Mülteci Çocukların Istırabı: Kefernahum…

Ayşe Karaköse yazdı…

Kefarnahum filmini duyduğumda araştırmış ama izlemeye yetişememiştim. O sıra gösterimden kalkmıştı.

Notlarımda olmasına rağmen de, geçen hafta izleyebildim. Konunun işlendiği yer bir Ortadoğu ülkesi. Mülteci ailelerin en fazla da çocukları üzerinden yaşadıkları dram anlatılıyor.

Özellikle bir çocuğun gözlerindeki boşluğu ve hayatın saçma olduğuna dair anlamsızlığa denk düşen kederli bakışından, gülmeyen yüzünden, sefalet ve onun kadar da toplumda yok sayılmanın bıraktığı duygulara tanık olunuyor.

Günü geçirebilmek için biraz daha sorgulanmamak üzerine alışkanlıklara kendini kaptıran ailelerin, alışamayan çocukların(ın) üzerinden gelişiyor senaryo.


Zain: Mülteci çocukların iç dünyalarını, yaşadıklarını anlamamız için seçilmiş bir karakter.

Sevdirilmeyen ya da sevemediğin bir hayatsa yaşadıkların, üzerine çilenin yağmur gibi akacağını bildiğin halde, ne diye çocuk sahibi olursun? diyebilen bir yorgundur Zain.

11 yaşındaki kız kardeşi Seher‘in ergenliğe adım atar atmaz zorla evlendirilmesine bir türlü engel olamaz. Anne babasının onu evlendirmesinin ardından evden kaçar.

Nasılsa bu anne baba kendilerini kurtarma peşinde iken, deva olamayacaklardır da: Ne kendisine ne de kardeşlerine.

Başka bir ülkeye gidebilmek ümidiyle kimliğini almak için eve geldiğinde ise her şeyi öğrenir. Bazen şok olmadan öğrenmelerin dünyasına adım atılmazdır gibi, Zain‘in yaşadığı yakan sarsılma da böyledir.

Seher evlendirilmesinden kısa bir süre olan hamileliğinin ardından ölür. Kimliği olmadığı için hastanaye alınmamıştır. Hem çocuk gelin olmanın çilesiyle, hem varlığına itibar edilmeyen sığıntı hükmünde sayılmış bir mülteci olarak yaşamış ve ölmüştür.

Varken yok sayılmanın iğretiliğinin tüm perdesi gözlerden kalkar: Sıradanlığa mahkum olmaktansa direnmeyi seçen Zain‘in duruşuyla.

Kız kardeşinin ölümünden suçlu bulduğu eniştesini bıçaklamaya gittiğinde olanı biteni görmeyiz. Yönetmen her şey de görmekle anlaşılır olmayacaktır, cümlesine geçiririr izleyeni.

Olan biten ise, oradan ayrılan Zain‘in yüzü, ellerinin kanlı hali ve etraftakilerin bakışıyla anlaşılır. Bir an öldürdüğü düşünülürse de, ileriki sahnelerde eniştenin ölmediği gerçeğiyle bir nebze rahatlanır.


Zain ıslah evine götürüldüğünde, televizyondaki canlı yayına telefonla katılarak yaşadıklarını duyurmak ister. Yaprak gibi savrulmayı seçmektense, zor olanı yani: çabayı seçen bir mücadeleci olmayı.

Onun bu karakteri filmin başlarında da anlaşılır. Seher’den bir yaş büyük olmasıyla kendini abi olarak hisseden, dolayısıyla her türlü kötülükten korumaya çalışan, anlatmakta zorlanacağım o sahneler sorumluluğun biblo kelimelerden olamayacağını hafızalara kazır.

**
Hakim karşısına çıkartıldığında, yaşını kendisinin de bilmediğini söyler.

Nüfusa kayıt edilemese de ebeveynin bir yere not edemeyişi: Onların da okuma yazma bilmediklerini ve ancak yaşayacak kadar hayata tutunmuş olduklarıyla izah edilebilir.

Tahminen 12 yaşında olduğunu avukat hanım belgeleriyle sunar Hâkime.

Anne babanınsa suçlanmamak için, yahut çocuklarının suçundan kendilerini temize çıkartmak için sığındıkları mazeretleri ne ilginçtir:

-İnsanların yüzüne bakamaz olduk Hâkim bey!

Yürekten kabul ki: Vicdan da feraset işi olduğunu gösterir bu sözlerle.

Gerçi bir diğerinin ve önleyecek kişilerin sessizliği, sorumluluk almayışları ya da yerine getirmekten kaçınmaları, umursamazlıklarını göz önüne getirince anne babaya da yüklenmek insafa aykırı geliyor.

Yine de kabul edelim ki: Babanın savunması, kendini sorgulamamış her savunma biçimi gibi yüzeyseldir de:

-Ama nerden bilirdim, ben asla böyle olmasını istemedim!

Bir “ama” ile de biz başlarsak, kızını evlendirmenin onun kurtuluşu için olmadığını ve olmayacağını en iyi SEN biliyorsundur demek geliyor babaya.

Vicdanın açığa çıkabilmesinin, düşünmeye ve sorgulamaya başlamakla birebir örtüştüğünün ne acı örneğidir..


