Aşk, Hayatın Özü…

Sevim Korkmaz yazdı…

Mayalanma, öz tutma, hayatın kıvamını yakalama, sonra bu özün tüm ruhunu ve dâhi bedenini sarıp sarmalamasıdır aşk. Buraya kadar kadın ve erkekte aynı şekilde seyreder belki de bundan sonra kadında akademik ve mantıklı düşünmeyi harab ederken, erkekte güçlü ve muktedir olmayı harab eder en çok.

Kadınlar kendileri için demlenen bir gönlü, mayalanan bir ruhu mutlaka hisseder. Kabul edemedikleri, beraber mayalanma, öz tutma arzularının erkekler tarafından göz ardı edilmesidir. Erkek, maşukuna sırtını dönüp mağarasında gölgelerin gerçek mi ide mi olduğunu düşünedursun, kadın mağaranın kapısında duvardaki figürleri yaratandır. Ve tek istediği erkeğin yüzünü gölgesine değil gerçeğine dönmesidir.

Aşkı akılla taçlandıran kadın, sabırla kapıda beklemeyi bilendir. Aşkı akılla taçlandıran erkek, gölgenin ipuçları ile gerçeğini idrak edendir. Sonuç mu? Ya vuslat, yemyeşil ve rengarenk çiçekleri olan bir sarmaşık, ya hasret, gizli ve kupkuru sadece kökleri gibi kahverengi dallı bir sarmaşık…

-Aşk hayatın cevheri, özü. Herkese nasip olmuyor, İnsanlar bunu biliyor bence. Öyle olmasa çekemezler bu hayatı.

-Neden? Çekilmeyecek ne var hayatta? Bakın yine pırıl pırıl bir gün, ektiğiniz tohum topraktan baş veriyor, şükür iyi kötü bir çorba kaynıyor evlerde, ben, bizdeki bu hayat düşmanlığını anlamıyorum. Aşk o kadar çok ki şarkılarda, din yorgunu nesiller dediği gibi hocanın, insan aşk yorgunu oluyor. Ama sorsanız herkes en büyük aşkları yaşamıştır.

-Rutin belli bir andan itibaren sıkıcı galiba.

-Ama o rutini biz yapiyoruz. Hayatin ne suçu var?

-Beden hergün aynı yemekten sıkılırsa, Ruh da adrenalin, heyecan arıyor. Hayat herkese sunuldu, standart. Aşk onu sence yapan yegane şey. Hayatı olduğu gibi yaşayıp kabullenip, aynı şekilde tamamlamak da mümkün. Ona aşkla renk, desen, parıltı, ses, söz, tını katmak da…

-Olur mu hiç? Bir cümleyi sizin gibi kuran, bir resme bakınca sizin gibi duygulanan, sadece sizin okuduğunuz kitapları okumuş, sizin duyduğunuz şarkıları dinlemiş bir insan daha yok ki… Herkes hayatın her yerinde sadece kendisi gibi ve diğerlerinden başka biçimde var oluyor.

-Evet, aşk nedir biliyor musunuz? Sizin tüm saydıklarınızı kendi içinde yapan hayatını yaşar, tüm bunları bir başkası için de yapıyorsa yada bir başkası ile el ele göz göze, gülüş gülüşe yapıyor ise Hayatını AŞK ile yaşar… İşte maharet o eli, o bakışı, o gülüşü, o hüznü hissedecek maşuku bulmada… Bence hayatın gayelerinden biri de bu.

-Bir gun göl kenarında yalnız yürüyordum. Derken sazlıklardan kalkan bir kuş sürüsü neredeyse başımın üzerinden kanat çırparak havalandı. O rüzgar ve kanat sesleri… Benim bu hayatta şimdiye kadar tattığım en güzel şeylerdi. Daha güzelini yaşamazsam şayet, benim aşkım budur. Başımın üzerindeki kanatların rüzgârı. O kadar saf bir şekilde, düşünceden azade, sadece varolduğumu hissettirecek daha yoğun bir şey olmadı hayatımda o kuşların kanatlarindan çıkan rüzgarin yüzüme dokunması kadar. Çok çıplak bir varoluş duygusuydu. Çok sade, düşüncelerin parazitinden uzak. Hayatla aramda düsünce olmadan kurulmuş bir bağ idi.

-Aşk bu işte tam da… Hayatla arada düşünce olmadan kurulmuş bağ… Akıl, düşünce ne zaman iptal olur?

-O çok geveze bilinci bir süreliğine susturup kafa dinlemek…

-Akıl için mey, Ruh için meşk ile… Sonuç hayatla düşünce bağlarının yerini dolduran sarhoşluk…

Sevim KORKMAZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s