Yarın Mahşer Günü Dava Ederim

Gürgün Karaman yazdı…

“Varlığı askıya alarak kendisini varlık âleminin Tanrı’sı ilan eden, içindeki insanı hayvana çeviren ve bu hayvandan da sahte bir Tanrı yaratan insan, İlahi olanın huzurunda hesap vermeyeceğini düşünüyorsa bu sadece bir kuruntudur. Ve eğer bir Tanrı yoksa dahi ölüm denilen hakikat bu intikamı en acı bir şekilde alacaktır. Çünkü varlık “ayet”tir ve kendi dilince hesap sorar.”

Kadim Anadolu irfanı mistik değildir. Mistikler “sır” olanı, arifler “hakikat” olanı merkeze alırlar. Anadolu halk ozanları/âşık geleneği hakikatin talibidirler ve onlardaki nihai ufuk ilahi aşktır. İlahi aşkın cemalini, güzel olan ne varsa onda temaşa ederler. Mistiğin temaşası yoktur, ölüm ve ölümden sonrasına dair sırrın peşindedir. Oysa irfan ehli için sır olan yoktur. Varlık, bedihidir, varlıktan daha bedihi olan bir şey yoktur. Mistiklere göre hakikat bu dünyanın dışındadır. Bu dünya Platon’da olduğu gibi gölgedir. Fakat Hz. Pir Seyyid Nesimi’ye göre hakikat bu dünyadır. Bu, Platonik/mistik gelenekle temel bir ayrışmadır. Modern dönemlerin baskısıyla gelenekten radikal bir kopuş yaşayan Müslüman birey, mistik ile arifi birbirine karıştırmaktadır. Oysa ikisi arasında çok temel farklar vardır. Bir Osho ile İbn-i Arabi ya da bu yazının konusu olan Âşık Sümmani arasında kaynak, kelam, duyuş, hissediş, arayış vb. açılardan çok temel ayrışmalar vardır. Arif/âşık ilahi bir vizyonla hareket ederken mistik ise ilahi olmayan içsel bir psikolojik gerilimle hareket eder. Bu temel ayrışmayı kısaca belirttikten sonra asıl konumuza geçebiliriz.

Ey İnsan! Hakikatte senin yüzün yedi ayettir!

“Ceylan gözlerine kurban olduğum, Tanrı selamını almaz mısınız?” Bu bir meydan okumadır. Ama meydan okumanın hitabı öyle bir naiftir ki muhatabı “kurban olduğum” diyerek kendi derinliğine doğru çeker. Muhatap hayâ etmek zorunda kalır. Bu davete itiraz etmek ne mümkündür! Güzel olma iddiasıyla hareket eden, güzelliği kendinden menkul olarak addeder ve bu kibirli duruş Tanrı selamını dahi almaktan imtina eder. Fakat arifin/aşığın daveti bu kibiri darmadağın eder.  “Mevla’m sizi süs için mi yaratmış? Biz gel demeyince gelmez misiniz?” Varlık sahasına çıkan her şey, varlığını Yüce Yaratıcıya borçludur. Var olma hali bir süs için değildir. İlahi olanın tecellisi içindir. Çünkü var olan her şeyde Tanrı’nın imzası vardır. O, varlığı özene bezene yaratmıştır. Varlık Allah’ın aynasıdır.

“Gurbete gidenler azığın alır. Kimisi giderken kimisi kalır.” Her insan halife adayı olarak dünyaya gelir. Ne ki çoğu bu adaylığı kaybeder. İlahi olanın tecellisini hak edebilmek için “süs” olana değil “doğal” olanın bağrındaki insan ve varlık sevgisi gerekir. İlahi olanın rızasını kazanmak kolay değildir. Çünkü var olmaya mazhar olmak süs için değildir. Bu derinliği kaybeden “Kimi sevap için Kâbe’ye varır.” Oysa hakikat şudur “Kâbe kapınızda bilmez misiniz?” İnsanın, ilahi olanın tecellisi olabilmesi için herhangi bir mabede ihtiyacı yoktur. Bu durum mabedin yok sayılması değil, hakikati bir mabedin içine sığdıranların kör bir yaklaşımıdır ve ilahi/hakikat olan, mabedin içine sığmayacak kadar yücedir. İlahi olana hizmet/kulluk ettiklerini sananlar şunun farkında değildirler. Mabet büyüdükçe ve kutsandıkça ilahi olan daha çok çürümeye başlar ve tarih bunun şahididir. İnsanı merkeze almayanın, insanın gönlünde bir Kâbe inşa etmeyenin Kâbe edebiyatı sadece bir manipülasyondur.

“Karadır kaşınız yaydan nic’olur? Bugün dünya yarın ahret nic’olur? Süse olan düşkünlüğünüz hem bu dünya için hem öbür dünya için felakettir. “Süs” asli olanın yerine geçen bir asalaktır. O, “asıl” olanın üzerinde emperyaldir. Hakikatin üzerini örterek onun önüne geçen “sahte”dir. Sahte olanın hakikatin tecelligâhı olması mümkün değildir. Meydan okuma devam eder: “Bir gönül yapması yüz bin hac olur. Siz gönül yapmasın bilmez misiniz?” Gönülleri yıkarak, yıkılan gönülleri Allah’ın evi olan Kâbe’yi hac etmekle tamir etmek sadece süs, yalakalık ve sahteliktir. Ha, bunu yapabilirsiniz ve bu konuda özgür olduğunuzu iddia edebilirsiniz ya da “süsünüze, haccınıza, ibadetlerinize” güvenebilirsiniz lakin bu dürüstlük değildir. Bu tutum ilahi ve insani olana saygısızlıktır. Bu tavra karşılık yapılacak olan şey diyar diyar gezip insan sevgisini yaymak ve bu sevgiyi çiğneyenleri protesto etmektir. ”Sümmani’yem ey dil yare n’iderim? Başım alır diyar diyar giderim!” Bu dünyada insan olma onurunu, sevgisini hiçe sayanlar için bu dava burada bitmez ve “Yarın mahşer günü dava ederim.” Yanınıza kâr kalacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu dünyanın bir de ötesi vardır ve “Siz mahşer yerine gelmez misiniz?” Elbette geleceksiniz ve yaptıklarınızın hesabını bir bir vereceksiniz.

Âşık olup aşka düşmek murattır.
Bir gönül yapması yüz bin sevaptır.
Bugün dünya yarın ahret gerektir
Gönül yapmasını bilmez misiniz?

Gürgün KARAMAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s