimiz ne de dans ve kahkahalarımız; hiç bir şeyimiz yetmeyecek, evet hiç bir şeyimiz bu acıyı dindiremeyecek. Parmağınızın ucuyla göğsünüze, ya da bedeninizin her hangi başka bir yerine dokunun ve ben deyin. İşte tam orası, parmağınızın ucunun göğsünüze ya da bedeninizin her hangi başka bir yerine dokunduğu, ben dediğiniz o noktadır acının merkezi. Orada küçücük bir ara var; parmağınızın ucuyla göğsünüzün ya da bedeninizin her hangi başka bir yerinin arasında minnacık bir ara; işte ben dediğiniz sürece kapanmayacak, haddizatında en başında ben olurken açılan, ben olmak için açılan, ben olabilmek için açılan o ara kapanmayacak. Ve o arayı kapatmak içindir bütün bu çaba. Kapanmayacağını bile bile, kapanmayacağını göre göre yine de kapatmaya, en azından yok saymaya yönelik bir çaba. Ve çabanın kaynağı ”mutlak matem” (deuil absolu, Jacques Derrida). Parmağınızın ucu göğsünüze ya da bedeninizin her hangi başka bir yerine dokunsa dahi, siz hiç bir zaman kendinize dokunamayacaksınız. Kendinize uzanamayacak, ulaşamayacak, kendinizi yakalayamayacaksınız. Sürekli dışarda, kendinize giden, gittiğini sandığınız, ya da gitmediğini, gitmeyeceğini bilerek yine de yürüdüğünüz yollarda yorulacak, çöllerde, ebedi diasporada, bir ütopya peşinde avare avare dolaşıp duracaksınız. Bu yetersizliğin bir tesellisi, ucuz bir tesellisidir parmağınızın ucuyla göğsünüze ya da bedeninizin her hangi başka bir yerine dokunuyor ve ben diyor olabilmeniz, bir süs yani, başka bir şey değil.

Mustafa KÜÇÜKHÜSEYİNOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s