Bir Kitap, Bir Devir…

 Orhan Aras yazdı…

Fatih Kerimi

Balkan Bozgunu… Yıl 1912. Tarihçi İlhan Bardakçı’nın deyimiyle “Osmanlı veda ediyor Balkanlar’a..”

Ümitler sönük, yarınlar karanlık ve ordu perişan…

Osmanlı Devleti, daha dün tebası olan Bulgarlar’a yenik düşmüştür. Alman kökenli  Bulgar Kralı Ferdinant kendisini Napolyon sanmaktadır. İstanbul’a gireceğini, Ayasofya’ya haç takacağını iddia ediyor.

Edirne düşmüş. Düşman ordusu Çatalca’da… İstanbul halkı korku içinde. Bir tarafta düşman, bir tarafta ise veba salgını.

Bütün bu durumu uzaktan izleyen ve yürekleri tutuşan Rus Çarlığında yaşayan Türklerden bazıları bu acılara seyirci kalamazlar ve İstanbul’a giderler. İstanbul’a gidenler sadece erkekler mi? Hayır! Hemşire olarak İstanbul’a giden Petersburg’dan Rukiye Yunusova Hanım, Meryem Yakupova Hanım, Taşkent’ten, Meryem Pataşova Hanım, Rastof’dan ve niceleri İstanbul’a, Hilal-ı Ahmer, yani Kızılay’a, yaralılara yardım etmek için gitmişlerdir.

1912 yılının 1 Kasım’ında Orenburg’dan bir kişi daha İstanbul‘a doğru yola çıkar. Bu adam, Tatar edebiyatının kurucularından biri olan Fatih Kerimi’dir.

O, Rusya müslümanları için Türkçe yayın yapan Vakit gazetesinin sahibi Zakir Remiyef’den bir mektup alır. Zakir Bey mektubunda, Fatih Kerimi’den, İstanbul’a giderek olayları yakından izleyip gazeteye bildirmesini rica eder.

Fatih Kerimi, ilk mektubunda “1 Kasım’da akşamleyin Orenburg’dan çıktım” diye yazar.. Yolda, iki Alman, bir Rus ve bir Rum’la yolculuk yapar. Rus tren kompartımanda sürekli kitap okumakta, Almanlar içki içmekte, iri ve şişman Rum ise sürekli Türklerin aleyhine konuşmaktadır. Hatta Türklerin savaşta yenilmelerini, perişan olmalarını Tanrı’sından dilemektedir.

Fatih Kerimi, sonradan kitaplaştırdığı mektuplarını o kadar canlı ve yüklü cümlelerle kaleme almıştır ki insan mektupları okudukça bir film izliyormuş hissine kapılmadan edemiyor.

Mektuplarda insan, millet, coğrafya, siyaset, din tasvirlerinin yanısıra zamanın ruhu da vardır. Bunda tabii ki yazarın dile hakimiyetinin ve yazma kabiliyetinin büyük rolü vardır.

Fatih Kerimi müthiş bir gözlemcidir.“Zamanın şahidi” denilebilecek bir bakış ve duyuş hassasiyetine sahiptir. O günün savaş psikolojisini, insanların halet-i ruhiyesini ve İstanbul şehrinin 1912 yılındaki fotoğrafını olduğu gibi günümüze akatarmayı başarmıştır.

Örneğin İstanbul’daki gazeteler, boşboğaz aydınlar, gözü kara askerler, küçük hesaplar peşindeki siyasetçiler, bütün bunlardan bizar olan halk, İstanbul’a koşup gelen idealist Rusya Müslümanları onun güçlü kalemiyle canlanarak günümüze taşınmaktadırlar.

Yusuf Akçura’nın yüzbaşı rütbesiyle savaşa gönüllü katıldığını, Bakü’lü milyoner Şemsi Esedullah’ın oğlu Ali Bey’in savaş için İstanbul’a gelişini onun kaleminden öğreniyoruz. Sadece öğrenmekle kalmıyor, o kişilerin o günki hallerini de adeta görmüş oluyoruz:

“Baku’lü milyonerlerden Şemsi Esedullah Efendinin küçük oğlu Ali Bey de gönüllü olarak savaşmaya gelmiş. Bugün savaş bölgesine gitti. Giyim, kuşamını tamamen kendisi almıştı. Kolej eğitimi görmüş, yirmi beş yaşlarında yiğit ve güzel bir gençtir. Rusya Müslümanlarından gönüllü olarak yüz kadar kişinin geldiği söyleniyor.”