Bıçakladığı eniştesinden dolayı mahkemeye çıkartılırken anne babasından davacı olur. 
Hâkim sorar:

-“Neden burdasın biliyor musun?
-Evet. Ailemden şikayetçiyim.
-Niye şikayetçisin?
-Yaşadığım için!”

Ve büyük insanların zor durumu yaşadıklarında çocuklarını “bakamıyorum çünkü” sözlerinin ardına sığınmamıştır küçük Zain.

Evden ayrıldığında yanlarına sığındığı siyahi anne Rahil cezaevine girdiğinde -ki Zain‘in bundan haberi bile yoktur- bebek Yonas‘a bakan 12 yaşında bir çocuktur.

Zain‘in babasının:

“Belki de benim hatam değildir Hâkim bey, seçme şansım olsaydı, belki hepinizden daha iyi biri olurdum!” sözleri, sunulan, imkan verilmeyen bir hayatta, tercih edebilmek için değer görmenin gerektiği gibi, insan olarak ayrıcalıklı ve saygın sayılmanın elinden geldiğince bir şeyler yapabilme gayretinin başka başka “hayatlara” etkisinin de örneği gibidir.

Büyüklere mücadeleyi bırakmak, hayatın vermediklerinin kavgasını birbirlerine hınçla haykırmak daha kolayken, bir çocuğun: “Yaşamak, sevdiklerin için mücadeleden başka nedir ki” duruşu, akılda kalacaklardan..

Yahut büyükler hayal kurmayı unutmuşlardır. Ya da düşe kalka yol alınan hayatta, hayatın çıkardıkları kadar kendi gerçeklerine de bırakmalarındandır belki. Zain’in anne babası örneğinde olduğu gibi.

Bırakmayanlarsa bir yerde kurtulabiliyor. Yahut kurtuluşa sebep olabiliyor. Zain, film boyunca bunun örneğidir.


Koşulları farklı olan bırakıp gitmek zorunda hisseden bir başka anne: Rahil. Onun bebeğine bakmak zorunda kaldığında Zain, pazarda evdeki tencere-tabakları satarak yiyecek almaya çalışır. Bir taraftan da İsveç’e gidebilmek için para biriktirmeyi öğrenir.

Ona bu fikri veren küçük kızın:

-“Ordaki çocuklar eceliyle ölüyormuş!” sözü çocukların büyüklerin kurdukları dünyaya dair bildikleridir. Bizzat yaşayarak öğrenmek zorunda bırakıldıkları..

Çocukların dünyasında eşitlik kavramının parçalandığı en önemli fark ediştir aslında: Dünyadaki hiç bir yerin aynı olmaması. Ne ki ölüm bile aynı yaşanmayacaktır. Hayatlar gibi.

**
Zain ıslahevindeyken annesi onu ziyarete geldiğinde güzel bir haber vermek kastıyla:

“Allah bir yerden aldığını başka yerden verir, bundan emin ol!” der ve aralarında şu konuşma da unutulmayacaklardan:

-Allah sana ne verdi ki?!

-Hamileyim, küçük bir kardeşin olacak. İnşallah kız olursa, adını Seher koyacağım.

-Biliyor musun, sözlerin ciğerimi yakıyor!

Küçücük çocuk ciğer acısından ne anlar diyemiyoruzdur. Çünkü şımartılmışlığı tatmış bir çocuk değildir ki Zain.

Annenin tesellisi bir nevi Tanrı’sını ortak kılmak gibidir. Yani, düşünme ve sorgulamaksızın yaptığı her şeyde dayanak ve tesellisi olup çıkartılabildiğine göre.. 
**
Yarına ve insanlara inanmadığını yüzünde ne kadar da belli eder Zain. Film biterken resmi çekileceği sırada:

“Gülümse! Bu pasaport fotoğrafı! Ölüm belgesi değil!” sözünü duyduğunda, ancak ve nihayet gülümseyebilmiştir. Her insanı güzelleştiren tebessüm bir çocuğa ne de yakışır.

O yüzde: umudun resmini görürüz. Kurtuluşun olabileceğine dair bir ışığın görüldüğünün.


Gelelim filmin senaryosu ile adı arasındaki alakaya.

Araştırmadan anlaşılabilecek duyulan bir isim değil, kefernaum. Aslen Fransızcadan geliyormuş kefernahum kelimesi ve kaos anlamında.

Kaosu simgeleyen anlamı ile filmdeki mülteci ailelerin en çok da çocukları üzerindeki bıraktığı yıkım birleştirilince bu anlam kardeşliği ile filmin adının da uygun düştüğü görülüyor.

Biraz daha araştırıldığında kelime kaynağı Fransızca olmakla birlikte mekansal kökeni Ortadoğu’ya doğru gidebiliyor.

Aynı zamanda İsrail’de bulunan antik bir kentin ismi ve orada da öne çıkan anlamı: kaos ve karmaşa. İncil’de ise çok kaotik olduğu için lanetlenen üç şehirden biri olarak geçiyormuş.


Yönetmen Nadine Labaki‘nin mülteci çocukların dramına dikkat çektiği bu film, sefaleti, savaşı önleyebilecek olanların dünyasında da: lüks olmayan duyarlılığın ve fark edişlerin yerini bulması temennisiyle…

Ayşe KARAKÖSE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s