Fatih Kerimi mektuplarıyla bir devri deşifre ediyor. İnsanların yüzlerine ve ruhlarına kamera tutuyor. Her satırında hem edebiyatçı olmanın titizliği, hem de kardeş olmanın sızısı açık açık hissediliyor. Kalemi ve kağıdıyla oradan oraya koşuyor ve gözleri nemli, yüreği perişan bir savaşa ve devrin sona ermesine tanıklık ediyor. Kişileri anlatırken asla duygularına kapılmıyor. Tarafsız kalmayı daha uygun buluyor. En üzgün halinde bile Rusya Müslümanlarına mektuplarıyla bir ümit ışığı göndermek istiyor. Mesela 21 Aralık 1912 tarihli mektubun başlığına bakın…

“Tabiatın güzelliği-Vaziyetin kötülüğü- Muhacirler- Çaresizlik”

Başlığın altındaki satırları parça parça takip edelim.

“Her gün güneş bütün İstanbul’u nurlara gark ediyor. Zebercet gibi saf  gökyüzüne doğru uzanan güzel, zarif minareler..”

“Yüz elli bin muhacir İstanbul’da. Soğukta ve yağmur altındalar. Çocuklar sinek gibi kırılıyorlar.”

“Vatanını seven bir Türkün bu müşkülat altında şaşırıp kalmaması mümkün değildir.”

Balkan Savaşlarında İstanbul

Fatih Kerimi savaşın ve yenilginin o karanlık günlerinde bir gazeteci titizliği ile hemen hemen herkesle görüşür. Kâh Enver Bey’in (Enver Paşa) yanındadır, kâh Halide Edib Hanım’ ın… Abdülhak Hamid Bey, Fatma Aliye Hanım, filozof Rıza Tevfik, Sait Halim Paşa görüştüğü kişilerden sadece bir kaçıdır. Ama en yürek burkutucu satırları Ahmet Mithad Efendi’nin cenazesi vesilesiyle yazmıştır. Türklerin Tolstoy’u diye tanımladığı Ahmet Mithat Efendi’nin ölümüne gösterilen ilgisizlik, vefasızlık onu oldukça hiddetlendirir. Özellikle  İstanbul gazetelerinin onun ölümünü bir kaç satırla geçiştirmelerine çok öfkelenir.

“Yahu, bu insan Türkiye için bizim Rusya’nın Tolstoy’ u, Murmusof’u idi. Bunlar öldüğünde rus matbuatı nasıl yazdılar, Mithat Efendi öldüğünde Türk gazeteleri nasıl yazıyorlar diye düşünerek şaşırıp kaldım.

Kardeşi Arif ve Darülfünun talebelerinden hemşehrisi Abdurrahman Efendi’yi de alarak Beykoz’a Mithat Efendi’nin evine giderler ve büyük bir hüsran yaşarlar. Evde Ahmet Mithat Efendi’nin ailesinden başka kimse yoktur.

Cenazeye de ne yazık ki bir kaç yüz insan katılır. Cenazeden dönerken Rusya Türkleri bir araya gelir ve Türkiye Türklerini kınarlar.

Fatih Kerimi, 1870 yılında Samara eyaletinin Bögülme ilçesine bağlı Minlibay köyünde dünyaya gelmiş. Önce babasından dini eğitim almış, sonra da Rus mekteplerinde okumuştur. Üniversite tahsilini İstabul’da Mülkiye mektebinde almıştır. Üniversite bitince Yalta’da öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Sonra edebi eserler yazarak yayınlamıştır.

Onun en önemli eserlerinden biri sayılan “İstanbul Mektupları” 1912 yılının Kasım ayından, 1913 yılının Mayıs ayına kadar devam eden ve o dönem Türkiyesi ve İstanbul için en önemli vesikalardan biridir.

Bu kitap ilk defa 1913 yılında Orenburg’da Vakit matbaasında basılmış, sonra da Dr. Fazıl Gökçek’in çabalarıyla 2001 yılında Çağrı Yayınları tarafından yayınlanmıştır.

Kitabı yazan rahmete, hazırlayanlar da takdire ve teşekküre layıktırlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s